Artık inanıyorum...

79 5 5
                                    

NİNA

"İyi ki doğdun Nina!!!!"

Bu ses kulaklarında yankılanırken bir yandan da neler kaybettiğini düşünüyordu. Zaman öyle lanet ve iğrenç bir şeydi ki onun için! Kaç insanı ondan çalıp yarım yamalak hatırlanan hatıraların kıyısına köşesine sıkıştırmıştı? O zaman denen illet şeyi bir türlü durduramamıştı işte. Bir keresinde şehir merkezinde eski bir kitapçıda rimeli akmış ve yorgun gözlerle ruhunu dinlendirmeye çalışırken orada çalışan yaşlı bir kadına sormuştu bu soruyu. Kadın hafif bir gülüş atmış ve sonra aradığı o cevabı vermişti ona.

"Sen zamana bir şey yapamazsın. Ellerimi görüyor musun?" Hafif kırışmış ve güneş lekeleri olan ellerini ona doğru uzatmıştı.

"Ona karşı koydukça yorar seni. Ufaltır, güçsüzleştirir... Evet zaman bir gün elbet duracak. Ama sadece senin için. İşte o zaman düşman olarak gördüğümüz bizi güçsüzleştiren ve yok eden şeyin zaman değil ölüm olduğunu anlarız tatlım."

Evet, zaman değil ölümdür bizi asıl tüketen. Bunu son ana kadar bilmeyen insanlar ne şanslılardı Nina'ya göre. En azından sadece onlar tek seferlik bir hayal kırıklığıyla veda edeceklerdi. Ama bunu her zaman bilenler ne doğru düzgün yaşayabiliyorlar ne de doğru düzgün ölebiliyorlardı. Doğru düzgün yaşayamıyordu şimdi. Ne kadar güzel şeyler olursa olsun damağında bir yumak dolu gözlerle dolaşıyordu. Mutlu olduğu anları bile hatırlarken büyük bir işkencenin ortasında gibi hissediyordu kendini. 

Ne doğru düzgün sevebiliyordu ne de doğru düzgün terk edebiliyordu. Merdivenleri çıkmadan önce derin bir nefes aldı Nina. Yükselen ateşinden dolayı kızaran yanaklarını heyecandan buz tutmuş elleriyle yatıştırmaya çalıştı. Ne diyecekti? Nasıl başlamalıydı? En iyisi hiç düşünmemeliydi. Ne de olsa bu ana kadar düşündüğü hiçbir şey düşündüğü gibi olmamıştı. Bir kere daha derin nefes alırken kendine lanet edip zile bastı.

                       ******************************************************************************************

 ARMİN

Genç adam çalan kapının zilini duyunca kendisini aynada bir kez daha kontrol etti ve daha sonra kapıyı açmak üzere odadan çıktı. Gizli ve derin bir heyecanla kapının önünde duran sevgilisine gülümsedi. Nina isteksiz bir gülücükle karşılık verirken aynı isteksizlikle içeri girdi. Aklından ne geçirdiğini tahmin etmek belki imkansızdı ama Armin'in de böyle bir niyeti yoktu. Bu tatsız havasını görmezden gelerek elleriyle sevgilisinin yüzüne düşen saçlarını geri itti.

"Gala da nereye kayboldun? Seni sadece bir kere görebildim?"

"O bile bir şeydi. Hiç gelmeye de bilirdim?"

"Hayır geleceğini biliyordum." Nina Armin'in kendinden emin havasına şaşırarak kaşlarını çattı;

"Nasıl emindin?" Armin tatlı gülüşlerinden birinin atarken çenesini iki parmağının arasına alıp kafasını sağa sola sallamıştı.

"Çünkü bana geleceğine dair söz vermiştin akıllım." Nina bu ince ayrıntıya sadece hafifçe şaşırabildi. Nerdeyse içeri girdiğinden beri Armin'in yüzüne ilk defa bakıyordu. Titreyen dudakları konuşmak için açıldığında sanki dünyanın sonuydu.

"Armin seninle bir konuda konuşmak istiyorum."

"Nina lütfen..."

"Ama bu çok önemli gerçekten-"

Biliyorum. Ne söyleyeceğini biliyorum. Gideceğini ve bir daha hiç gelmeyeceğini biliyorum.

seArmin içindeki sesine aldırmadan;

"Bak ne kadar önemli olursa olsun. Ne diyeceğin umrumda değil. Şu an sadece seni bir yere götürmek istiyorum." Nina bu beklenmedik isteğine şaşırmıştı.

"Nereye?" diye sorarken Armin çoktan eline bir battaniye tutuşturup onu evden çıkarmıştı. Garip bir şekilde apartmanın çatısına çıkıyorlardı. Nina tam ne olduğunu soracaktı kikarşısındaki manzarayla neredeyse donakaldı.

tam karşısında bütün şehir ayaklarının altındaydı. Çocukken hep rüyalarına giren renkli küçük kelebekler gibi mavi kırmızı yeşil ışıklar sarhoş gibi dağılmıştı şehirde. Tüm bu parlaklık gökyüzünün büyüleyici lacivert tonunu yırtıyordu. Ama onun  damarlarındaki kanı donduran şey bunların hiçbiri değildi.

Binanın trabzanlarından ayaklarının olduğu yere kadar çiçek yaprakları vardı yerde. Büyük bir daire çizen ve gökkuşağının renklerini sürekli döndüre döndüre yansıtan lambalar tıpkı şehre dağılmış sarhoş kelebekleri anımsatıyordu. Tam ortada küçük bir masa ve üstünde bir pasta. O an Nina bu tabloyu izlerken sevgilisi arkasından yavaşça yaklaşıp beline kollarını sardı ve kulağına doğru fısıldadı.

"İYİ Kİ DOĞDUN!" Nina yaşlı gözleriyle Armin' e döndü.

"Nerden biliyorsun? Doğum günüm olduğunu... nerden biliyorsun?"

"Annen söylemişti laf arasında." Armin yüzünü yıkayan yaşlarını elleriyle silerken ;

"Ama ben bu kadar şeyi sen ağla diye yapmamıştım."  Nina hiç düşünmeden sarıldı Armin'e. Kokusunu bir daha hiç nefes almayacakmış gibi içine çekti. Armin onu kollarında sarmışken  ileri doğru götürdü ve zorla da olsa yanan mumları üfletti. Arkasından güzel bir müzİk açmıştı ve zaten kollarına sarılı olan ellerini kendine daha da sararak dans etmeye başladılar. Genç kız artık biraz sakinleşmiş ve alnını Armin'in çenesine yaslamıştı. Uzun bir aradan sonra genç adamın sesi dışarıdaki müziğe karıştı.

"TANRI SENİ OLDUĞUN YERİ AYDINLATMAN İÇİN YOLLAMIŞ."

"HANİ SEN TANRI'YA İNANMAZDIN?" Armin sessizce güldü ve biraz daha yaklaşarak;

"ARTIK İNANIYORUM.." diye cevap cerdi. Nina uzun bie sessizlikten sonra konuşabildi ancak. Yine düşündüğü gibi olmamıştı.

"Bu gece birbirimize seni seviyorum dan başka hiçbir şey söylemeyelim, tamam mı?" Genç adam tamam anlamında kafısını sallarken hala gülümsüyordu. Kahretsin!! Bu adam hep gülüyordu. Ve belki de sırf bu yüzden hayır denmesi imkansızdı ona... Terk etmek imkansızdı....

Nina başını yemedikleri pastaya çevirip daha sonra etrafı şöyle bir kontrol etti. Keyfi yerine geldiği için artık gıcık şakalarını yapabilirdi.

"Çok uğraştın mı sen bunları hazırlamak için?" Armin derin bir nefes çekip onu kucağında yere doğru kaydırdı ve cevap verdi;

"SENİ SEVİYORUM" <3

ARKADAŞLAR UMARIM SİZİN İÇİN GÜZEL BİR BÖLÜM OLMUŞTUR. YORUMLARINIZI VE OYLARINIZI BEKLİYORUM. :D

SEVGİLİM NEWYORKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin