Bölüm 20..
Zaman akıp gidiyordu. Caroline Klaus'un sözlerini aklından çıkaramamıştı. Çıkarması da mümkün gözükmüyordu. Bilmeden genç adamın kalbini çok kırmıştı. Sevdiği adamın kendisini canavar olarak görmesi beklemediği birşeydi. Hiç böyle düşünmemişti. Klaus'un bir canavar daha da ötesinde manipüle eden bir piç olduğunu asla düşünmemişti. Kalbindekileri biliyordu genç adamın. İçinde sakladığı kimsenin görmesine izin vermediği yaralı çocuğu biliyordu. Şevkate, ilgiye, aşka ihtiyacı olduğunu biliyordu. Gönlünü alması çok zor olucaktı ama nerede olduğundan bile haberi yoktu.
Victoria's Secret çekimlerine bile gitmemiş işe başlamaktan vazgeçmişti. Klaus sinirle evden çıktığından beri camın kenarında harika New Orleans manzarasını izliyordu. Geri dönüceğini biliyordu. Dönerdi. Klaus asla sevdiklerini arkasında bırakmamıştı. Caroline bundan emindi. Ağlamaktan şişen gözlerine lanet okuduktan sonra burnunu yavaşca çekerek içeri gidip banyo yapmaya karar verdi. Sevdiği adamın karşısında ağlamaktan şişmiş gözler ve kırmızı bir burunla çıkmak istemiyordu. Artık birşeylerin düzelmesi gerekiyordu. Ölümden dönerken cadıların sözlerini hatırlıyordu. Bir efsaneydi. Caroline ve Klaus'un aşkı yıllarca cadılar arasında konuşulmuş sonunda Klaus'u durdurucak tek şeyin bu harika kadın olduğuna karar vermişlerdi.
En azından Leah böyle düşünmüştü. En yakından bu aşkın büyüklüğüne şahit olan en güçlü cadı Klaus'un Caroline için çektiği tüm acıları görmüştü ve kavuştuklarında ikisininde yüzündeki bütün o mutluluğu. Caroline'nın en yakın arkadaşı Bonnie'den dinlemişti bu aşkın nasıl başladığını. Kan ve intikam içinde şekillenen destansı aşkın kahramanca öyküsü iliklerine kadar titretmişti cadıyı. Bunu Cadılar Meclisine anlattığında başta fikrini kabul ettiremese de sonrasında cadılar meclisi mucizevi bir şekilde kabul etmişti Caroline'ı diriltme fikrini. Hatta bunun için dört cadı kurban edilmişti. Bu gün ise Klaus cinayetlerine son vermiş olsa da o büyük aşk ortalıklarda görünmüyordu. Yok olmuşlardı. Kaderin rüzgarında savrulmuş basit insansı duygulara kendilerini kaptırıp aşklarını kaybetmişlerdi.
Caroline bunun olmasına izin vermek istemiyordu. Savaşıcaktı. İki taraftan biri mutlaka bu aşk için savaşmıştı. Pes etmek zayıfların işiydi ve ne Klaus ne de Caroline hiç bir zaman zayıf olmamışlardı. Klaus'un sevgisinden şüphe etmek yapılan en büyük hataydı. Candice'e ragmen, başka bir kadından bir çocuğu olmasına rağmen Klaus Caroline'dan hiç vazgeçmemişti. Sonsuza kadar birbirlerine ait olduklarını hatırlamak zorundalardı.
Caroline düşünceler içinde uzattıkça uzattığı duşunu bitirip küvetten çıktı. Kapının arkasındaki bornozunu giydi ve havluyu saçlarına sardı. Ayananın önünde durup kendini incelerken banyonun içinde bir rüzgar hissetti. Arkasını dönüp baktığında hiç birşey yoktu. Tekrar önüne döndüğünde ise bir adamla burun buruna gelmişti. Adam Caroline'ı kaçmaması için kollarından tutmuş kolları arasına hapsetti. " Şimdi güzellik sakın kıpırdama cadıların sana canlı ihtiyacı var. " Dedi. Caroline korkudan bem beyaz kesilmişti. Kekelemesine engel olamıyordu. " Ba-ba-ban-na mı? "
Adam genç kadının hiç birşeyden haberi olmamasına şaşırmıştı. Kendisi de detaylardan habersizdi. Bu basit insanın ne yapabiliceğini bilmiyordu. Cadıların neden bu kadar korktuklarını da.. Caroline'nın savaşmadan yenilmeye niyeti yoktu. Artık bir vampir olmayabilirdi ama yine de güçlü bir insan sayılabilirdi. Kolları arasına sıkıştığı adama karşı koymaya çalışıyordu. " Karşı koymaya çalışma güzelim sadece daha güzel oluyosun ve benim sana dokunmamam gerek. " Caroline'nın korkusu daha da artmıştı. Etrafına bakındı. Kendisini tutan adamın kalbine saplicak bir tahta parçası bile yoktu etradında. Umutsuzluk bedenini ele geçirirken " Benden ne istiyosunuz ? " diye sordu. Aldığı cevap kafasındaki hiç bir soruya cevap vermemişti. " Birilerinin ayağına basmış olmalısın.."
