bazen insan kendine
"hiç"
olmayı bile emredebiliyor...
hatta
bir rahim de can bulmamış olmayı da.
öyle rezil,öyle sefil,öyle iğreti...
öyle ama öyle bir durum ki bu
asil bir tohumu bile
yağmura
yalvartabilir.
o tohuma acıyorum.
bazen insan kendine
en haininden bir bıçak saplayabilir...
o bıçak
etine kemik
tenine zırh olabilir
bir süre.
durumun mahiyeti
ah
o mahiyeti
kendi kendine saplanan bir bıçak olabilseydi
keşke. sadece.
etrafımızdaki bunca çakal sürüsü
o bıçağı
usta elleriyle
taa ciğerimize
...
neyse!
bazen insan kendine susmayı öğretebildiği gibi
sövmeyi de öğretebilmek isteyebiliyor...
o kırılası dilini paramparça edip
kaleminin ses tellerini beslemek
beslemek ve
kendini bilmez bir canavarın ipini salar gibi
yumar gibi gözlerini
açıvermek sonuna kadar
üslubun o katil
penceresini.
bazen insan
kendine hapsolmak denilince
yüzünde beliren o acı tebessümü
vakıf bir beceriyle
tuvaline işleyebiliyor...
şiirin bu bölümü
tam da can alıcı işte.
içimdeki çocuğu
siz
öldürmediniz mi?
söylesenize!
bazen insan kendine
hep kendine
yinede kendine
kaçabiliyor...
her adımı kutsal saymak diye buna denir.
yürümek hiç bu kadar ucuz olmamıştı.
ve
koşmak
tam bir hikaye.
bazen insan kendine,
kendini
hiç yakıştıramıyor...
birden bire tükenmiş
kıyıları terk edilmiş
kocaman bir yükün ağırlığını hep üstlenmiş
içinden, içerisinden
kahretsin!
en derinden
zehirlenmiş bir deniz gibi,
hiç açamayacak
bir çiçek
anlamını yitirmiş
bir kağıt
ufalanmış
bir sürü yanıt
kayıplara karışmış
bir yığın kanıt
gibi.
yim.
bu aralar kendimi görmek
en son
isteğim.
