"Ben seni 8 yaşımdan beri seviyorum.."
"..."
....
Eylül, çocukluk aşkı olan adam için canını vermeye razıydı. Onun gözlerine ilk baktığında aşık olmuştu ona.
O günden beri de kafasındaki tek isim o olmuştu..
---EyAl---
"Bunu Eylül'e ver." Dedi Ali. Hizmetli onu başıyla onaylayıp Eylül'ün yanına gitti. Ali çalışma odasına girdi ve kapısını kapattı. Koltuğa oturdu ve telefonunu çıkardı. Eylül'le olan bir fotoğrafını açtı.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Ali gözlerindeki yaşları sildi. Oturduğu koltukta dikleşerek kendine moral vermeye çalıştı. ... Eylül, Ali'nin verdiği zarfa bakıyordu. Kaan'ı beşiğine koydu ve cam kenarına gitti. Cama bakan koltuğa oturdu ve zarfı açtı. İçinde sararmış, eski olduğu belli olan bir kağıt vardı. İkiye katlanmıştı. Katını açtı, sözlere baktı. Bunlar, onun cümleleriydi. Yıllar önce Ali'ye yazdığı mektuptu bu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Mektubun bir kaç cümlesini okuyup bırakmıştı.
Ali'yi hala seviyordu.. Ne yaparsa yapsın o, Ali'den vazgeçemezdi. Kaan ağlamaya başlayınca mektubu alıp cebine sıkıştırdı. Kaan'ı kucağına aldı ve sırtını sıvazlamaya başladı.
"Geçti annem. Buradayım."
Eylül...
Annesi olmadığım bir çocuğa 'annem' diyordum. O kadar acizdim ki.. Sırf Ali'ye olan aşkım içindi bunlar. Onun mutlu olması için, ama onun umrunda değildi. Şimdi hiç bir şey olmamış gibi bir de bana eski mektubumu gönderiyordu.
Bilerek canımı acıtmaya mı çalışıyordu... Yoksa sadece gitmemi mi istiyordu.. Telefonum çalınca, Kaan'ı yatağına yatırdım. Gelen aramayı açtım.
"Kardeşim, hemen **** kafeye gelmelisin. Çok önemli konumuz var."
"Geliyorum, Cemre." Dedim bir nefeste. Kaan'a bakan kızı çağırdım.
"Benim acil bir işim var, bir kaç saat Kaan'a sen bak."
"Tabii, Eylül hanım." Dedi.
... Eylül, taksiye binip kızların olduğu kafeye gitmişti.
"Geldim. Ne oldu?:"
"Kaan.."
"Kaan mı?" Eylül şaşkınlıkla bakıyordu kızlara.
"Kaan, Ali'nin oğlu değilmiş. Merve, başkasından hamile kalmış. Ali'ye yalan söylemiş."
"S-Siz ciddi misiniz?!" Eylül korkarak soruyordu sorusunu.
Cemre, Eylül'e sarıldı.
"Ciddiyiz, kardeşim."
...
"A-Ali."
"Eylül. Gelmişsin."
"Kızlarla buluştuk. Seninle önemli bir şey konuşma-"
"Bende konuşacaktım seninle. Ama önce sen söyle."
"Ali.."
"Efendim?"
"Kaan.. Se-Senin oğlun değil."
"Ne?!"
Ali sinirle ayağa kalkmıştı. Eylül de ayağa kalktı. Derin nefesler alıyordu.
"Merve'nin senden gizli görüştüğü biri varmış. O kızlara gelip söylemiş. Ses kayıtları var. Kızlar dinletti banada. Biliyorum, çok zor ama böyle Ali.. Merve, sen evlenme diye yapmış tüm bunları."
"Adi!" Ali sinirle tekme atmıştı yerde duran eşyalara. Masanın üzerindeki vazoları fırlatıp kırmıştı.
"Sa-sakin ol, Ali.."
"Olamam! Olamam, Eylül!"
Eylül, sadece bakıyordu ona. Ali sinirle, Eylül'e bağırmıştı.
"Defol! Boşanıyoruz, bitsin bu saçmalık!"
Eylül, gözlerinden yaşlar akarken çıkıp gitmişti kapıdan. Bir yanda kırılma sesleri, diğer yanda Kaan'ın ağlama sesleri..
Eylül odasına gidip bavuluna eşyalarını dolduruyordu; sadece kendi parasıyla aldıklarını.
...
Kulaklığındaki ses, "Çok istedin, çok uğraştın. Bitti Tebrikler" diyordu. Şarkı devam ettikçe, gözlerinden yaşlar akıp gidiyordu Eylül'ün.
"Benden aldıkların, neden benden fazla?"
Kızları aramıştı, beraber gideceklerdi Istanbul'dan. Taksiden inmiş, tüm gözyaşlarını silmişti. Kızlarla kocaman bir sarılmanın ardından, kızlarda bavullarını alıp gelmişlerdi tekrar.
"Hadi canısılar! Yeni hayatımıza giriyoruz. "
"Hazırsın değil mi Eylül? Bu kaldırımdan çıktığımız anda, yeni bir hayata gireceksin." Demişti Cemre. Eylül başını sallamıştı.
Eylül Göktürk o kaldırımın bitişinde kalacak, son adımdan sonra Eylül Acar gelecekti.
Eylül Göktürk, İstanbul'un derin sularına gömülmüştü...
Eylül o adımı atmıştı. Taksiye binmişlerdi ve "Havaalanına." Demişlerdi..
....
Ali ise, içip durmuştu. Eylül'ü sonsuza dek kaybetmişti. Belki de kaybetmemişti... Onun peşinden mi gidecekti, yoksa eskisi gibi yaşayacak mıydı?