"SENİN DERDİN NE?" diyerek bağırdım karşımda beni sinir eden adama, ağlamamak için kendimle mücadele veriyordum. Ama nafile bir mücadele olmuştu. Çünkü, gözyaşlarım yine bana ihanet ederek, yanaklarımdan aşağıya süzülüyordu.
Arkası dönük olan Melih...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
24. BÖLÜM
Burkay: Sevme Beni
"Annen Canan Kaya'nın kaybından dolayı tutuklusun." diye konuşan polise şaşkınca bakıyordum. Bakışlarım yavaşça yanında bekleyen ve bana doğru elindeki kelepçeyi uzatan polise kaydı.
Polis elindeki kelepçeyi sertçe bileklerime takarken Birsen teyze araya girdi.
"Bir yanlışlık olmalı." Bileğimi kavrayan kelepçenin üzerine elini koydu. "Çıkartın şu saçma şeyi."
"Hanımefendi biz işimizi yapıyoruz." Diye konuşan bıyıklı polis, bahçe kapısında bekleyen polislere eliyle bir işaret yaptı. İki tane polis koşar adım yanımıza geldiğinde "Alın suçluyu." Dedi tok sesiyle. Bakışlarım hızla bıyıklı polise çevrildiğin de, Birsen teyze "Ne suçlusu?" diye kızgınlıkla sitem etti, eli ise hala kelepçeli bileğimde sabitti.
Bıyıklı olan polis "Hadi! Ne duruyorsunuz?" dediğinde iki polis kollarımdan tutarak beni evin içinden çıkardılar. Böylelikle Birsen teyzenin eli bileğimde olan hakimiyetini kaybederek boşluğa doğru savruldu. Ben kollarımdan tutan iki polisin yardımıyla polis aracına doğru götürülürken, Birsen teyze arkamdan hızlı hızlı yürüyor, telaşla konuşuyordu.
"Ahu, kızım sakın korkma! Kesinlikle bir yanlış anlaşılma olmuştur. Şimdi Melih'i arayacağım, sakin ol kızım."
Polis aracına bindirildim. Her iki yanıma da polisler otururdu. Kapı kapanacakken en son duyduğum şey Birsen teyzenin telefonun diğer ucundaki Melih'e "Oğlum yetiş Ahu'yu götürüyorlar." Sözü oldu.
***
Yaşadığım bu hayatta bir suçlu olarak yargılanmadığım kalmıştı. Hem de annemin kaybına sebep olan bir suçlu olarak yargılanmamdı.
Polislerin beni evden almalarının ardından karakola getirilmiş ve vakit kaybetmeden azılı bir suçluymuşum gibi sorguya alınmıştım.
Saatlerdir sorgu odasında, aynı sandalyenin üzerinde kıpırdamaksızın oturan bedenim can çekişiyordu. Ruhum ve bedenimin acısı birebir eşit derecedeydi. Ruhum arada şaha kalkarak içime bilmediğim, daha önce hissetmediğim korkuları serpse de hissettiğim acı en nihayetinde yine bana zarar veriyordu. Az önce bana sorduğu soruların cevabını almasına rağmen tatmin olmayan polis gitmiş ve beni burada yalnız bırakmıştı.
Bulunduğum odanın, karanlık bir zindanı andıran, korkunç soğuk duvarları vardı. Ellerim, ayaklarım terlemişti ama bunun bir ziyanı yoktu. Çünkü tam şakağımda oluşan acı, beni esir almış ve saç diplerimin bile ağrımasına sebep olmuştu. Geçen her dakikada ağrı şiddetleniyordu. Zihnim bulanıktı, neden burada olduğumu düşünmek istiyordum ama düşüncelerim bile bulanıklaşan zihnime sızmak istemiyordu.