1. Kimim Ben?

454 30 34
                                    

Ilık bir rüzgar esiyordu uzaktan, güneş bulutların ardındaydı ancak sıcaklığını hissettiriyordu. En sevdiğim havaydı bu, insana pozitif bir enerji veriyordu. Vermeliydi de, çok ihtiyacım vardı. Şu an ruhumun hissettiği baskıya göre, bu hava kesinlikle soğuk ve sert olmalıydı ama Allah bile benim yaşamamı ve güçlü kalmamı istiyor gibi güzel bir hava nasip etmişti bugün bana, hoş yanımda olan tek varlık da o idi. 

19 yaşıma bastığım bu gün, varlığından haberimin bile olmadığı babamın ve abimin cenazesine gidiyordum. Neden gittiğimi açıklamak çok zordu, ben de bilmiyordum ki. Zaten üzgün de değildim. Hala anlayamadığım kısım ise babamın Mardinli olmasıydı, ben kendimi bildim bileli annemle Ankara'da yaşamıştık. Bu hayatta sadece 7 yılım güzel geçti, sonra da annem vefat etti. Hayatın acımasız yönüyle çok küçük bir yaşta tanıştım. Ne babam hakkında, ne de ailem hakkında hiçbir bilgi edinemedim, araştırsam da bulamadım ve en sonunda vazgeçtim.

Bana babamın ve abimin öldüğünü söylediklerinde, bir yakınımın karşımda olmasını ve bana her şeyin iyi olacağını söylemesini isterdim. Ama telefonla haber vermeyi tercih ettiler, zaten benim bunu umut etmem bile yanlıştı. 

Otobüs sonunda Mardin sınırları içerisine girmişti, yavaşça otogara girdi. Küçük çantamı ve bagajımı aldıktan sonra otobüsten uzaklaşmaya başladım, bir sigara yaktıktan sonra gideceğim adresi tekrar kontrol ettim. 

Yavaş adımlarla yürürken, bu şehrin ve ülkenin Doğu tarafının kokusunu içime çektim. 
Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum ama korkumda yoktu, önce bir otele yerleşmeyi düşünüyordum. Pat diye gidip evlerinde kalmak istemiyordum. 
O sırada telefonumun çalmasıyla düşüncelerimden arındım.
''Evet.'' diyerek telefonu yanıtladım, sesim sakindi.
''Geldiğini düşündüm, seni almak için araba göndereceğim. Otogarda bekle.'' dedi karşıdaki kadın, sesinden tahmin ettiğim kadarıyla epey olgundu. Sesinden huzursuzluk, üzgünlük ve çaresizlik geliyordu. 
''Gerek yok, kendim de gelebilirim.'' 
''Tehlikeli olur, adamlarım seni alana kadar otogarda bekle.'' dedi ve kapattı.
Tabi ya, kendini bile tanıtma bana ama sözüne itibar etmemi bekle...
 Yine de huzursuzluk istemiyordum. Bu yüzden otogara döndüm ve beklemeye başladım.

En fazla 10 dakika sonra beni almak için gelen arabaya bindim. Öncesinde otele gitmek istiyor olmama rağmen şoföre bir şey diyemedim. Sonra halledebileceğimizi düşünüyordum. 
Şehri gözlemlemek çok güzeldi, her şeyi gözlemlemeyi çok severdim. Özellikle de insanları.
Haklarında çıkarım yapmak en büyük zevkimdi. Hele bir de çıkarımlarım doğru çıkarsa kendimi büyük bir başarıyı elde etmiş gibi hissederdim. 

Ben düşünürken gelmiş olacağız ki araba, neredeyse surlarla çevrili bir evin önünde durdu. Arabadan indiğimde büyük evin bahçesinin kapısı benim için açıldı. İçeri girdim ve saraylar kadar görkemli bir ev karşımda duruyordu. Kerpiçten yapılmıştı, zaten çok kurak bir şehirdi. Anlaşılan evdeki cenaze merasimini kaçırmıştım. Ev ahalisi tam karşımdaki masanın etrafında oturuyorlardı. Hızlı bir şekilde göz gezdirdim. Babaannem olduğunu düşündüğüm kadın, orta yaşlı bir kadın ve bir genç kız...

Orta yaşlı kadın kibirle beni incelerken, babaanne ayağa kalktı ve ben de yanlarına ilerledim.
''Adın Efe idi öyle değil mi?'' 
Bu soru istemsizce yüzümün düşmesine neden olmuştu.
''Evet.'' diye keskince yanıtladım ve bana oturmamı işaret ettiğinde oturdum.
''Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyeceksin.'' kelimeler ağzında yuvarlanıyor ve garip bir hale bürünerek kulaklarıma ulaşıyordu. ''Buraya gelme nedenin babanın ve abinin cenazesi değil.'' Sorgulayan bakışlarımı kadına yönelttim, cevap vermemi beklemediği için konuşma gereği hissetmiyordum.

''Rahmetli deden öldüğünde tüm bu işler, bu aile, bu konak, bu şirket, hepsi babana kalmıştı. Hiç sorgulamadan işlerin başına geçti ama başına belayı almıştı bir kere. Aşık olmuştu annene.'' annemden bahsederken bile rahatsızlanmıştı, içimdeki öfke giderek büyüyordu. Ben sakin biriydim ancak sadece sakin olmam gereken yere kadar. Bakışlarımın yönelttiği yoğunluk altında rahatsızlık duydu ve devam etti. ''Seni ve anneni Ankara'ya göndermek zorunda kaldı. Hayatınızın tehlikede olduğunu bildiği için sakladı sizi.''
''Kimden koruyordu ki bizi?'' aslında ilgilenmediğim konulardı, tek istediğim çekip gitmekti. Ama öyle olmayacağı çok net belliydi. 

''Buralar yaşaması kolay topraklar değildir. İnsanlar düşene bir tekme daha vurmak için sıraya girerler. Bizim ailemiz de bir türlü düşmedi, bu seferde insanlar düşürmek için sıraya girdi. Tabii bu o kadar kolay olmadı.'' anlattığı şeyler kendisine normal geliyordu ama biraz sonra anlatacakları onu zorlayacak olmalıydı ki sandalyesinde rahatsızca kıpırdandı. Mavi gözleri vardı, dışarıdan bakınca şirin olduğunu bile düşünebilirdim ama öyle olmadığını adım gibi biliyordum. Sözlerine devam etmesini bekledim.
''Baban burada formalite bir evlilik yapacaktı, düşman aşiretten bir kız aldı ve barış için bir anlaşma yapmış olduk.''

''Siz buralarda barış anlaşmalarını kız alıp vererek mi yapıyorsunuz? Garip geldi doğrusu, normal insanlar konuşmayı tercih ederler.'' Kendisinden korkmadığımı belli ederek başımı dikleştirdim. Verdiğim cevaptan rahatsız olmak yerine hafifçe gülümsedi. 
''Geldiğin yer kadar basit biriysen burada olmaya hakkın yok zaten.'' diye cevapladı, beni bir konuda gaza getirmeye çalışacağı şimdiden belliydi. Gaza gelmiş gibi davranmak en iyisiydi, ne isteyeceğini hızlıca anlayıp buradan giderdim.
''Basit biri olsam şu an sizinle konuşuyor olmazdım.''
''Barış için aldığımız kız, işte yanımda oturuyor. O da annen sayılır artık, sözüne itibar edip ona saygı duyacaksın. Bundan böyle ona Behiye anne diyeceksin. Zira kendisi babana bir kız evlat ve bir oğlan evlat verdi. Zalimler oğlunu da bizden almasaydı, burada olmana gerekte kalmayacaktı. Neyse ne kız da kardeşin, ismi Dilan. Bundan böyle ona gözün gibi bakacaksın.'' 
''Bunları söylemeseniz de yapardım zaten. Bana söylemeniz gereken asıl şeye gelseniz artık.'' diye tısladım ve yüzüme ufak bir gülümseme kondurdum.

''Baban ve abini öldüren kişi düşman aşiretin oğludur. Sonunda istediklerini aldılar ve bu aileyi erkeksiz bıraktılar. Gerçekten cesaretin varsa, bundan böyle bu konağın ağası olacak ve işlerin başına geçeceksin.'' isteğini yerine getirmem için bir koşul sunmuş değildi, bir emir vermişti bana.

''Benim bir hayatım var ve ona geri dönmek istiyorum, burada daha fazla kalacağımı sanmıyorum.'' dedim, beni kolay kolay bırakmayacağını biliyordum. Çünkü kararlı ve çaresizdi. 
''Gitmeyeceksin. Sana bir seçim şansı sunuyorum. Ya burada ölürsün ya da burada kalırsın.'' dediklerinden sonra arkama takım elbiseler içinde olan, beni buraya getiren şoför kafama silahını dayadı. Öfke içime yükleniyordu, korkmadım da denilemezdi. Bu insanları tanımıyordum ki.
''Haktan hukuktan haberiniz var mı sizin? Tutuklarlar sizi!'' sakin durmaya çalıştım ve sadece sesimi yükselttim.
''Bu topraklarda hak da hukuk da yoktur. Cesareti olan hayatta kalır.'' derin bir nefes verip gülümsedi ve gözlerini gözlerime dikti. ''Şimdi kararını öğreneyim.''

Beni kolay lokma sansa da değildim, akıllı bir adamdım. Bir süre oyalayıp kaçıp giderdim nasıl olsa, önce güvenini kazanıp neyin nesi olduğunu öğreneyim diye düşündüm. 
''Öyle olsun babaanne hanım.'' dedim ve gülümsedim. En ufak bir korku belirtisi göstermeyeceğim. 
''Bana Sultan Ana diye hitap edeceksin. Yerleştikten sonra Samet ile beraber şirkete gideceksin, o sana işleri anlatacak. Bundan sonra sağ kolun o olacak. Ondan başka kimseye güvenmeyeceksin. Okuduğunu biliyorum ama artık gerek kalmadı.'' diye emirlerini art arda sıraladı.

Başımı sallayarak onayladım, içime bir sıkıntı çökmüştü. Gitmeliydim ya, ama içimden engelleyemediğim bir his burada kalmak istiyordu. Gerçek olmadığını bilsem de bir yere ait olmak nasıldır bilmek istiyordum.  Beni bu zalim topraklara çeken bir şey vardı. Kalmak nasıldır bilmek istiyordum. Yeni bir toprağı, yeni bir tadı almak istiyordum. Belki benim hiç  sahip olamadığım huzuru, onlar benim sayemde bulurdu. 









Girift -bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin