[Arkadaşlar ilk defa yapıyorum bunu ama...
Yeni bölüm için 15 vote 20 yorum istiyorum sizden..
Artık böyle ilerleyeceğim🥺 Bölümün başından belirtmek istedim]
"Evet. Shapeshifterı annem kontrol ediyor ve bir shapeshifter olduğu için yüz taraması ile takip edemiyoruz. Her yerde olabilir. Başa sardık.
"J'onn. J'onn'da bir Shapeshifter sayılır. Onları hissedebilir belki?"
Kara telefonuyla odadan ayrılırken Clarke'ın sabrı taşmaya başlıyordu. Yumruklarını sıkmış, zemini izliyordu.
**
J'onn shapeshifterı hissedebilmek için meditasyon yapıyordu ve artık elden gelen tek şey beklemekti. Lena Kara ve Clarke evde sessizce otururken Clarke bir anda patlamıştı.
"LANET OLASI ZAMAN GEÇMİYOR!"
Kara ve Lena kafalarını kaldırdı. Ağlamak üzere olan Clarke'a baktılar. Clarke daha gencecik bir kızdı ve yaşadıkları çok ağırdı. Lena ve Kara Lexa ile ikisini kardeşleri gibi görüyordu. Clarke'ı tutup koltuğa oturttular. "Sakin ol." Lena saçlarını okşarken Kara sırtını sıvazlıyordu.
"Onu çok özledim.."
"Biraz anlatmak ister misin? Belki iyi gelir." Lena sordu.
"Ne anlatayım?" Clarke titreyen zayıf sesiyle sordu.
"Ne anlatmak istersen." Kara ufak bir tebessüm etti.
Clarke ağırca yutkundu. Tek anlatmak istediği Lexa'ydı. "Geçtiğimiz sene Lexa ile birlikte tanıştığımız yere gitmiştik."
Lena ve Kara devamını dinlemek istercesine Clarke'ın yanından kalkıp karşısına oturdular.
* Aslında ana hedef anıları depreştirmek olmasa da, Wanheda ve Heda'nın yolu Weather Dağına düşmüştü. Arkadia'nın sağlık ekipmanlarına ihtiyacı vardı ve Clarke halkı için bir tehdit var mı diye önceden kontrol etme amaçlı oraya gideceğini bildirmişti. Lexa onu yalnız bırakmamak adına onunla gitmeye karar verdi. Genç bir kız olan Madi'ye Polis'i emanet etmiş, yola çıkmışlardı. Clarke devasa kapıya baktı. Buraya ilk gelişini hatırlamıştı. Kendi başına, bu koca dağa kafa tutmuştu ve arkadaşlarını kurtarmak adına orda büyük bir katliam yapmıştı. Tabi isteyek değildi. Ama mecbur kalmıştı. O ceset kokusu gözlerini kapadığında tekrar burnuna gelmişti. Yüzünü ekşitti ve içindeki acıyı bastırmaya çalıştı. O kendi kendine bu savaşı verirken buz gibi olmuş elini sıcak, kemikli bir el tuttu. Parmaklarını parmaklarına geçirdi.
"Yanındayım."
Clarke gözlerini açtı. İçindeki cızırtı kesilmişti. Lexa nerdeyse fısıltı şeklinde çıkacak huzur dolu sesi ile konuşmaya başladı. "Dağdan kaçışımızı hatırlıyor musun, Prenses?"
Clarke gülümsedi. Lexa ona tanıştıklarında tavırları yüzünden bu lakabı takmıştı ve Clarke ona adını söyleyene kadar ona bu şekilde hitap etmişti. Burnundaki ceset kokuları, gözünün önüne gelen çocuk cesetleri yavaşça silindi ve ateş yakmaya çalışan mağaradaki Lexa geldi gözünün önüne. Gülümsemesi büyüdü. Lexa'ya döndü ve kısaca sevgilisine baktı. Elini bir saniye olsun ayırmadı. Ellerine baktı ve konuştu. "Bırakma. Olur mu?"
"Asla." Lexa daha da sıkı kavradı elini. İçeri girdiler ve yürümeye başladılar. Uzun koridoru aştıklarında içerideydiler. Yemek salonunun her yerinde kan izleri vardı. Cesetleri almışlardı, ama kimse kanları silmemişti. Clarke spesifik bir noktaya kitlenmişti. Lexa Clarke'a baktı, sonra da baktığı yere. Burda bir şey olmuş olmalıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Deep End | Supercorp x Clexa
FanfictionDevam kitabıdır. Zorunlu olmasa da önce "We'll get through this, together | Clexa" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Clarke ve Lexa'nın yolu bir şekilde National City'e düşerse ne olur? Kendi yoğun hayatında boğulup giden Kriptonlu Kara bu sıkıntı...
