20.Apricity

270 25 8
                                        

"Apricity: Kış günü parlayan güneşin insanın içini ısıtması, yaydığı sıcaklık. Latince kökenlidir."

"Bu saray ve kraliçe için oldukça gerginim William. Belki öncesinde alışmak için başkasının hizmetine verilmeliydik."

dedi Lady Anne yavaşça.

Başını eğip elleriyle oynamaya başladığında yüzünü kaplayan çiller küçük bir kız çocuğu gibi görünmesine sebep oldu.

Çocukluk arkadaşlarının onunla aynı sarayda olması elbette Galler prensi için sevindirici bir haberdi, ikisinin de kalplerinde bir kötülük taşımadığını ve Hannibal ve kardeşleri dışında hayatını emanet edebileceği yegane kişiler olduklarını biliyordu. Ağzını açmak için döndüğünde Hannibal'ın parmaklarını onun kolunun üzerinde hissetti, konuşmayı ilgiliyle dinliyormuş gibi şarabını yudumlayıp arkasında dururken kulağını yalayıp geçen nefesi tüm bu konuşmaları bitirip odasına dönmeleri konusunda ona ikna edici bir ninni söylüyordu.

"Kraliçe Elizabeth elbette hatalarınızı hoş görecektir. Ayrıca eğer bir sorunun olursa bana veya beni bulamazsan hayatımı emanet etmekten hiç çekinmeyeceğim Hannibal Lecter'ın yanına gelebilirsin. Sana yardımcı olacaktır."

İsmi geçtiğinde Hannibal başını sallayarak William'ın cümlesinin doğru olduğunu belli etti. Prens onun genç leydiye olan bakışlarını süzdüğünde Hannibal'ın bileğindeki parmakları sıkılaştı. Onu öylesine derin bir şekilde süzdü ki Galler prensi önünde tuniği olmadan tamamen çıplak duruyormuş gibi hissetti. Biri görse ikisi de her şeylerinden olabilecekken onu parmaklarının arasında kül etmekten çekinmiyordu.

"Size yardımcı olmaktan ve sarayı gezdirmekten onur duyarım Leydi Anne."

dedi Hannibal yavaşça.

Leydi Anne ve Isabel'in isimlerini daha önce duymuştu bu yüzden kuzey sarayından buraya geldiklerinde neden zorluk çektiklerini anlayabiliyordu. Hayatları boyunca birilerine emretmişler ve kendi işlerini kendileri görmekten kaçınmışlardı. Şimdiyse eğer onlardan hoşlanmazsa kolayca yaşlı biriyle evlendirebilecek ya da çeyiz haklarını elinden alacak bir rütbeye hizmet etmek durumundaydılar. Elizabeth taşrada sıradan bir kızken nasıl hızlı bir yükseliş yaşamışlarsa onlar da hızlı bir düşüş yaşamışlardı, babaları ise onları saraya takdim ederek büyük toprak sahibi olan düklerin ilgisini çekebileceğini düşünüyordu.

"Buckhingam'ın yaralı olduğunu duydum. Onu sabah ziyaret etmek istiyorum. Bana Lord Stanley'le birlikte krala rapor verdikten sonra odasına çekildiğini ve ziyaretçi kabul etmediğini söylediler."

"Çok uzun bir yoldan ve savaştan geldi. Yarın sabah sana onu ziyaret ederken eşlik ederim."

William'ın yarını kast ettiğini kavrayan Anne saatin geç olduğunun farkına vararak yarının gelmesini ve kraliçeye gitmeyi hiç istemediğini fark etti fakat yine de arkadaşı prense gülümsedi. Son gördüğüne kıyasla çok daha mutlu görünüyordu.

 Hiç yeni bir yüzle tanışmamış olsa da ablası Isabel'in şansı ondan çok daha yaver gitmiş gibi duruyordu, neredeyse gece başladığından beri Clarence prensi George'la sohbet ediyordu. Buzların leydisi olarak nitelendirebileceği ablası Isabel'ın sıcakkanlılığıyla bilinen prensin büyüsüne bu kadar çabuk kapılması kesinlikle bu gece onunla konuşacağı şeyler arasındaydı. İkisi de yarın için o kadar gerginlerdi ki büyük ihtimal gün doğana kadar yastıklarını birbirine döndürecek ve leydilerin elbiselerinden, prenslerden, kraldan ve kraliçeden konuşacaklardı. Sarayın baş döndürücü mimarisi bile onlara bir haftalık konuşma konusu verecek gibi duruyordu.

Mind Kingdom/HannigramBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin