Caelum: Gökyüzü, cennet
Ay'ın parçaları o gece atlının önüne döküldü, yıldızlar gitmemesi için direndi savaşçılara. Savaş şafağın kızıllığında yağmur gibi kan damlalarını indirirken ejderhanın kükremesi beyaz gül yapraklarını uçurdu havaya. Rüzgar çeliğin üzerinden geçerek küçük bir ıslık çaldı sadece, kader son valsını sergiledi ve ölümün kapıları İngiltere'nin üzerinde bir Güneş tutulması gibi açıldı. Zamanında üç Güneş göstermişti İngiltere halkına, şimdi ise her parça ışığı geri alıyordu. Ejderhanın kızıllığı derin bir okyanusun derinliklerinde bile izlerini gösterirken zaman engellenemez döngüyü başlattı.
William son yirmi dört saat içerisinde olanlara inanamıyordu, at sürmekten ve etrafa bağırarak emir yağdırmaktan bedeni büyük bir külçeye dönüşmüştü. Saçları dağılmış bir şekilde görmesini engellerken uzamış sakalları ise cildinin rahatsız edici bir biçimde kaşınmasına sebep oluyordu. Daha bir gün önce Edward'la George'un çadırdan gidişini izlemişler ardından yataklarında ağrıyan eklemleriyle yatarken büyük bir ordunun onlara doğru geldiğine dair gözcülerden endişe verici bir haber almışlardı. Ne kadar çabuk değişmişti zaman, küçük kardeşi annesi düşes Cecily'nin desteğiyle ordunun neredeyse yarısını yanına çekmişti. Dengeler çabucak değişmiş ve William da buna ayak uydurmakta epey zorlanmıştı. Gözleri etrafında olanları görebiliyor fakat müdahale edemiyor gibiydi. Ölüm William'ın çok yakınında gibiydi, her nefesinde simsiyah pençeleriyle onu karanlığın derin sularına çekiyordu.
Kafasında sürekli neden bunların olduğunu sorguluyordu, en büyük kardeşleri olarak buna engel olması gerekmez miydi? Her şey kendi suçuymuş gibi hissediyordu. George'un bu kadar çabuk harekete geçeceğini bilip durdursaydı Edward'ın doğmamış çocuğu ve kraliçesi güvende olurdu.
Saraylarında oturmuş George'la ne yapacaklarına karar vermeye çalışıyor olabilirdi. Belki gerçekten ordu toplamak ve annesinin dolduruşlarına gelmeden önce atını sürüp gitmesine engel olsalardı onu gerçekten rahatsız eden şeyi öğrenebilirlerdi. Anlaşılan annesinin saraydan ayrılmasını büyük bir hakaret olarak algılamış ve annesinin onurunu korumaya girişmişti. Üstelik tüm bunların hepsini saraydan kendi isteğiyle ayrılan güç hırsından delirmiş bir kadın için yapmıştı.
Eğer George savaşı kazanırsa hanedandan reddedileceğini, hayatı boyunca ülkesinden sürüleceğini ya da rezil bir hayat süreceğini düşünmeden daha büyük bir yumru oturdu endişeyle hareket ettirdiği adem elmasının üstüne, Hannibal'ı bir daha göremeyebilirdi.Ruhu kahreden bu ihtimaldi işte,
Parmaklarını açıp kapattı kasılan eklemlerinin gevşeyebilmesi için, fakat kalbini ve karnını esir alan bu yumru geçmedi. Sarayı ele geçirirlerse belki de ilk ölen kişi o olurdu. George'un kılıcının yumuşak bir ses çıkararak Hannibal'ın göğsünü delip geçtiğini duyumsadı kulaklarını bir ıslıkla kutsayan rüzgarın etkisiyle, uykusuzluktan titreyen parmaklarıyla gözlerini kapattı.
Zihni onu yolundan caydırmak için her türlü oyunu oynuyor gibiydi.
Gözünün önüne düşen yağmurdan dolayı sırılsıklam buklelerini alnının gerisine atarken derin nefesler almaya çalıştı. Hannibal'ı bir daha göremeyeceğini düşünmek, bu ihtimali kafasından bile geçirmek ona hiçbir şey kazandırmazdı.
Hiçbir şey bitmiş değildi.
George York şehrinin önüne ordusuyla büyük bir barikat kurmuştu. Biraz daha beklerlerse Galler'den destek kuvvet gelebileceği aşikardı. Yağmur gece çok fazla yağdığından York bir cehenneme dönüşmüştü, çevre yollar tamamen sular altında kalmasa da elbette zarar görmüştü. Geçiş yolları kuruyup geçerli destek gelmeden George'un ordusunu geçemezlerse iki ordu arasında katledilirlerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mind Kingdom/Hannigram
Fiksi Penggemar"Başımdaki taca sahip olmak yerine seninle yarattığım krallıkta su damlası olmayı tercih ederim."
