Hikaye İngiliz tarihindeki Güller Savaşı olarak bilinen dönem olaylarından esinlenerek yazılmıştır, bu olaylar parça parça doğru yani her şey tam olarak tarihte olduğu gibi gerçekleşmeyecek.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
İyi okumalar :)
Orenda: Tüm engellere karşı sevmeye devam etmek ve büyük savaşları aşmak için içindeki cesareti, gücü çağırmak
2 yıl önce
Güneş en güzel renklerini ışıldayarak sabahın renkli cıvıltıları içerisinde kaybediyor, kuşların melodilerini ılık bir bahara girmeye hazırlanan sarayın üzerinden esirgemiyordu. Kralın emriyle sarayın etrafında yapılan ağaçlandırma çalışmaları, York hanedanının sembolü olan beyaz güllerin ihtişamını halkına göstermeyi ihmal etmemişti. Bunun yanında bahçeyi yeşillendirmek için yapılan çalışmalar bu soğuk iklimli ülkenin mermer koridorlarını şimdi çok daha canlı bir hale getirmişti. Saray sakinlerine ise daha büyük bir refah ve neşe getirmişti.
Sabahın erken saatlerinde pencereler yavaş yavaş açılıyor, at sesleri ve prenslerin kahkahalarıyla dolan avlu neşeyle dolup taşıyordu. Kırmızı güllerin sadece kan ve vahşet getirdiği bu ülkede beyaz olan büyük bir iyilik getirmiş ve sonunda İngiltere'nin kendi iç savaşından çok dışarıdaki güçlerle ilgilenmesi gerektiğini göstermişti.
İngiltere Avrupa'nın en büyük imparatorluğu olacak ve üzerinde asla Güneş batmayacaktı.
York hanedanı bu ülkeyi büyük bir baskıyla ve delilikle yöneten Tudor'ların aksine İngiltere'ye barış sözü vermişti ve etrafta bahçelere beyaz gül yaprakları saçmaktan başka tasası olmayan zengin insanlardan gözlemlenebileceği kadarıyla bu barış sözü şuana kadar yerine getiriliyordu.2.Richard'ın oğulları York Hanedanı'nın sadece bir gaspçı ve geçici bir yönetim olmayacağını kanıtlarcasına bir Güneş gibi ülkede dolaşıyorlar ve halkın şikayetlerini öğrenebilmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Babaları bu ülkeden göç ettiğinden tahtı devralacak ve birbirlerine düşmanlık göstermeden sadece İngiltere'nin iyiliğini düşünerek hareket edeceklerdi.
Eğitimleri ve babalarından öğrendikleri ahlakları bunu gerektiriyordu.
Fakat kaderin onlar için planladıkları olaylar tam olarak bugün bu saniyeler içerisinde olanlar yüzünden değişmek üzereydi.
Kapının çalınmasıyla küçük mırıltılarla gizli kaçamaklarının ortağı sevgilisinin göğsünde hareket etmeye başlayan William sanki mekan ve zaman algısını kaybetmiş, gece mi yoksa gündüz mü olduğunu bilemiyordu. Babasının refah dönemi adına düzenlediği şenlikte içmesi gerektiğinden çok daha fazla içmişti fakat sevgilisi Narcisse'in dudakları arasında kendini ayık bir o kadar da sarhoş hissetmekten kendini alıkoyamamıştı. Kapalı kapılar ardında bir prens olduğundan ne yaptığı elbette sorulmazdı ama bir erkekle defalarca birlikte olduğu ve ona sarayda büyük ayrıcalıklar verdiği kulağına giderse elbette hoş olmayacaktı.
En büyük prens olarak babasının ne zaman öleceğini bilmediğinden halkının her zaman yanında olmalı ve tahta çıkacak kişi olduğundan kendini sevdirebilmeliydi. İnsanların dertlerini bıkmadan ve sıkılmadan dinlenmeyi öğrenmeli ve soylulara karşı düşüncesini nazik bir şekilde belirtebilmeliydi. Fakat halkını ve ailesini mutlu etmek, gelecekteki karısından bir veliaht sahibi olmak dışında onun kalbinin de mutlu olmasını sağlayacak hiçbir şey yoktu. Narcisse'le tanıştığından beri tüm bu veliaht prens yükünün omuzlarından biraz daha inmeye başladığını hissediyordu.
Tek istediği kendi seçtiği biriyle birlikte olabilmekti.
Narcisse'le birlikteyken çok mutluydu, neden erkek olması büyük bir önem teşkil ediyordu ki?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mind Kingdom/Hannigram
Fanfiction"Başımdaki taca sahip olmak yerine seninle yarattığım krallıkta su damlası olmayı tercih ederim."
