Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
İyi okumalar :)
Notionate: İradesi güçlü, kaderi parlak ve oldukça inatçı
Bulutların ve yasın kapladığı bu sabah sanki William için çok daha ağırlaşıyor gibiydi, atının hazırlanmasını ve danışmanlarının gerekli belgeleri tamamlamasını beklerken kılıcını elindeki bir bezle parlatıyor, Galler'de onu bekleyen şeyleri düşünüyordu. İskoçlarla ve küçük çetelerle uğraşmaya başlayacağı kesindi, Galler halkı ona bir York olduğu için saygı gösterecek olsa da hiçbir zaman sevgi görmeyecekti. Sebebi çeşitli dedikodulara sebep olsa da bir şekilde saraydan uzaklaştırıldığı için her zaman sürgün hayatına mahkum edilecekti, herkesin Edward'ı üçü arasında en çok bağrına bastığı tartışılamaz bir durumdu. Herkes William'ın yoldan çekilmesine ve varisin Edward olmasına sevinmişti.
Bu birkaç gün içerisinde çok daha sakin bir ruh haline bürünmüş, olacakları kafasının içerisinde defalarca planlayarak olanları kabullenmişti. Narcisse'i bir daha göremeyeceği söylenmiş olsa da bir gün onunla yollarının tekrar kesişmesi ve kaderin onları bir kez daha birleştirmesi için dua pek sık seslenmediği Tanrı'ya dua etmişti. Dizlerinin üzerine kapanarak haç sembolünün önünde uzun uzun düşünmüş ve gerçekten cinsel seçiminin bir günah olup olmadığına kafa yormuştu. Kafasında tek kesinleştirebildiği şey herkesin Edward'ın tahta varis olması için hazır olduğu ve babasının da annesini doğumda öldürdüğü için onu kolayca bir kenara itebildiğiydi. Ailesiyle arasının hiçbir zaman mükemmel olduğu söylenemezdi ama böylesine harcanmak kaderin yükünün birden omuzlarına çok derin bir şekilde çökmesine neden olmuştu.
"Bana veda etmeden yola çıkacağın için endişelenmiştim."
William kafasını kaldırarak baktığında karşısında ona sıcacık gülümseyen Edward'ı buldu. Gülümsemesinde her kadını milyon kez baktıracak ve kendine aşık edecek meşhur York cazibesi bulunuyordu. York cazibesi tüm hanedanda bulunurdu ve herkes halk tarafından bu kadar kısa zamanda sevilmelerini buna bağlıyordu. Edward ise bunun en büyük örneğini sıcacık yüzünde, büyük mavi gözlerinde ve mütevazı sözlerinde taşıyordu. William onun veliaht olmasını istedikleri için küçük kardeşini suçlayamazdı çünkü belki gerçekten üçü arasında bunu en çok hak eden oydu.
Edward yarın yokmuş gibi coşkulu ve aşk dolu yaşardı.
William ise Güneş'in doğmasını istemez, gün doğmadan Ay ışığının arasından süzülürdü.
George ise buradaki her şeyin doğuştan kendisinin olduğunu iddia eder, buna layık olmak için çaba sarf etmek yerine York soyadına sahip olmanın her kapıyı açacağına inanırdı.
"Sana hizmet etmeye hazırdım. Kral olduğunda. Çocuklarına bakacak ve senin adını onurlandıracaktım. Böyle olmasını istememiştim William. Sarayın sensiz olması düşüncesi çok garip geliyor."
William başını bunun önemi olmadığını göstermek istercesine iki yana salladı ve kardeşinin geniş omuzlarını sıvazlamakla yetindi. Edward'ın nemli gözleri kendi içinde onun yasını çoktan tuttuğunun bir göstergesiydi, William elini onun kumral saçlarına daldırdığında en azından saraydan biri onu hatırlayacağı için sevindi.
"Ama geri döneceksin. Gelip kral olacaksın William. Bir beyaz gül gibi açacaksın."
Edward'ın sözleri ondan hiç gelmeyecek kadar boğuk çıkmış, efsanelerden çıkmış bir kehanet gibi sözlerin ince dudaklarından dökülmesine neden olmuştu. William onun saçlarını karıştırmaya devam etmekle yetindi sadece, gelecek hakkında kafa yormak istemiyordu. Çünkü şimdi bile olması gerektiğinden çok daha belirsizdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mind Kingdom/Hannigram
Fanfiction"Başımdaki taca sahip olmak yerine seninle yarattığım krallıkta su damlası olmayı tercih ederim."
