kırk iki

5.3K 465 543
                                        

*
cuma
01.12
mecnun
buğra


buğra, küçükken ışıktan korkardı.

karanlık, var olan her şeyi kapsayabilirdi. yorganın üzerinden dokunduğu o yastık dünyanın öbür yanında üretilmiş bir koltuk başlığı olabilirdi; yeter ki o bunu öyle hayal etsin. karanlık, her şeydi ve buğra, eskiden doğru hayali kurmayı biliyordu.

aydınlık ise tüm o karmaşık hayal dünyasını elinden alan o korkunç gerçekti. babasının, onun ağlayışını duymamak için kilitlediği kapısının anahtar deliğinden içeri giren loş koridor ışığı ve birbiri ardına beliren objeler: korkunçtu. artık nesneleri kendi hayal dünyasına göre değil, gerçeğine göre biçimlendirmek zorundaydı.

yine de yazılan hiçbir senaryo onda travma oluşturmamıştı. dünyanın geriye kalan yüzde doksan yedilik bir kısmı gibi hayatında kabul etmek istemeyeceği şeyler yaşanmış olsa da buğra, bununla barışmıştı.

yalnızca, aydınlıktan hâlâ hoşlanmıyordu. "ozan," gözlerini rahatsızca kapattığında sesi kısık çıkmıştı. "...ikinci ışığı kapatır mısın?"

"ışık nerede amına koyayım ya?" kapı pervazına dayanarak ayakta duran ozan ışığın açma kapama düğmesini dört tane görüyordu. bu dörtlüden doğru olduğunu düşündüğü yansımaya uzandığında yere düşmek üzereydi ancak mecnun onu tutmuştu.

ozan'ın yerine ikinci ışığı kapatıp onu buğra'nın koltuğuna taşıdı fakat ozan, onu koltuğa bırakmasına rağmen kolunu mecnun'un ensesinden indirmemişti. "saçımı çekiyorsun amına koyayım."

ozan gülerek elini onun omuzundan aşağı indirdi ve koltuğa bıraktı. kırık bir sesle "ben burada uyusam?" dediğinde gözleri kapalıydı.

telefonunu masadan alıp ozan'ın yanına dönen mecnun koltuğa yaslandı. "utku, sen sarhoş musun?" utku anlamsız bir şeyler mırıldandı. "taksi çağırıyorum."

ozan'ın yattığı koltuğun diğer tarafından mecnun'a bakan ferhan yorgun bir sesle "iki tane çağırır mısın?" diye sormuştu.

"öyle yapacağım."

ferhan başını salladı ve yutkundu. birkaç saniye sonra ise sessizce "sen neden az içtin?" diye sordu küçük bir merakla ancak mecnun'dan cevap alamadı.

birkaç dakika içinde buğra'nın evine iki taksi çağıran mecnun yorgun bir şekilde yere oturdu ve akşamdan kalma bildirimlerini kontrol etmeye başladı. herhangi bir kritik arama ya da mesaj almadığından emin olduktan sonra istemsizce buğra'yı kontrol etti. eğer o da tamamen sarhoş olduysa ferhan'ları tek başına aşağı nasıl taşıyacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu.

sıkıntıyla sırtını geriye verdiğinde buğra'nın da sarhoş olduğundan emindi. tek sorun ferhan'ları aşağı taşımak da değildi, buğra'yı burada tek başına sarhoş bırakacak kadar bencil değildi. sabah ailesinin salonu bu hâlde görmesi hâlinde olabilecek kavgayı kendisi de tahmin edebiliyordu. araları ne kadar kötü olursa olsun, geçen gün buğra mecnun'u toplamıştı ve bu zaten mecnun'a yeterince kötü hissettiriyordu.

birkaç dakika içinde gelen taksiyle beraber telefonu çaldı. neyse ki ferhan az içtiği için diğerlerine göre daha iyi bir durumdaydı. hatta ozan'ı aşağı o taşımaya yardım etmeseydi yüksek ihtimalle mecnun ikinci kez yukarı çıkıp aşağı inmek zorunda kalacaktı.

taksi parasını ödeyebilecek kadar iyi olup olmadıkları konusunda küçük bir tartışmaya girdikten sonra ikinci taksi de gittiğinde mecnun, buğra'nın evinin önünde yalnız kalmıştı. açıkçası, yukarı çıkıp buğra'ya yardım etmek konusunda hâlâ kararsızdı. nasılsa onunla görüşmek gibi bir niyeti yoktu, siktir edip evine dönebilirdi ancak mecnun hiçbir zaman böyle biri olmamıştı. yine de yukarı çıkmadan önce pervaza yaslanmış ve bir sigara molası vermişti.

rideauHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin