*
cuma
20.11
mecnun
buğra
buğra, bazı bağımlılıklarını yenmek için başka şeylere bağlanmak gibi korkunç bir huya sahipti. bu yeni bağımlılıklarına istemsizce titreyen bir bacak, her gün bir paketin fazlasıyla üstüne çıktığı sigara, müzik dinleyerek geçen daha fazla saat ve ansızın durduramadığı ağlama krizleri örnek gösterilebilirdi. özellikle krizlerde, nefes almakta bile zorlanıyor ve yalnızca bunun en sonunda geçeceği düşüncesiyle kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu. neyse ki çoğunda bunu başarıyordu, tıpkı o an gibi.
balkonda, soğuk hava tenine temas ederken titreyen bedeni sandalyede sakince bağdaş kurmuş ve nefesini düzene sokuyordu. ciddi oranda sakinleşmiş olmasına rağmen hâlâ bedenindeki titreme geçmemiş ve esen rüzgârla beraber bu biraz daha tetiklenmişti. yine de sağlıklı düşünebilecek bir düzeydeydi. sadece biten her bir sigaranın ardından yenisini yakıyor ve bu döngüyü kıramıyordu. ihtiyacı olan hiçbir şey diğer krizlerinde olduğu gibi yine yanında değildi ve doğrusunun bu olduğunu bildiği için kendisi hariç hiçbir şeye kızamıyordu.
mavi gözleri usulca telefon ekranına kaydı ve yaklaşık bir buçuk saattir ardı ardına çalan müziği yeniden başa aldı. otomatiğe getirmediği için son yirmi saniye kala müziği her defasında tekrar başa alıyor ve kendisinde ekranı açacak gücü bulamıyordu. gözlerindeki şişlik yavaş yavaş azalırken gittikçe sakinleştiğini hissetse de hâlâ içindeki sıkıntıyı geçiremiyordu. doğrusu, bu sıkıntıyı uzun bir süredir geçiremiyordu.
uzunca bir süre aynı sandalyede oturdu. ne ayağa kalktı ne de bacaklarını uzattı. kollarını bile yalnızca sigara yakmak ve şarkıyı başa almak için kullanıyordu. nihayet nefesi tam anlamıyla düzene girip yere düşmüş küçük battaniyeyi bacaklarına örtebilecek gücü kendisinde bulduğunda üç saat önce açtığı paketinde yalnızca üç dal kalmıştı.
telefonundan gelen ses bir titreşimle sekteye uğradığında, her gece yaşadığı ya da yaşama noktasına çok yaklaştığı bu ağlama krizlerinin arasında ilk kez, bir hayal gibi ekranında beliren isme baktı. aşk çok tuhaf bir şeydi ve buğra hâlâ bunu anlamlandırmakta çok zorlanıyordu çünkü yalnızca ismi bile kafasında kurup paranoya olduğu onlarca soruyu cevaplandırmaya yetmişti. telefonu açıp kulağına götürmeden önce boğazını temizlemiş ve istemsizce oturuşunu düzeltmişti. "efendim?"
"buğra," her aradığında, ismini her söylediğinde nefesi kesiliyordu. "...kapıyı açar mısın?"
"açarım," dedi düşünmeden. "...iyi misin?"
"iyiyim," onunla ilgili her şey çok güzeldi. "...sadece kapıyı aç çünkü bazen rolleri değiştirmişiz gibi hissediyorum."
"tamam," dedi gülerek. sigarasını söndürmeden elinde tutup kapıya doğru ilerlerken "...hemen geliyorum." diye devam etti.
telefon kapandığında buğra kapıya ulaşmış ve kapı kolunu indirmişti. direkt olarak karşısında gördüğü bedenin her ne kadar orada olduğunu kapıyı açmadan önce biliyor olsa da yine de şaşırmıştı. doğrusu bazen böyle anları rüyadan ayıramıyor, hayal olduğunu bile düşündüğü oluyordu. "içeri girebilir miyim?"
buğra, şaşkınlığının üzerinden geçmesi için bir süre öylece bekledi. nihayet gülümseyerek geri çekildiğinde "tabii," dedi. "...gelebilirsin." mecnun ayakkabılarını çıkarmaya başladığında buğra yeni gelen bir farkındalıkla ona döndü. "sarhoş musun?"
"değilim." derken ayakkabılarını kapının önüne bırakmış ve içeri geçmişti mecnun.
"iyi olduğundan emin misin?"
"değilim." diye tekrar etti mecnun kapı arkasından kapanırken.
"konuşmak ister misin?"
"bilmiyorum."
buğra, elindeki sigarayı ancak fark ettiğinde kül filtreye oldukça yaklaşmıştı. "pardon," dedi sigarasını kaldırarak. "...şunu söndürebilir miyim?"
"içebilirsin."
"mutfağa gelmek ister misin?"
"hiç fark etmez, buğra."
"tamam." dedi önden mutfağa doğru ilerlerken. içeri girip sigara külünü çöpe dökerken göz ucuyla ona bakıyordu. "bir sorun mu var?"
mecnun, birkaç saniye onu izledi. açıkçası oraya gelirken kafasında net bir konuşma yoktu ve ne yapacağını o da bilmiyordu. "sadece," dedi onun yanında dururken. "...huzursuzum."
"nasıl bir huzursuzluk?" derken sesi anlayışlı çıkmıştı ve bu mecnun'a tuhaf hissettirmişti.
"bilmiyorum." diye tekrar etti. "sanki, böyle," başını yukarı kaldırıp tavana baktı. "...bir şeyler yanlış gidiyormuş gibi."
buğra, bu sohbetin nereye gidebileceğini az çok tahmin edebildiği için yutkundu. "nasıl yanlış?"
"yanlış işte buğra."
"mecnun," dedi gülerek. "...eğer beni hayatından yeniden çıkarmak istiyorsan bu konuşmayı şu an yapabilecek güçte değilim."
"biliyorum."
"özür dilerim." dedi yine de. "bunun fikrini değiştirmesini istemiyorum. istediğini konuşmakta özgürsün."
"şu an her şeyi bitirmek istemekte de mi?"
yüzündeki gülüşü silemedi buğra. bu konuşmayı yapmayı hiç istemiyordu ancak onun hayatından çıkmayı hak ediyordu ve hiçbir şey yapamıyordu bu konuda. "evet, mecnun," hiçbir şey diyerek onun için bir şeyleri zorlaştırmak istemiyordu. sakince gözlerini kaçırdığında "...her konuda." diye ekledi.
mecnun güldüğünde buğra, gözlerini ona çevirmişti. böyle anlarda onun yanındayken kendisini aptal gibi hissediyordu. "buğra," dedi mecnun. "...buraya gelmeden önce saatlerce ağladım ve kafamda yüzlerce konuşma planladım ama şu an bunların hiçbirini yapamıyorum."
"özür dilerim." derken sigarasını söndürmüştü. "istediğin gibi konuşabilirsin."
"biliyorum."
"küfredebilirsin."
"biliyorum."
"için rahatlayacaksa beni dövebilirsin."
"yeteceğini düşünmüyorum."
"gerçekten bitirecek misin peki?"
mecnun, gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. başını sakince iki yana sallarken buğra, onu anlamaya çalışmış ancak bunu başaramamıştı. yalnızca birkaç saniye sonra, dudaklarını onun dudaklarıyla birleştirdiğinde, buğra kapıyı açtığından beri mecnun'un yapmak istediği tek şey buydu.
*
ŞİMDİ OKUDUĞUN
rideau
Kısa Hikayebirkaç saniye öylece buğra'yı izledi. mecnun, buğra'nın düşündüğü kadar basit biri değildi. belki de ikisi de birbirlerini en başında yanlış tanımışlardı. mecnun, çantasını daha sıkı tuttu; yedi yılını boşa geçirmiş olma ihtimali onu korkuttu. "ben...
