çarşamba
23.20
galiba buğra için bazı sınırları aşmak, mecnun'u gece rahatsız etmesi için yeterliydi. "ya mecnun," dedi kısık ve titrek bir sesle. "...uyuyor musun?"
mecnun sinirli bir gülüşle "bir saattir evimin önündesin ve şu an mı aramak aklına geldi?" diye sordu.
suratında aptalca bir gülümsemeyle "özür dilerim." dedi buğra. "nasıl gördün?"
"sokağın ortasında oturuyorsun amına koyayım."
"özür dilerim." dedi gülerek.
"ne istiyorsun?" derken sesi, söylediğinin aksine kaba değildi.
"seni biraz rahatsız edebilir miyim?"
"ne istiyorsun?" diye tekrarladı dediğini.
"benden bir şey kabul etmek ister misin?"
derin bir nefes verdi telefonun öbür ucundaki mecnun. "bekle on dakika."
"on dakika çok amına koyayım."
"indiğime şükret."
"ederim ki." dediğinde telefon suratına kapanmıştı.
sırtını apartmanın duvarına yaslayarak beklemeye başladı buğra. on dakika çoktu çünkü bugün zaten okula gelmemişti mecnun. endişelenmesi bir yana, sırf hafta sonu onu göremediği için bile yastığa suratını bastırıp ağlayası geliyordu. bir elini siyah kapüşonlusunun ceplerine koydu ve refleks olarak araba anahtarını kontrol etti. daha sonra ise dudağındaki sigarayı parmak uçlarının arasına alıp göz ucuyla kendisini süzdü. o kadar üstüne başına bakmadan çıkmıştı ki dışarı, üşüdüğünü bile yeni fark ediyordu.
kapı açılana kadar gayet sakindi buğra. açılan kapıdan dışarı çıkan mecnun'u gördüğünde ise yine o heyecanlanma bedenini sardı. yalnızca görmesi bile birçok şeyi yeniyordu içindeki. "amına koyayım buğra," dedi elindeki ceketi ona uzatırken. "...bir kere üstüne bir şey giy."
"beni çok seviyorsun." diyerek kabul etti ceketi. suratındaki gülüşü silemiyordu ve bu gülüş mecnun'un sinirini bozuyordu.
"hasta olunca daha da çekilmiyorsun."
"tatlı bir iltifat." derken bir yandan ceketi giydiği için dudağındaki sigaradan dolayı sesi boğuk çıkmıştı. mecnun ise onu bu durumdan kurtararak dudağındaki sigaraya uzandı ve kendi dudaklarının arasına aldı. içine çektiği duman bile o kadar güzel göründü ki o sırada buğra'ya, yalnızca bunun için bile onu öpebilirdi. "teşekkür ederim." dediğinde yüzündeki ifadeden haberi bile yoktu.
mecnun'un uzattığı sigarayı kendi dudaklarının arasına alırken "şu an öpüşmüş mü olduk?" diye sordu.
"yaklaşık ellinci defa, evet."
"elli kere öpmüş müyümdür seni?"
"kaç tanesini hatırlıyorsun?"
gülerek yüzünü ona yaklaştırdı. "hepsini."
"utanman gerek."
"yanaklarım kızardı."
"yeterli değil."
istemsizce gülerek geri çekildi buğra. daha sonra kısık bir sesle "dün arkadaşımla alışverişe çıkmıştım." dedi.
"ne aldın?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
rideau
Short Storybirkaç saniye öylece buğra'yı izledi. mecnun, buğra'nın düşündüğü kadar basit biri değildi. belki de ikisi de birbirlerini en başında yanlış tanımışlardı. mecnun, çantasını daha sıkı tuttu; yedi yılını boşa geçirmiş olma ihtimali onu korkuttu. "ben...
