Afaraid Kabilesi

91 29 5
                                        


"Hani meleklere: 'Âdem'e secde edin.' demiştik de İblis hariç hepsi secde etmişti. O, cinlerdendi ve Rabbinin emrinin dışına çıkmıştı. Onlar size düşman olmasına rağmen, beni bırakıp onu ve zürriyetini mi dost ediniyorsunuz? Zalimlerin, Allah'ın dostluğuna değiştikler şey ne kötüdür!" (Kehf Suresi, 50. Ayet)

Kanımın bedeli için biçilen o tekinsiz süre resmen başlamıştı. Ben sessizce, mutlak bir çaresizlikle başım önde dururken dedem sert parmaklarıyla çenemi kavradı, başımı yukarı kaldırdı.

"Başını dik tut kızım," dedi, gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık vardı. "Ben nefes aldığım sürece her zaman senin yanında olacağım. Mina nenen zamanında cahildi, neyle karşı karşıya olduğunu bilmeden, bilgisizce o lanetli seçimi yaptı. Ama o bile sonradan pişman oldu ki, kendinden sonra gelecek soylar neyin ne olduğunu anlasın, canavarlara yem olmasın diye bu parşömenleri ve vasiyeti bıraktı."

Dedem derin bir nefes alarak masadaki derileri topladı. "Vasiyete göre, bu kanın lanetiyle seçilmiş olan kişi, kendinden sonra bu yükü devralacak çocuğu bilir. Eğer seçileceğin zamana kadar ömrü yetiyorsa, ona her şeyi anlatır ve bilgi sahibi yapar. Eğer ömrü kısa ya da hastaysa, bu parşömenleri miras bırakır. Şanslısın ki Lidya, ben hala hayattayım. Bu pisliği tek başına çözmek zorunda kalmayacaksın. Sana her şeyi birer birer anlatacağım."

Elimi omzuma koyup beni yatağa doğru yönlendirdi. "Hadi şimdi yatağına git kızım. Namaz vakti gelene kadar uyu ve dinlen. Sana mühlet verdikleri için, o reşitlik gecesine kadar seni şimdilik doğrudan rahatsız etmeye cesaret edemezler."

Dedeme bana sahip çıktığı için gözyaşları içinde teşekkür ettim ve boynuna sarıldım. O odasına çekildikten sonra banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım ve yatağıma uzandım. Gerçekten de dedemin dediği gibi olmuştu; o tekinsiz fısıltılar, o boğucu ağırlık bir süreliğine geri çekilmişti. Uzun zamandır ilk kez bu kadar deliksiz ve rahat bir uyku çektim.

Kapımın sertçe vurulmasıyla gözlerimi açtım. İlk başta ürkerek yatakta sıçrasam da, hemen ardından penceremin dışından yükselen o yanık sabah ezanının sesini duyunca içim rahatladı. Dedem namaza çağırıyordu.

"Geliyorum dede!" diye seslendirdim.

Yataktan kalkıp taş pencereyi sonuna kadar açtım. Ezanın kadim sesiyle birlikte ovadan esen o tatlı, serin sabah esintisi odanın içinde gezindikçe ruhumun temizlendiğini, hafiflediğini hissettim. Yatağımı hızlıca toplayıp banyoda abdestimi aldım. Benim ailem ne kadar katı, ne kadar muhafazakar ve baskıcı bir aile olsa da, bana küçükken Kur'an-ı Kerim okumayı hakkıyla öğretmişlerdi; zihnim koruyucu dualarla doluydu.

Seccademi serip sabah namazını huşu içinde kıldım. Selam verdikten sonra kalbimin üzerindeki o karanlık el kalksın diye Haşr Suresi'ni açıp okumaya başladım. Ellerimi semaya doğru açıp tüm benliğimle yaratıcıya sığındım.

Babam böyle dini ve metafizik konularda inanılmaz bilgili bir adamdı. Kendimi bildim bileli babamın bir vakit bile namazını kazaya bıraktığını, dilinden ayetleri düşürdüğünü görmemiştim. Sürekli kalın kalın kitaplar okur, bana o karanlık varlıklardan korunmam için nasihatler verirdi. Şimdi anlıyordum; babam aslında beni korumak için, kanımızdaki bu ifrit pisliğine karşı dualarla bir kalkan örmeye çalışmıştı yıllarca.

Namazımı bitirip duamı tamamladıktan sonra mutfaktan gelen tıkırtılara doğru yürüdüm. Babaannem çoktan uyanmış, tezgâhta kahvaltı hazırlıyordu. Hemen yanına gidip hazırladığı zeytini, peyniri, sıcak bazlamaları masaya yerleştirdim; ocakta dumanı tüten çayı bardaklara doldurdum. İçimde tuhaf bir neşe ve heyecan vardı bugün. Çünkü kahvaltıdan hemen sonra dedemle bodruma inecek, Mina neneden kalan o diğer gizemli parşömenleri inceleyecektik.

LidyaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin