Mavi Kan ve Mühür

78 19 2
                                        

O zifiri siyah takım elbisenin içerisinden yukarıya doğru sızan o leş kokulu, duman duman kapkara gölge bir anda gözlerimin önünde büyüdü; insan anatomisine uymayan, uzuvları çarpık ve devasa bir mahluk formuna büründü. Karşımda öyle heybetli, öyle çiğ bir nefretle duruyordu ki korkudan bilincimi kaybetmek üzereydim. Tam gözlerim arkaya doğru kayacakken, asimetrik ve pençeli devasa eliyle beni boğazımdan yakalayıp havaya kaldırdı!

Gırtlağımı o kadar vahşice, o kadar sert sıkıyordu ki boyun kemiklerimden çıtır çıtır kırılma sesleri geliyordu. Konuşmayı, bağırmayı bırak; ciğerlerime tek bir zerre nefes dahi çekemiyordum.

"Artık tamamen benimsin Lidya... Ölene, etin kemiğinden ayrılana kadar benim şanlı kölem olacaksın! Sen karşında kimin durduğunu biliyor musun zavallı Âdemoğlu? Ben, cehennem ordularının, o kudretli Marid ırkının önde gelen en büyük komutanlarından biri olan Mahzeri'yim! Bu topraklara, bu lanetli köye adım attığından beri seni her saniye zevkle takip ediyorum. İlk gün o korkak Rahmani Mahmut seni elimden kurnazca kurtardı; hatta seni tamamen koruduğunu sandı... Ama ben senin peşini bırakmadım. Seni tamamen ele geçireceğim o saniyeye kadar gölgen oldum! Artık o reşitlik gecesinde bir seçim yapmana gerek kalmayacak Lidya... Çünkü sen çoktan benim mülküm oldun ve mana alemindeki hiçbir güç seni benim kollarımdan almaya yetmeyecek!"

— Mahzeri

Boğazımdaki o ölümcül baskıya, gözlerimden süzülen yaşlara rağmen içimdeki o son insani direnç kırıntısıyla dişlerimi sıktım. Dudaklarımın arasından sızan kanla birlikte zihnimden haykırdım: "Sen... Sen öyle san canavar! Beni kurtarmaya gelecekler... Beni o pis ellerine bırakmayacaklar!"

Mahzeri, bu çaresiz direnişim karşısında kafasını geriye doğru kırarak odayı sarsan bir kahkaha koyuverdi.

"Hahaha! O aptal, aciz umudunu sevdim... Ama o küçük aklınla bir düşün bakalım; eğer o çok güvendiğin Rahmaniler seni gerçekten kurtarmaya gelecek olsalardı, benim bu gece senin yatağına kadar girmeme, o taze gırtlağını ellerimle ezmeme izin verirler miydi? İşit ve itaat et Lidya; artık bu dünyada sana hem en vahşi zararları verebilecek hem de seni diğer canavarlardan koruyabilecek tek mutlak güç benim! Bana hiçbir şekilde karşı koyamazsın, sen sadece etten ve kemikten bir zavallısın."

"Senden... Senden korkacağımı mı sanıyorsun?" diye hırıldadım, ciğerlerim patlamak üzereydi. "Bana hiçbir şey yapamazsın... Neymiş, sadece kendi zarar verir, kendi korurmuş... Komiksin canavar!"

Mahzeri'ye, onun o ölümcül pençeleri arasında nefessiz kalmışken gücümün son damlasıyla meydan okumuştum. Akıbetim, o saniyede tamamen onun insafına bağlıydı; istese tek bir hamlede boynumu kırıp canımı oracıkta alabilirdi. Yaptığım bu blöfün işe yaramasını, beni aşağılayarak rahat bırakmasını umuyordum. Ancak Mahzeri'nin sapsarı gözlerinin etrafındaki damarların öfkeyle şiştiğini, yüzünün nefretle gerildiğini gördüğümde bu blöfün ölüm fermanım olduğunu anladım.

Beni tamamen ezmeden önce, hazır dudaklarımın milimlik oynamasına izin veriyorken avazım çıktığı kadar bağırarak zihnimden bir "Bismillah" çektim. Hafızamdaki o koruyucu kor duaları okumaya çalıştım. Fakat korkunç bir duvar çıktı önüme... Ne kadar çabalarsam çabalayayım, tam duanın en kritik yerine geldiğimde kelimeler dilimde düğümleniyor, birbirine giriyor, ayetleri karıştırıyordum. Mahzeri ise bu çaresizliğimi izleyerek suratıma pişkin, sadist bir sırıtış yerleştiriyordu.

"Ben sana ne dedim? Bana hiçbir şekilde zarar veremezsin... KATİL!"

Bana o gözdağı veren tehdit dolu sözlerin sonunu getirirken, Mahzeri aniden derin, nefes nefese bir iç çekti. O an, o saniyede... O tavizsiz, sarsılmaz ve devasa duran karanlık mahlukta milimlik bir zayıflık, bir sarsıntı belirdi. Pençesindeki güç hafifçe gevşedi.

LidyaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin