Parşömendeki Kan Lekesi

136 42 18
                                        

Zihnimi kemiren fısıltılardan kaçıp uykunun o güvenli limanına sığınmaya çalıştım. Ancak ne kadar uğraşsam da, göz kapaklarımı birbirine kenetlesem bile o karanlık beni bir daha içeri bırakmadı. Yatağın içinde dönüp durmaktan bitkin düşmüştüm. Komodinin üzerindeki saate baktığımda akreple yelkovanın tekinsizce 03.00 sularına yaklaştığını gördüm; cinlerin ve gölgelerin şahlandığı o lanetli saate...

Odamın ağır ahşap kapısını hiçbir ses çıkarmamaya çalışarak araladım, koridorun zifiri karanlığından sıyrılarak salona doğru adımladım. Evin içi öyle mutlak, öyle sağır edici bir sessizliğe gömülmüştü ki, sanki nefes alsam ya da en ufak bir çıtırtı çıkarsam tüm bu asırlık taş binayı ortadan ikiye parçalayacakmışım gibi hissettim. Parmak uçlarımda yürüyerek dış kapının sürgüsünü çektim ve kendimi geniş taş balkona attım. Köyün puslu sokak lambalarının ışığı altında, aklımın en derin dehlizlerine gömülmüş, gerçekliğimi tekmeleyen o rüyayı düşünmeye başladım.

Aslında her şey uykumun arasında bir vizyon gibi belirmişti. Zihnime bir mızrak gibi saplanan o tapınak ayini... Sunağın üzerinde yatan o çiğ et yığını ve insana benzemeyen mahluk... O kapkara gölgelerin beni fark edip üzerime çullanışı... Tam her şey bitti derken, rüyanın o dağınık, kaotik yapısının içinden bir figür sıyrılmıştı: Büyük büyük babaannem Mina. Bir rüya figüründen çok daha gerçekti, teninin kokusunu bile almıştım. Bana bakıp, "Aslında bu güçlere sahip olabilirsin Lidya, bu kanında var," diye fısıldamıştı.

O rüyada, bilinç ile bilinçaltı arasındaki o tekinsiz, ince çizgide yürümüştüm. Gölgelerin ve gerçekliğin tam kesiştiği o noktada, tuhaf bir şekilde o karanlık gücün cazibesine kendimi kaptırırken bulmuştum kendimi. İşte tam o an, rüyamın içinde bir başka varlık belirmişti: Mahmut. Düşüncelerimi, içimden geçen o karanlık arzuları nasıl okuduysa, sessizce zihnime sızmıştı. Sesi ruhumu ferahlatan bir fısıltı gibiydi. Kendisinin 'Rahmani' olduğunu söylemişti; yani onun tanımıyla, Allah'a itaat eden, iyi taraftaki rahmani cin kabilesinin lideri...

Mahmut rüyamda bana bakıp, "Neden büyük babaannen Mina gibi kötülerin, ifritlerin tarafında olmayı seçiyorsun Lidya? Bu yolun sonu cehennem pisliğidir," diyerek beni uyarmış, bana aydınlık tarafta kalabilmem için bir seçenek sunmuştu. O esnada rüyamdaki o tapınak odasında, yeşil-beyaz ışıklar ile zifiri ifrit gölgeleri birbirine girmiş, havadaki gerilim ve dondurucu baskı o kadar yükselmişti ki, ruhum bu yükü kaldıramamış ve rüyanın içinde acıyla bayılmıştım.

İşte şimdi, saat gece yarısı üçü vururken, o balkonda durmuş bu vizyonun şokunu atlatmaya çalışıyordum. Kafamı toplamaya çalışıyordum ama hala hiçbir şeye anlam veremiyordum.

Tam o sırada, taş konağın karanlık bahçesinde tuhaf bir hareketlilik fark ettim. Gözlerimi kısıp aşağıya baktım. İlk başta her şey normal gibiydi; simsiyah bir anne kaz ve arkasında asker gibi dizilmiş sekiz küçük siyah yavrusu bahçede ilerliyordu. Ama bir saniye sonra içimi buz gibi bir mantık dalgası kapladı: Kanatlı çiftlik hayvanları asla geceleri dolaşmazdı. Hele ki zifiri karanlıkta, bu saatte...

Gözlerimi dehşetle tekrar o kazlara çevirdim. Tam o an, anne kaz ve sekiz yavrusu adımlarını aynı anda kesti. Hepsi birden boyunlarını çıt diye bir sesle geriye doğru kırarak kafalarını yukarı, doğrudan balkonda duran bana çevirdiler. Gözleri kapkaraydı ve donmuş, cansız birer heykel gibi bana bakıyorlardı.

Korkudan çığlık atıp içeri kaçmaya çalıştım ama bacaklarım benden bağımsızlığını ilan etmişti. Ellerimi destek almak için balkonun taş küpeştelerine koymuştum ama dehşet verici bir şey oldu; ellerim, tenim, balkonun asırlık taşlarına yapışmıştı! Sanki taşlar etimi emiyor, beni oraya sabitliyordu. Bağırmak istedim, boğazım yırtıldı ama dışarı sadece cılız bir hırıltı çıktı. Hareket edemiyordum. Felç olmuştum. Çaresizlik ve korku içinde gözlerimden bir damla sıcak yaş süzüldü. Neden ben? Neden bu lanet beni bulmuştu?

LidyaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin