final

304 39 84
                                    

Chūya, çalan kapı ziline uyandığında dün gece sızdığı koltuktan kalkıp kapıya yönelmişti. Ayağının çarptığı boş şarap şişeleri dün gecenin geride kalan yüzüydü. Yine çözümü sarhoş olup sızmakta bulmuştu.

Kapıyı ardına kadar açtığında kimseyi görememişti. Etrafa bakındığı sırada posta kutusuna bırakılan zarfı gördü, alıp üzerini okuduğunda boğazına bir yumrunun oturduğunu hissetmişti.

Zarf Osamu'dandı. İçinde yazılan her cümlenin iyi olması için dua ederek açtı zarfı. Gözleri satırlarda kaymaya başladığında kaçınılmaz kötü sona doğru ilk adımı atmıştı.

"Başından beri inkar ettiğim her şeyin bir bir olmasıyla bugünün geleceğini biliyordum. Seni çok sevdim çok istedim Chūya.. Benimkisi ilk görüşte aşktı yada ben öyle sanmıştım. Seni görmeden sesini duymadan bir gün bile geçirmek istemedim. Sana ulaşmak için şarkıları kullandım, tek iyi yapabildiğim şeyi yaptım. Sanki her şarkı sana yazılmıştı. O gün geldiğinde sen artık beni umursadığında içimde bir boşluk oluşmuştu ama kendimi dünyanın en mutlu insanı olarak gördüm. Sonrasında sevgilim olmanı istedim, bunun için çabaladım. İçimdeki boşluk hedefim ne olursa olsun dolmadı. Bana her istediğimi verdin ve başka isteğim kalmadı. Bencillik ediyorum şimdi ama bu sana iyi gelecek olan tek şey. Gidiyorum. Eski sevgilin gibi tekrar ortaya çıkacak değilim. Sana unuttuğun şeyleri hatırlatmak için burada olmayacağım. Zamanla unutacaksın, aşacaksın. Ben sana iyi gelmeyecek olan tek kişiyim. Hoşça kal."

Vücudunda titremeyen tek bir uzvu yoktu. Bir şeyler söylemek için araladığı dudaklarını hiç açmayacakmış gibi birbirine bastırmıştı. Dolan gözleri, boğazında gittikçe büyüyen yumru hareket etmesini zorlaştırıyordu. Geri geri giderken tökezlemesiyle sırtı duvarla buluşmuştu. Yere çöktüğünde dizlerini kendine çekti. Ağzından kaçan hıçkırık beraberinde gözyaşlarınıda getirmişti.

Elini boynuna götürdü, boğazını bir şey sarmış gibi hissediyor nefes alamıyordu. Olduğu yerde çırpınışıyla okyanusda boğuluyor gibiydi. Tekrar bir hıçkırık çıktığında ağzından dökülen tek söz "Neden?" olmuştu.

Neden aynı şeyleri yaşıyor, neden terk edilen hep o oluyordu? Onu sevmekten başka ne yapmıştı, neden bırakıp gitmişti?

Sorularına aradığı cevapların hepsi bencillikle boyanmış o kağıt parçasında yazıyordu. Osamu istediklerine sahip oldukça dahasını istemiş sonrasında elde edecek bir şeyi kalmadığında hiç var olmamış gibi ortadan kaybolmuştu.

Chūya, bulunduğu durumun farkına yavaş yavaş varıyor idrak ediyordu. Elindeki kağıdı buruşturup bir kenara attığında yerden kalmıştı. Ne yapması, nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Biraz düşünmek için kendine zaman tanımıştı.

Osamu'nun gidişini kendi içinde kabul etmeye çalışıyordu ama bunun bu şekilde olmasını hiç istememişti. Yüz yüze gelmek istiyordu. Onu bulabileceği birkaç yer aklına geldiğinde montunu alıp hızla evden çıkmıştı.

İlk vardığı yer; kaderin onları bir araya getirdiği kafeydi. İçeri girdiğinde Osamu'nun birlikte sahne aldığı arkadaşları birbirleriyle bağırarak konuşuyorlardı.

"Ben nerede olduğunu bilmiyorum! Telefonlarımı açmıyor."

"Ben gruptan ayrılıyorum yazan bir kağıtla nereye kayboluyor? Bu işler öyle kolay mı?"

Chūya duyduğu sözlerle olduğu yerde durmuş onlara bakıyordu. Kabul etmek istemediği şey tüm gerçekliğiyle yüzüne vurulmuştu. Grup arkadaşları Chūya'yı fark ettiklerinde soluğu yanında almışlardı.

"Merhaba, acaba Osamu nerede biliyor musunuz? Ona ulaşamıyoruz, siz hiç konuştunuz mu?"

"Bende ulaşamıyorum. Belki buradadır diye gelmiştim ama..."

Chūya ne diyeceğini bilememişti. Sevgilisini hiç tanıyamamış olması sözcüklerini tüketiyordu.

Mekandan çıktığında koşar adım diğer adrese gitmişti. Vakit kaybetmeden girdiği kafede gözleri Sakunosuke'yi arıyordu. Onu tezgahın arkasında görmesiyle yanına gitmişti.

"Sakunosuke!"

"Chūya?"

Barista arkadaşı onu gördüğünde neden geldiğini hemen anlamıştı. Bir şey demeden belinde bağlı olan önlüğün cebinden bir kağıt çıkarıp ona uzatmıştı. Chūya başka bir kağıt daha görmek istemese de elinden alıp üzerinde yazanı okudu.

"Bana çok iyi dost oldun, teşekkür ederim. Chūya'ya iyi bak."

Elinde buruşturduğu kağıdı tezgahın üstüne bırakmıştı. Bencilliği, yazdığı yazıdaki önemseyen adamla çelişiyordu.

"Sana bir şey dedi mi Chūya?"

"Hayır. Gittiğini söylediği bir mektup aldım o kadar."

"Bana baktığında onu hatırlayıp gelmek istemeyeceksin biliyorum ama buradayım. Başka türlü destek olamam sana üzgünüm"

"Teşekkür ederim Sakunosuke."

Chūya, etrafa bakınmadan kafeden çıkmıştı. Her baktığı yerde anılar gözünün önüne gelerek ona işkence ediyorlardı.

Dışarı çıktığında yaklaşan taksiye durması için elini kaldırmıştı. Yanına yanaşan araca bindiğinde şoföre gideceği adresi söyledi. Son gideceği kapı, Osamu'nun ablasının eviydi.

Kısa süren yolculuğun ardından adrese vardıklarında Chūya, taksiciden biraz beklemesini istemişti. Arabadan indiğinde gördüğü şeye inanamadı, evin camında satılık yazan bir ilan vardı. Biraz daha yaklaşıp camdan içeriye baktığında evin bomboş olduğunu görmüştü. Yine aynı boğulma hissi bedenini sarmış, canını yakıyordu. Hızla taksiye binip geldikleri yere geri dönmelerini istemişti.

Yol boyunca durmadan ağlamış, taksici ara ara iyi olup olmadığını sormuştu. "İyiyim." Sözcüğü ağzından çıkmış olsada görüntüsü aksini söylemişti her defasında.

Sakunosuke'nin çalıştığı kafenin oraya tekrar geldiklerinde Chūya, taksiciye ücretini ödeyip inmişti. Mekana girdiğinde tezgahın önündeki bar taburelerinden birine oturdu. Başını iki elinin arasına almış sessizce ağlıyordu. Önüne itilen içki dolu bardakla kafasını kaldırıp Sakunosuke'ye bakmıştı. Soru işaretleriyle dolu olan gözlerin karşısında sadece başını olumsuz anlamda sallamakla yetindi. Diyecek bir şeyi yoktu. Osamu gitmişti. Kendini bu hayatların içinden silip kaybolmuştu. Geriye bıraktığı ah dolu kalp son kez kırıldığı yerden bir daha tamir olamaz hale gelmişti.

_____

Osamu gibi orospu çocukları hala hayatta ve çevremizde dolaşıyorlar

Okuyan, oy veren ve yorum yapan herkese teşekkürler benden bu kadar <3

korkak •soukoku•Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin