"OĞLUMU HALA BULAMADINIZ MI!?" Şövalyelerden bazıları başını eğerken bir tanesi "her yere baktık fakat, oğlunuzu bulamadık. Belki bir kraliyet sarayındadır?" Kraliçe Jisoo gözlerini büyüttü ve "ONUN BİRİNE KAÇTIĞINI MI DÜŞÜNÜYORSUNUZ?" Dedi sinirle.
"Emin değiliz bütün ormana hala bakıyoruz, Şövalyeler en son bir mağara buldu ve tuzak kurdu." Kraliçe Jisoo'nun sinirli yüzünü gördüklerinde gerilmişlerdi. "Gidin ve oğlumu bulmadan geri gelmeyin, yoksa hepinizin kellesini alırım! Anladınız mı!?" Dediğinde hepsi bir ağızdan anladım diyerek uzaklaştılar.
Kral Jake Kraliçe Jisoo'nun omzuna elini koyup "Merak etme onu bulacaklar emin ol" Kraliçe Jisoo ona sarılıp "Nasıl kaçabilir hala aklım almıyor. O kadarda güvenlik önlemi almıştık." Kral Jake onun sakinleşmesi için sırtını okşarken "Biliyorum. Demek ki o kaçmak konusunda fazla iyiydi."
"Eğer başkaları öğrenirse işimiz biter Jake." "Bizde onların öğrenmesine izin vermeyeceğiz."
Mağaranın taşları oynamaya başladığında Chan oturduğu yerden kalkarak Minho'yu arkasına aldı. Taşlar yavaş yavaş yerinden oynarken Chan ona dönüp "Minho köşeye git ve orada otur tamam mı? Arkanı dön, hiçbir şey görme anladın mı!?" Minho ona bakarken "Neden sürekli beni yalnız bırakıyorsun? Bende dövüşebilirim."
Chan onun omuzlarından tutarken biraz sıktı. "Minho lütfen dediğimi yap bu kadar güçlü değilsin." Minho onaylayıp köşeye, arkası dönük şekilde oturdu. Taşların neredeyse hepsi çıktığında gün ışığı gelmeye başlamıştı.
Girebilecekleri kadar boşluk oluştuğunda bir kaç şövalye içeri girerek etrafa baktı. "Ah! gerçekten mi burada kimse yok." Önlerinde duran kurta baktıklarında "Tuzağa kurt yakalanmış. Gidelim buradan zaman kaybı." Kurt hırladığında Şövalyelerden biri kılıcını çekerek "uzaklaş kurt sana göre değil buralar." Demişti.
Kurt şövalyenin kolunu ısırdığında diğer şövalyelerde yay ve kılıçlarını çıkarıp kurda saldırmaya başlamışlardı. Minho gelen çatışma sesinden rahatsız olmuş olacak ki hafifçe arkasına baktığında Kurtun bacağına ok saplanmıştı.
Kurt sendeleyerek yere düştüğünde gözlerini büyüttü ve arkasında duran yayı sol eline alıp, sağ eline de ok aldı. Kurt acı çeker gibi sesler çıkarırken şövalye kılıç ile ona yaklaştı. "Sana söylemiştik." Diyerek kılıcını kaldırdığında Minho "HAYIR! BIRAK ONU!" Dedi ve oku şövalyenin koluna sapladı.
Koluna ok yiyen şövalye acıyla kolunu tutarken "PRENS MİNHO BU YAKALAYIN ONU!" Diye haykırdı. Üç tane şövalye Minho'ya doğru gelmeye başladığında Minho tekrar bir tane ok aldı fakat elleri titrediği için bunu yapamadı. İki şövalye onu yakalayıp "Prens Minho saraya geri döneceğiz" dedi.
Minho direnmeye çalışıyordu ama onlara karşı bir gücü yoktu resmen. Kurt yavaşça ayağa kalkmaya çalıştığını gören Minho ona baktı. Minho sinirle nefes verdiğinde ne kadar gücü varsa şövalyeleri iterek kurtun önüne geçti ve okunu alarak şövalyenin kalbine sapladı.
"ASLA ORAYA DÖNMEYECEĞİM!" Minho diğer okuda çıkardığı sırada arkasından şövalye onun ellerini tuttu ve yayını bir kenara fırlattı. "Prens Minho lütfen debelenmeyin."
Kurt ayağa kalkarak şövalyenin karnını ısırdığında Minho şövalyeden kurtuldu. Geriye sadece bir tane şövalye kaldığında kurta tekme atarak duvara çarptırdı. "Lanet kurt." Kurt acı çekerek patilerini oynattığında Minho kaşlarını çattı. Bu defa kendini savunabileceği bir şey yoktu.
Tekrar o yere dönmek zorundaydı. Şövalye onun kolundan tutarak çıkaracağı sırada "MİNHO EĞİL!" Diye bir ses geldi. Ama Minho algılayamadığı için eğilmediğinde kurt zar zor kalkarak Minho'nun üzerine atladı ve onu yere itti.
Minho şövalyeye baktığında kafasının ortasına saplanan kılıç ile yere düştü. Nefes nefese ve şokla mağara girişine baktı.
Prenses Rose hızla aşağı indi ve yanlarına geldi "Prens Minho iyi misiniz?" Dedi telaşla. Minho başını aşağı yukarı sallayıp kurta döndü.
Kurtun gözleri yarı açık, zar zor nefes alıyordu. "Aman tanrım durumu çok kötü!" Dedi Prenses Rose ve üzerindeki kıyafetten bir parça kopararak Kurtun bacağından oku yavaşça çıkardı.
Kurt acıyla bağırdığında Minho onun başını okşadı. "Bir şey yok, sakin ol.." Minho içinden 'Chan nereye gitti acaba?' Diye düşünürken Prenses Rose kanayan yere kumaş parçasını koydu. "Ölecek mi?" Diye sordu Minho.
"İzin vermeyeceğiz fakat burası artık güvenli değil, öğrenmişler. Başka mağara bulmalıyız." Minho kaşlarını çattı ve "Ama onu burada bırakamayız." Dediği sırada sarı parlayan tozlar Kurtun üzerinden yukarıya doğru gidiyordu.
ikiside Kurta bakarken Kurt bir insana, Chan'a dönmüştü. "Chan?" Dedi şokla Minho. Chan'ın küfür mırıldandığını duyduğunda hiç onu telaşlandırmak istemedi. "Lan Chan? sen kurt muydun?" Dedi Prenses Rose. "Dur siz tanışıyor musunuz?" "Uzun hikaye boş ver."
Chan'ın kanaması birazda olsun durduğunda, Minho Chan'ın başına destek amaçlı kendi uyluğuna yatmasına izin vermişti. Chan daha iyiydi ve gözleri kapanmıyordu. Prenses Rose onların ısınması için ateş yakmıştı, onun başında duruyorlardı.
"Chan'la nasıl tanıştığını anlatacak mısın?" Prenses Rose ateşe bakarken gözlerini Minho'ya çevirdi. "Tabii ki ama öncelikle, siz sevgili misiniz?" Chan şokla oturur pozisyona gelip ona baktı. "Ne saçmalıyorsun Prenses!?" Rose'un şeytani gülüşünü gördüğünde sinirle gözlerini kaçırdı.
"Şakaydı canım yükselme hemen!" Minho onun aksine utangaç bir tavırla "Sana demiştim hiçbir erkekle sevgili olmadım diye." Dediğinde Prenses Rose "olmayacağın anlamına da gelmez değil mi?" "ROSE!" "Tamam.."
"Böyle şeyler konuşmasak mı?" Demişti Chan sesini bastırarak. Prenses Rose tek kaşını kaldırıp "Gay olduğunu sanıyordum Prens Bangchan?" Chan sus dermiş gibi baktığında ellerini havaya kaldırıp masummuş gibi gözükmeye çalışmıştı.
"Ya her neyse! siz nasıl tanışıyorsunuz ve nasıl bu kadar kolay dışarı çıkabiliyorsunuz?" Prenses Rose ayağa kalktığında onlara baktı. "Başka mağara ararken anlatalım olur mu Prens Minho?" "Olur" dediğinde hepsi mağaradan dışarıya çıktı ve yeni bir mağara arama macerasına atıldılar.
"Aslında Chan ile bir nevi seninle tanıştığım gibi tanıştım." "Onu da mı sen dışarı çıkardın?" Diyince "Hayır benim sadece gizli çıkma taktiğim vardı, sırrım. Öğrendiniz artık." Minho heyecanla "Ne saçmalıyorsun ya kurta dönüşmek çok havalı!" Chan ona sert sert bakınca sessizce önüne döndü.
"Bence de havalı boş ver" Diye fısıldadı kulağına Prenses Rose. Minho güldükten sonra Chan "Bizide evlendirmeye çalıştılar ama ikimizde eşcinseldik. İkimizde kaçtık ve o mağarayı bulduk sonra da sürekli kaçıp durduk, artık laf edemiyorlardı çünkü nasıl kaçtığımıza dair bir fikirleri yoktu."
Minho kaşlarını çatıp "Dur bir dakika sen kurta dönüşüyorsan, Prenses rose neye dönüşüyor?" Prenses Rose ellerini kaldırıp "yok canım benim bir şeye dönüştüğüm yok dolabımın arkasında delik var oradan kaçıyorum" Minho onayladığında "Peki Minho, kötü hisset diye söylemiyorum ama seni tekrar götürürlerse nereden kaçacaksın? O deliği çoktan kapamışlardır."
"İzin vermeyeceğim." Dedi Chan. Prenses Rose tek kaşını kaldırıp "Ulan beni almaya geldikleri gün niye beni üzerlerine atıp "alın şunu ben tanımıyorum" dedin hain!?" Minho seslice güldüğünde Chan kollarını birbirine dolayıp "İlk kez kaçtım çünkü ne yapsaydım?" "Hain.." diyerek önden yürümeye başladı.
"Bacağın nasıl oldu?" Diye sordu Minho. Chan Minho'ya bakıp "daha iyi." Dedi ve önüne döndü. Chan sanki içinde bir şey tutuyormuş gibiydi. Ona söylemek istediği bir şey vardı belki.
"Bana söylemek istedigin bir şey var mı Chan?" Chan yutkundu ve durup ona bakınca Minho'da durup ona döndü. "Minho orada o cesareti göstermeseydin orada ölmüştüm. Kurt olduğum zaman çok daha zarar görüyorum. Ok bile bütün gücümü mahvetmişti ve sen onu vurmasaydın büyük ihtimalle ölüp gitmiştim."
Minho kızaran kulağını gizlemek adına saçları ile kulaklarını kapatmaya çalıştı. "Ne demek Chan, lafı bile olmaz ki. Hem ben oku atmış olsam bile sen zayıf olmana rağmen hala beni kurtarmaya çalıştın."
"Ölmene izin veremezdim çünkü."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Save Me / Minchan
AzioneÇok katı kuralları olan bir kraliyette yaşayan Minho, bir gün bu kurallardan bıkar ve gece saatlerinde evden gizlice kaçar. Hayatında belki dışarıyı zor görmüş biri olduğu için ormanın ortasında kaybolur ve değişik sesler duymaya başlar. Ayağı takıl...
