10. Bölüm

21 1 83
                                    

Keyifli okumalar

Bilincim yerine gelirken ellerimi yavaşça oynattım ama hareket ettiremedi. Bağlı olmalıydı.

Hatırladığım kadarıyla Mert beni hastaneye gitmek için zorlamıştı, bende kaçmak amacı ile yanağıma küçük bir pansuman yapmış, otelden çıkıp yürüyüş yapmıştım. Geri dönerken birinin peşimden geldiğini anlamış ama etraftaki sivillerden dolayı bir şey yapamamıştım.

Sonrası zaten belliydi.

Gelen soğuk hava ve boşluk hissi eşyası az hatta belki de hiç eşya olmayan bir yerde olduğumu gösteriyordu.

Ama dışarıda değildim buna eminim. Kapalı bir alandayım fakat hafif hafif gelen soğuk rüzgara bakılırsa. Yüksek bir yerde olduğumu ve olduğum yerde bir pencere olduğu kanısına varabilirim.

Gelen adım sesleri ile oraya dikkat kesildim. Kapı açıldığında çıkan sese bakılırsa çelikti ve bu da kaçmamı epey zorlaştırırdı.

Adım sesleri yavaş yavaş bana yaklaştı ardından çenemde hissettiğim el ile hareket etmemek için kendini sıktım. Uyandığımı anlamaları işime gelmezdi.

"Hâlâ uyuyor mu?"

"Evet efendim." Başka bir konuşma sesi gelmezken gözlerimde ki hafif ağırlığın yukarı çıkarak yok olduğunu hissettim. Çeneme uyguladığı hafif baskı ile başımı kaldırdı ve önce hafifçe sağa sonra ise sola döndürdü.

"Dediği kadar varmış." Yanağıma değen iki parmak sabit kalmamı zorlaştırırken orayı parmaklarının tersi ile okşamaya devam ederken konuştu.

"Çok güzel..." En azından bir iğrenme hissetmeyi isterdim. "Belki de onunla işi bitince onu kendime almalıyım."

"Bir yer ayarlamamı ister misiniz?"

"Hayır. Öyle bir şeyden bahsetmiyorum. Onun ölene kadar benimle olmasından bahsediyorum." Çenemde ki el başımı bir anda bırakınca fark edilmemek için boşlukta tuttuğum başım büyük bir kuvvetle aşağı düştü, bu da boynumda bir anlık bir ağrıya sebep oldu.

"Uyandığında haber verin. Onunla bizzat ilgileneceğim, korkuttuğunuzdan emin olun fazla dik başlı olduğunu söyledi."

"Peki efendim." Ayak sesleri benden uzaklaşırken peşinden bir çift ayak daha takip etti ve kapı kapandı.

Bir süre bekleyip etrafımda kimseyi hissetmeyince gözlerimi açarak başımı kaldırdım. Tam da düşündüğüm gibi etrafta bir masa ve küçük bir televizyon dışında hiçbir şey yoktu.

Ellerimi tekrar hareket ettirdiğimde yapısına bakılırsa elimde ki halat değildi, zincir olmalıydı. Bu da bana bir eksi daha getirirdi. Beni kaçıran kim ise tecrübeli oldukları belliydi.

Buradan kaçmak zor olacaktı.

Ya da... Belki de kaçmamalıydım. O adamın bedenime dokunmasına asla izin vermezdim ama o an a kadar biraz eğlenebilirdim.

Ruhumda ki yaraların bir süreliğine kabuk bağlaması için gerekli olan tek şey fiziksel yaralardı ve bu adamlar bana bunu verebilirdi.

Bu sefer ayak seslerinde başımı indirmedim. Aksine dimdik durarak karşıya baktım.

"Bakın kimler uyanmış. Nasılsın Ateş Kuşu?" Diyerek kod adımla seslendi. Az önce gelen kişi de oydu.

"Sadede gel vaktim yok." Planımı bilmeleri gerekmezdi.

"Gerçekten aynı anlattığı gibisin. Bu hırçınlık bana mı özel yoksa genel vahşiliğin mi? Söylemeden edemeyeceğim oldukça çekici."

"Bu iğrençliğin bana mı özel yoksa genel olarak mı iğrençsin? Söylemeden edemeyeceğim fazlasıyla midemi bulandırıyorsun." Ve ilk darbe bu sözlerin ardından geldi. Burnumdan akan sıvı ruhumda ki sızının dinmesine neden oldu.

Sönmeyen AlevHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin