1. Bölüm

118 2 87
                                    

Bu hikaye erken büyümek zorunda kalan ama asla büyümeyen bir kadının hikayesi. Ölen çocukluğunun ruhunu derinlerde esir tutan, zarar gelmesin, kimse görmesin diye saklayan bir kadının hikayesi. Bu hikaye büyüyememiş yetişkinlerin hikayesi.

12 yıl. Tam 12 yıldır yokluğunla sınanıyorum. Tam 12 yıldır özlüyorum. Seni, sesini, kokunu, boncuk gözlerinin bakışını, abla diye heyecanla bağırışını. Ve tam 12 yıldır her gün kahroluyorum seni koruyamadığım için, her gece aya ağlıyorum seni rüyama göndermesi için ama o bana inat gibi hep kabuslarıma gönderiyor güzel yüzünü. Dinleye dinleye sana da alıştırdığım şarkılar acı veriyor artık. Küçüklüğümden beri dinlediğim şarkılar olarak değil seninle dinlediğim şarkılar olarak kalıyor anılarımda ama ben yıllardır o şarkıları tek dinliyorum ve her dinleyişimde seninle dinleyemediğim için ağlıyorum.

Bir yılını daha doldurdun bugün fakat doğumunun değil ölümünün. Ve ben bir kez daha bu uçurumu izliyorum sanki her gece gelip burada seninle konuşmuyor beni affetmem için yalvarmıyormuş gibi. Bir kez daha senin için hem kurtuluş hem de kıyamet olan günü yaşıyor, bir kez daha en yakın zamanda yanına gelmek için dua ediyorum. Mümkün olmadığını bile bile.

Müziğin kapanması ve yerine zil sesi çalması ile bakışlarımı uçsuz bucaksız uçurumdan çektim. Ekranda gördüğüm isim ile kaşlarım derince çatılırken aramayı yanıtladım.

"Alev. Üzgünüm aramamam gerekirdi biliyorum fakat Ercan Bey seni çağırmamı istedi." Bugün burada kalacağımı, gitmeyeceğini bilirdi bu yüzden beni çağırmaz gelmem gereken bir şey ise yarına ertelerdi. Beni çağırmasını gerektirecek ne olmuş olabilirdi?

"Gelmeyeceğimi söyle." Sıkıntılı nefesinin sesi doldu kulağıma itiraz edeceğini anladığım için telefonu kapatacaktım fakat bunu yapacağımı bilecek kadar iyi tanıyordu beni. " Ona bugünü hatırlattım ama bana seni çağırmamı bugünde bu kadar özel ne varsa şuan ki durumdan daha önemli olamayacağını söyledi."

Sinirlendiği mi hissederken boşta ki elim yumruk şeklini aldı ve tırnaklarım beni sakinleştirmek adına avucuma saplandı. Dişlerim sıkıca birbirine kitlenirken yanımda ki kaskı alıp yerimden kalktım. "Onunla bizzat konuşsam daha iyi olacak anlaşılan."

"Hayır Alev! Ne olursa olsun o patron bunun cezası-."

"Cezası umrumda bile değil." Telefonu kapatıp pantolonun cebine attım. Kaskımı takıp motora bindim ve ezberlediğim yolu gitmeye başladım.

Görmek istediğim bina görüş açıma girmişti daha da hızlanarak bahçesine girdim. Motordan inip çıkardığım kaskı üstüne bıraktım, on adımda kapının önüne gelip hızlı bir şekilde üç kere çaldım. Açılan kapıdan görünen kadını bu seferlik görmezden gelerek doğruca salona girdim.

Bir ayağını diğerinin üstüne atmış sağ bileği sol dizinin üstünde oturan adama sinirli bakışlarımı gönderirken bu halimin hoşuna gittiği belliydi. "Otursana kızım." Sinirli bir gülüş ile tam karşısında durdum.

"Her yıl bu gün çalışmadığını gayet iyi biliyorsun Ercan Keser. Beni neden çağırdın bilmiyorum ama bu hiç hoşuma gitmedi." Gülüşü büyürken başını yavaşça aşağı yukarı salladı. Bazen içimden bu yaşlı adamı sabaha kadar yumruklamak geliyordu.

"Biliyorum Alev Demir biliyorum. Önemli bir şey olmasaydı çağırmazdım şimdi otur ve doğru düzgün konuşalım. Bunu Ercan Amcan olarak değil patronun olarak söylüyorum." Ciddileşen ses tonu ile istemeye istemeye arkamda kalan koltuğa oturdum ona tepkili olduğum için saygıyı umursamadan sağ bacağımı diğerinin üstüne atıp deri ceketin iç cebinden bir sigara çıkardım. Koltuğun yanında ki sehpanın üzerinde duran çakmağı alıp sigaramı yaktıktan sonra derin bir nefes çekerek geri yaslandım. "Evet, seni dinliyorum neymiş bugünden daha önemli olan şey." Sesimin umursamaz çıkmasına dikkat ederken 'bugünden' kısmını bastırarak söylemiştim.

"Yeni bir görevin var."

"Bu kadar acil mi?"

"Hayır görevi sana daha sonra anlatacağım sadece zorlu bir görev olduğunu bil." Beni bunun için mi çağırmıştı? İçimde dışarı çıkmak için bedenimi tırmalayan canavarı kontrol etmek gittikçe zorlaşıyordu ve doğruyu söylemek gerekirse kontrol etmek de istemiyordum. "Sinirli olacağını biliyordum ayrıca doğum günün yaklaşıyor. Bu senin."

Bakışlarım elinde ki kutuya düşerken yerimden kalkmadan eğilip kutuyu aldım. Açtığımda içinde gördüğüm eklem yüzüğü ve bileklik ile burnumdan alaycı bir gülüş sundum. "O kadar yöntem varken neden takip cihazı?" Gülümsemesi genişlerken benim gibi öne doğru eğildi.

"Anlamayacağını düşünmek aptallık olurdu zaten. Bu görevde fazla risk var seni tehlikeye atamam."

"Bunu takmayacağımı biliyorsun değil mi?" Başını sallayarak beni onayladı. "Biliyorum ama görev sırasında takmak zorundasın."

"Takmayacağım. Üçünü de." Diyerek bileğimde duran bilekliği mi çıkardım. Onun verdiği bir hediyenin içinde takip cihazı olacağını anlayıp takmayacağımı düşünecek bu yüzden kullandığım bir şeye de yerleştirecek kadar zekiydi. Fakat bende böyle bir plan yapacağını bilecek kadar zekiydim.

Elimde ki bilekliğimi yere atıp sertçe üzerine bastım. Diğer ikiliyi görevde kullanmak için saklayacaktım. Eve koymamda sıkıntı olmazdı çünkü zaten yüksek bir sinyal kesici mevcuttu. Eğer bu kadar yüksek olmasaydı yerimi kesinlikle bulabilirdi. Eve giderken de beni takip edemezdi çünkü uçuruma gideceğim zaman hep üstüme sinyal kesici olan bir şey alırdım.

"Zekânı küçümsememem gerekirdi. Zekisin. Fazlasıyla ve bu beni mutlu ediyor. Göreve gelince kurbanımız bir kadın yapacağımız son mal alışverişini mahvetti. Dikkatli olmalısın." Onun kötü yanı da buydu işte. Her konuda ona yardımcı olabilirdim ama insanları zehirlenmesine engel olan birine özellikle de bir kadına yapacağım tek şey eğer benden büyükse elini öpmek değilse de tebrik etmek olurdu. Tabi onun bundan haberi olmasına gerek yoktu. Bu durumda kötü olan oydu ve ben kötülerin yanında olmazdım hele ki işin ucu masum çocuklara dokunuyor ise.

"Hallederim. Ne zaman bana verilen görevi yapamadığımı gördün?" Yapamadığım görev yoktu fakat yapmadığım vardı. Yapmadığım ama yapmış gibi gösterdiğim. "Sana güveniyorum."

"Güvenme." Dedim yerimden kalkarken. "Hiçbir zaman hiç kimseye güvenme." Özellikle yerdeki bilekliğe basarak dış kapıya yürüdüm. Kapının önüne geldiğimde hemen sol taraftaki mutfağa baktım. Yavaş adımlarla içeri girip az önce görmezden geldiğim kadının sağında durdum. Bulaşık yaptığı için köpüklü olan ellerini hızla yıkayıp içten tebessümü ile bana döndü.

Eğilip sağ elini kavradım ve öpüp alnıma koydum elini hafifçe sıkıp konuştum. "Kusura bakma Hatice Sultan fazla sinirliydim amacım seni görmezden gelmek değildi." Elleri saçlarımı bulurken şefkatle okşadı.

"Biliyorum yavrum biliyorum. Dikkat et kendine tamam mı kızım? Dikkatli sür." Minik ama içten göründüğünü düşündüğüm bir tebessüm ile başımı salladım ardından elini yavaşça bırakıp binadan çıktım.

Motoruma yaslanmış şekilde beni bekleyen adamı görünce yüzüme alaylı bir sırıtma yerleştirdim. O da beni gördüğü an yaslandığı yerden doğruldu. Önünde durmam ile ellerini cebinden çıkarmadan gözleri ile küçük bir hasar kontrolü yaptı.

"İyiyim Mert yapmadım kaza falan." Diyerek solundan geçip motorun üstünde ki kaskı aldım, taktıktan sonra motora bindim ve başımla arkayı işaret ettim. Kaşlarını kaldırarak teklifimi red etti ve sağ elinin baş parmağı ile arkasını işaret etti. Arabası ile gelmişti. Bana geleceğini bildiğim için bir şey demeden motoru çalıştırdım. Evde konuşurduk zaten.

İlk bölüm olduğu için biraz kısa ama umarım beğenmişsinizdir.

Niye kendime bu zorluğu çıkardım bilmiyorum ama sürekli aklıma yeni kurgular geliyor ve ben beğendiklerimi yazmadan duramıyorum.

Bölümler çok kurgu olduğu için geç gelebilir ama elimden geldiğince hızlı atacağım.

Kendinize iyi bakın.

Sönmeyen AlevHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin