Keyifli okumalar
Albay'ın yanında gördüğüm adam karşımda duruyordu.
"Albayın emri mi?"
"Ondan emir almıyorum." Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu söylediği şeyden adı kadar emindi sanki.
"Bir asker olarak senden yüksek rütbedeki herkesten emir almak zorundasın."
"Ben asker değilim." Söylediğine güldüm daha yeni ona albayım diye seslenmemiş miydi?
"Eğlencesine mi albayım diyorsun?" Konuşmaya devam ederken yerdeki silahları da alıp kemerime taktım.
"Ben doktorum. Kısa süre beraber çalıştık o kadar."
"Sonuç olarak bu işin arkasında kim var!?"
"Ben. Onlara emri ben verdim." Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldım, karşımdaki adamlara kalkmalarını işaret ettim.
"Emri sen verdin öyle mi?" Ellerini cebine koyarken başını salladı. Sinirden gülerken arkaya baktım, belimde ki silahı çıkarıp yüzümü ona döndüğüm an ayağına sıktım. Gülmeyi keserek ayakta zor duran adama yaklaştım ve o fark etmeden belindeki silahı aldım.
"Kimsin bilmiyorum ama seni uyarıyorum. Bir daha sakın bunu aklından bile geçirme."Silahı bir an ona doğru koşan iki adamın üzerinde gezdirdim ardından elimde ki silahın içinde ki mermileri çıkardım aynısını belimden çıkardığım diğer iki silaha da yapıp üçünü de yere attım.
"Bir daha mafyacılık oynamak istersen oyuna dahil ettiğin kişinin kim olduğuna dikkat et." Motorun yanına gidip beklemeden çalıştırdım herhangi bir tehlikeyi görmek için arkamı sık sık kontrol ederek evin önüne geldim. Plakamı değiştirmem gerekiyordu.
Geç kaldğım için hızımı arttırarak eve gittim. Yine de kalabalık yollar on dakikalık gecikmeme sebebiyet vermişti.
Kapıyı açarak içeri geçtiğimde elimde ki kaskı sehpaya bıraktım. Salonun lambası kapalıyfı ama televizyondan geldiği belli olan renkli ışıklar görünüyordu.
Direkt mutfağa geçip kahve makinesini çalıştırdım.
"Mert, kahve içer misin?"Ses gelmeyince sıkıntılı bir nefes ile tekrar seslendim. "Mert!?" Hâlâ ses gelmeyince içime düşen rahatsızlık hissi ile telefonumu çıkardım. Kulaklığı takılı olunca beni duymuyordu.
Çalan telefon üçüncü çalışında açılınca rahat bir nefes aldım ama sinirimin artmasına engel olamadım.
"Kaç kere şu kulaklığı takma diyorum değil mi!?"
"Ne kulaklığı Alev?" Sesi gerçekten şaşkın geliyordu.
"Sana sesleniyorum bir saattir televizyonun sesini de açmışsın duymuyorsun."
"Alev ben senin evinde değilim. İki saat önce çıktım evden." Söyledikleri kaşlarımın çatılmasına neden oldu ve asıl önemli soruyu sordum.
"Televizyonu açık mı bıraktın?"
"Alev televizyonu hiç açmadım." Sözlerinin ardından gözlerim ışığını açmadığım mutfakta gezindi. Ses çıkarmamaya dikkat ederek kapının oradan salona bir bakış attım. Ardından özellikle ayak seslerimin çıkmasına dikkat ederek mutfakta ki balkon kapısına gittim.
"Hatırlamıyor musun? Sen unutmuşsundur o zaman bende içeridesin sanmıştım kahve yapayım mı diyecektim." Kahve makinesinin sesi gelince kapatıp bardağa doldurdum ve rahat bir şekilde konuşmaya devam ettim. "Madem sen yoksun kahvemi balkonda içerim o zaman."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sönmeyen Alev
حركة (أكشن)Büyüyememiş bir çocuğun intikamını almak isteyen erken büyümek zorunda kalan bir kadın. Peki bu kadın yeterince büyüyebilmiş miydi? Güçlü, saygı duyulan biri olmak içinde ki çocuğu büyütmeye yetmiş miydi? Belki de intikam onu büyütebilirdi. Kim bil...