Baran, abim ve annem sabaha karşı konağa girdiklerinde Rojin'i sakinleştirmek için yanıma yatırmamış olsaydım koşa koşa yanlarına giderdim ancak tüm gece sayıklayan çocuğun uykusunu bölmek istememiştim. Kıvırcık saçlarını usul usul severken yorgunlukla gözlerimi kapattım.
Her şey kontrolden çıkmaya başlamıştı sanırım. Abim bana hiç bakmadığı kadar fazla bakıyordu sanki. Hiçbir şey anlayamıyordum. Baran'ın dün geceki tavrını da, ikisinin birbirinin boğazına yapışacakmış gibi duran bakışlarının da sebebini öğrenemedikçe rahat etmeyecektim.
Yengemin bayılması hepimizi çok korkutmuştu. Her ne kadar arada bir bu tarz şeyler yaşasak bile yine de hepimiz birbirimiz için her zaman endişeleniyorduk. Stresten sıkıntıdan, kafaya takmaktan oluyordu onunki. Bir oğlu hapishanede, diğer oğlu kan davasında idam ipinin ucundayken sağlıklı olmasını kimse beklemiyordu ondan.
Birkaç saat daha geçtiğinde artık sabah olmuştu. Rojin uyumaya devam ederken kalkıp avluya çıktım. Kimse yoktu ama annemin uyumadığını biliyordum. Diğerleri gibi.
Oturma odasına girdiğimde herkesi sessiz bir şekilde gördüm. Çıt çıkmıyordu. Ben de sessiz olmaya çalışarak annemin yanına oturdum.
"Anne ne oldu?" diye fısıldadım.
Bana sarılırken yorgun bir tavırla omzunu kaldırıp indirdi.
"Doktor çok kızdı. O kadar insansınız hiç fark edemediniz mi bu kadının kendini aç bıraktığını diye."
"Şimdi ne olacak?"
"Öğleye doğru anca çıkarmış. Değerleri çok düşükmüş. İyi değilmiş pek. Biraz kalması lazımmış."
Sonra tekrar sessizlik.
Kahvaltı masasına oturduğumuzda da kimsenin ağzını bıçak açmıyordu çocuklardan başka. Abim tüm gece hastanede olduğundan uyanmamıştı. Baran duvar gibi bir ifadeyle masaya bakıyordu. Herkesin içten içe kendini suçladığını biliyordum çünkü ben de suçluyordum. Birbirimizle bu kadar iç içe yaşarken bu kadar bihaber oluşumuz insanlığa sığmazdı.
Kahvaltı masasından kalktığımızda abime bakmak için odasına girecektim ki annem uyandırmayayım diye içeriye almadı beni. Ben de ne yapacağımı bilemeyerek her ne kadar riskli olsa da Baran'ın odasına girdim.
"Baran." diye seslendim odaya girince.
Baran'dan ses gelmediğinde kaşlarımı çatıp odasına girdim. Birkaç adım attığımda banyosundan gelen su sesiyle duraksadım. Yeri ve zamanı mıydı bilmiyorum ama kendime engel olmak zaten zorken derin bir nefes aldım.
"Baran." dedim biraz daha yüksek bir sesle.
Suyun sesi azaldı.
"Duştayım." dedi.
"Sonra mı geleyim?"
"Çıkıyorum şimdi."
"Tamam."
Yatağının üstüne oturup beklerken kendimi heyecanlı hissediyordum. Sırtımı yatağına yasladım. Yastığından onun kokusunu soludum. Çok hoş bir kokusu vardı. Parfümü de ona çok uygundu. Kendini tanıyarak bakması hoşuma gidiyordu.
Banyodan çıktığında ıslak teninin altında sadece bir havlu varken kısık gözlerle bana baktı. Onu görünce ciddi anlamda nefesim boğazımda tıkanmıştı. Göğsünden süzülen su damlalarının yerinde olmak isteyeceğimi düşünmezdim. Havlu biraz aşağıdan bağlandığından adonisleri de belli oluyordu. Sebepsizce bu görüntüyü çok seviyordum.
"Yeni mi geldin?" dedi.
"Hmhm." diyebildim sadece. Ayağa kalkıp tam karşısında durdum ve dudaklarına bakarak konuştum. "İyi misin?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Nazende (bxb)
Teen FictionYıllardır beni kardeşi yerine koymuş bir adamda takılı kalacak kadar aşıktım. NOT: Hikaye eşcinsel evliliklerin gerçekleşebildiği bir zaman diliminde geçmektedir.
