Pamuk Şeker

114 39 34
                                        

Doktor Yasin ayağımı topuğumdan kavramış bir şekilde bir öne bir arkaya doğru esnetiyor, ben ise ona yardımcı olmak istercesine hareket ettirmeye çalışıyordum. Ama hareket etmeye çalışmam ayağıma büyük bir ağırlıkla beraber ağrı veriyordu.

Diğer ayağıma aynı hareketleri tekrarladıktan sonra yatağın sol tarafıma gecti ve altına elini geçirerek dizimi üçgen hale getirdi. Orada biraz durduktan sonra geri indirdi ve diğer dizime aynısını tekrar etti. Hareketleri yaparken o kadar özenle çalışıyordu ki, bacaklarımdan bir sanat mı ortaya koyacak diye düşünüyordum.

Sıra kollarımdaydı. Önce ayaklarıma yaptıklarının bir benzer hareketini ellerime, dizlerime yaptığı harekeletlerin benzerini ise dirseklerime yapmıştı. Bacaklarıma nazaran kollarımı daha çok hissediyordum. En azından destek alacak ve düz kaldıracak kadar. Bir şeyi tutup kaldırabileceğimi sanmıyordum.

Tam 30 dakika içerisinde bir sürü hareket yaptık. Kollarımı ve bacaklarımı hissediyordum ama hareket ettirmek yine de çok zor oluyordu. Vücudum sanki bir taş kadar ağırdı.

Bacaklarımın şekillerine baktığımda gayet ince, uzun ve güzel şekilleri olduğunu görmüştüm. Ayaklarım ise bacaklarımla orantılı büyüklükte idi. Kollarım da gayet ince ve biraz etli idi.

Hareketleri yaptığımız süre zarfında kendi vücudumu düne nazaran daha çok keşfetmiştim. Doktor vücudumun 11 ay komada yatan birine göre sıkı ve iyi olduğunu söylemiş ve bu beni mutlu etmişti.

Doktorun çıkmasının ardından karnımın ne kadar aç olduğunu ve bana sinyaller gönderdiğinin farkına vardım. Yemek yönünden doktorlar herhangi bir kaide koymadığından babama istediklerimi alması için sıralamış ve babamı kantine göndermiştim. Burası lüks bir hastane olduğundan kantinde istediğim şeyleri bulacağından, babam emin olmamı söylemişti. Bende hayalimdeki kahvaltı sofrasını babama anlattım.

Uzun bir aradan sonra babam olmasını istediğim biri odaya girdi. Evet babamdı. Ama elinde hayal ettiğim şey yoktu. 'Ne oluyor' dememe kalmadan, arkadan bir görevli girdi odaya. Önünde üstü örtülü, tekerlilleri olan bir şeyi sürerek bana yaklaştırdı. "Beyfendi nereye bırakayım?" dediğinde, babam "Şurası uygun. Gerisini biz hallederiz." dedi. Görevli tamda babamın tarif ettiği yere getirirken benim gözlerim ise beyaz örtülü şeyi takip ediyordu. "Afiyet olsun" diyen görevliye nezaketen "Teşekkürler" demiştim. Ama bunu söylerken şuurum ne kadar yerindeydi bilemiyordum. Dünü sadece mercimek çorbası ile atlatırken, bugün dünün aksine midem çok şey istiyordu. Hareketleri yaparken harcadığım efordan kaynaklı bir şeydi heralde.

Ben kendimce düşünürken, babam ve Tuğba, solumda bulunan parka bakan fransız camın önünde kapalı bulunan örtüyü açmışlar. Yemek yiyecegimiz yer, yemekler ve manzara gercekten süper görünüyordu. Sıra ise bendeydi. Beni tekerlekli sandalyeye oturtturup camın önüne getirdiler. Öyle oturmuştum ki, karşımda manzara, solumda babam, sağımda Tuğba vardı.

Masaya baktığımda ise, babamdan aklıma gelmeyip istemediğim şeyler bile bulunuyordu. Paslaşarak ve ağzımı boş bırakmayarak her ikisi beni, masada bulunan herşeyden yedirdiler.

Karnım fazlasıyla doymuştu. Patlama tehlikesini göz önünde bulundurarak yemeğime son vermelerini istedim.

Elimi sandalyenin sağ tarafında bulunan düğmelerin üzerine koydum ve parmaklarımla hafif dokunuşlar yaparak sandalyenin hareket etmesini sağlamıştım. Oda büyük olduğundan içinde bir kaç tur attım. Dün doktorların konuşmasının ardından bir tabak çorba içirilmiş ve çok zaman geçmeden uykuya dalmıştım. Sorularımın bazıları cevapsız kalmış olsa da bugün çok değişik hissediyordum! Nedeni bilinmez ama içimde kelebekler uçuşuyordu.

SEVDÂ AĞIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin