"hahah! Bak nasıl gıdıklanırmış!" bunu söylerken bir yandan parmaklarımla Ferhat'ın karnını delecek gibiydim. "Yapma Elif Abla! Dur" nefes alamayacak şekilde gülerek desede durmadan gıdıklıyordum. Çok tatlı gülüyordu ve ben bu kareyi çok sevmiştim. "Biraz da burayı mı gıdıklasak?" deyip boynunu gıdıklamaya başladım.
Yerim ben bu çocuğu. Kahverengi kıvırcık saçları, bal rengi gözleri ve yuvarlak bir yüzü vardı. Bir yandan düşündüğüm şey ise keşke kaderin de güzel olsaydı. Annen, baban yüzünden ölmemiş, seni seven, sahiplenen bir baban olsaydı. Keşke huzurlu mutlu bir ailede yaşayıp büyüseydin. O kadar isterdim ki seni pamuklara sarıp büyütmek, sevmek, sevgiyle büyütmek.
Eminim annen de çok istiyordur, senin en güzel şekilde yaşamanı, sevgiyle büyümeni. Keşke ömrü olsaydı da sana istediği hayatı verebilseydi.
Ben bunları düşünürken. Bir yandan Ferhat'ı gülmelere boğuyordum. Biraz bırakıp onun beni gıdıklamasına izin vermiştim. Sıra ondaydı artık.
"Hahhaha" kahkahalara boğuluyordum. O küçücük elleriyle karnımı gıdıklamaya çalışıyordu. Şimdi ise biraz koşuşturma zamanıydı. Bir fırsat bulup ayağa kalktım ve koşuşturmaya başladım. Baktım ki o da arkamdan geliyor. Çığlık atıp daha da hızlı koşmaya başladım. Bundan ise memnun olduğu belliydi ki daha çok gülüp peşimden koşuşturuyordu. Salon kapısından bahçeye çıktım ve arada arkama bakıp koşmaya başladım. Yüzünde gülümseme eksik olmadan beni kovalıyordu.
Kendimi çimenliğe sırtüstü atmıştım. O ise "Yakaladım seni" diyerek yakalamasının sevincini yaşıyor ve beni gıdıklamaya çalışıyordu. İki elinden tutup, karnına iki ayağımı koyup yukarı kaldırdım. Herkes bilir bu hareketi, çocukken annemde bana çok yapar ve bende bundan keyif alırdım. Şuan Ferhat'ın da bundan keyif aldığı yüzündeki neşeden belliydi.
"Ne oldu Ferhat Bey" dedim gülerek. "Uçuşlar nasıl? Rahat mı?" Ayaklarımın ucunda kıpraşıyordu.
Gülücüklerimizin ardında beliren "Elif Kızım kahvaltınız hazır, istediğiniz üzere bahçe balkonuna hazırlattım." sesi olmuştu. Evet bu Saadet Abla'nın sesiydi. Hani şu tatliş, minnoş teyzemizin sesi...
"Yemek zamanııı" diye bağırdım ve hemen onu aşağı indirdim. Balkonun bulunduğu tarafa koşmaya başladım ki o da peşimden geliyordu. Masaya vardığımda "mmmm leziz şeyler görüyorum" dedim. Baş koltuğa oturdum ve Saadet Abla da Ferhat'ı solumda bulunan koltuğa oturttu.
"Bakalım kim daha çok yiyecek. Ben kazanırsam elimden çekeceğin var haberin olsun. Ona göre çok yemek ye. Eğer sen kazanırsan Ne istersen yapacağım" dedim daha iştahlı yemesini sağlamak adına.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra biraz alışverişe çıkıp bir şeyler almamız gerekti. Ve tam da öyle yapmıştık. AVM'ye gitmiş, bir sürü şey almıştık.
Daha alışverişimiz bitmemiş ve şuan üzerinde kolları yukarı doğru çekilmiş bebe mavisi gömleğin altında lacivert dar pantolona eşlik eden beyaz adidas spor ayakkabılarıyla kabinden çıkmıştı. Ben ise çocuk bölümünde olduğumuzdan yeni trent kıyafetlerin buraya gelmesini söylemiştim. Gelen kıyafetlerin arasından, lacivert üzerinde küçük küçük çiçek detayları saklı, omuzları açık bir tişörtün altında açık kot şort ve topuklu sandalet giymiştim.
Onun kabinden çıktığını gördüğümde yanına varıp "Bugün günlerden yine yakışıklılık. Aman dikkat et benden başkası bu yakışıklılığı görmesin" dedim gülerek. Yanağına bir öpücük kondurmamın ardından görevliye "Bunları alıyoruz" dedim.
Etiketlerini koparıp mağazadan çıktık. Bizimle gelen Şöförümüz Kerem alım işlemlerini halleder diğer eşyaları da arabama götürür diye kafamıza takmadan ilerledik. "Acaba biseyler mi içsek? Sıcak değil mi?" dedim. Ferhat onaylarcasına kafasını sallamasının ardından hemen AVM'nin içinde bulunan cafelerden birine girdik ve boş bulduğumuz masaya oturduk.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEVDÂ AĞI
Novela JuvenilGüzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadar...
