Ortopedi doktoruna "Lütfen. Ufacık bir pembe yalan." diyordum sevimli ve bir o kadar da tatlı bir şekilde. Doktorun kadın çıkması beni daha da mutlu etmişti. Halimden anlar yardımcı olurdu. Şimdi ise doktoru ikna etmeye çalışıyordum 'kolunda incinme var. Bir kaç gün sargıda kalsın' dedirtmeye. En ilginci de Bana bunları yaptıran şeyin ne olduğunu da bilmiyordum :)
"Gökçe Hanım! Lütfen ufacık pembe yalan" dedim. Birazdan girerdi içeriye o şahıs. Biran önce ikna olması gerekiyordu. Son bir masum, kedi gözleriyle baktım ve bakışımın karşılığını aldığımın göstergesi olarak doktor 'tamam' dercesine kafasını sallamıştı.
"Süpersiniz!" dedim ve memnun bir şekilde güldüm. Hemen koluma sargı yapmasını rica ettim ve öylede yaptı. Çok büyük birşey istememiştim zaten.
Ardından oda kapısı açılmıştı ve içeriye o şahıs girdi. Süper bir zamanlama yakalamıştım. Neden dışarıda olduğunu sorarsanız 'Siz rahat muayne edin' demişti doktora ve odadan çıkmıştı. E buda benim işimi kolaylaştırmıştı.
Doktor, o şahısa "Kolunda incinme var. Bir müddet sargıda kalsın" dedi. 'Üzgünüm' dercesine bana baktı ve ben de buna karşılık kaşlarım asık bir şekilde kolumu inceliyormuş gibi yaptım. Oyunculuk becerim iyi olsa gerekti.
Odadan çıkarken, sağ elim sargıya alındığından düğmeye basamayacağımı düşünüp beni itiyordu. İnce düşünceliii...
Ortopedinin bulunduğu binadan çıktık ve benim odamın bulunduğum binaya girdik. Bu süre zarfında konuşma gereği duymadım çünkü beni biraz merak etsin istemiştim.
Odama gelmiştik ama ben bir şeyi merak etmeden duramıyordum. Hiç konuşmadık ve tarif etmeden beni odama getirmişti.
"Nerden biliyorsun?" dedim merakımı gidermesi için. Ama sesi soluğu çıkmıyordu. Odaya girdiğimizde ise babam elinde tabletle birşeyler yapıyordu. Bizi farkettiğinde ayağa kalktı ve ona yaklaşmamızın verdiği yakınlıktan dolayı kolumu gördü. Merak içerisinde "Kızım?" demişti. "Babacım sorun yok. Ben iyiyim. Sadece biraz incinme. Doktora da gösterdik" dedim özetle.
Babam tatmin olurcasına bana bir bakış attı ve ardından arkamdakine baktı. "Buğra!Oğlum nasılsın?" dedi. Adı Buğra mıydı? Ya 'oğlum' kelimesine ne demeli? Demek babam tanıyordu. Diğerleri kendini tanıtma çabasındayken sen niye kendini tanıtmadın?
"Buğra?" dedim hafif bir ses ile ve ardından "Baba! Sen tanıyor musun bu beyi?" diyerek cümlemi tamamlamıştım. Babam "Evet tanıyorum. Siz hâlâ tanışmadınız mı?" dedi bana. Arkamdakine seslenircesine "Bak tanışmamız gerekiyormuş Buğra Bey!" dedim zafer içinde.
"Kızım! Buğra seni kazadan sonra hastaneye getiren kişi." dedi babam. Duyduklarıma sevinsem mi, şaşırsam mı, minnet mi duysam, bilemedim. Demek ondan kendisini tanımamı istemiyordu mütevazi genç.
"Gerçekten mi?" dedim şaşırırcasına. "Beni hastaneye getiren ve duyduğuma göre durumumu öğrenmek için beni her hafta ziyaret eden kişi...bununla beraber bir hafta önce, beni ziyaretinin ardından uyanmamda etkisi olan ADAM..." kendimle konuşuyordum. Birşeyleri kafamda netleştirmek için...
Bahçede beni kurtardığı an geldi aklıma. Ne olduğunu sorduğumda bana 'bu iki oldu' demesindeki manayı da şimdi anlamıştım. İkinci defa beni kurtarmıştı. Güzel adam...
Yeşil gözleri, sarıya yakın ama açık kahverengiye çalan saçları, keskin yüz hatları, kumral teni içerisinde ince düşünceli, yumuşak konuşması olan, gizemli , birde kahraman yatıyormuş.
"Tanıştığıma memnun oldum" dedim kahramanıma sol elimi biraz kaldırarak. (Sağ elimi kaldırmadım çünkü onu incinmiş biliyordu ve ben kahramanıma rezil olamazdım.)
Kaldırdığım elimi tutmayıp, iki elini havada birleştirip üzgünce sallayarak "ben de memnun oldum" dedi. Anlamamıştım. Neden böyle yaptı ki? Elimi mi tutmak istemedi? Neden?
Böyle yapmasının verdiği huzursuzlukla elimi indirdim. Ama gözlerim hâlâ 'neden öyle yaptın' dercesine bakıyordu.
"Efendim, Elif'in iyi olduğunu gördüm, artık ben gideyim. Tekrar karşılaştığımızdan ötürü memnun oldum. Allah'a emanet olun" dedi ve babama elini uzatarak selamlaştılar. Ben ise yavru bir kedi gibi sadece bakıyordum. Bana bakarak "Kendine daha çok dikkat et. Görüşmek üzere" dedi ve bende buna karşılık "Görüşmek üzere" diyebildim.
-Buğra-
Odadan çıktığım gibi hızlı adımlar atmaya başladım. Hızlı olmalıydım çünkü Serkan'ın cafesinde (Deniz Cafe'de) bu akşam canlı müzik yapılacaktı. Her zamanki gibi bir ünlüyü çağırdı ve çok kişiyi ağırlayacağından ona yardım etmemi istedi. E kankaya yardım etmek ikinci mesleğim oldu Serkan cafeyi açandan beri :)
Doğruca eve geçtim, anahtarla kapıyı açtım ve tam içeri girecektim ki annem içeride sanki benim gelişimi beklercesine dikiliyordu.
Bir şey demesine fırsat vermeden "Selamün aleykum Sultanım." dedim ona karşı hızlı adımlar atarken. Yanına geldiğimde "Bugün sizi iyi gördüm sultanım, bende iyi oldum bak şimdi" dedim. Kusur kapatma çabasıydı bu davranış hızlılığı. Çünkü dün akşam eve gelmedim ve geceye kadar bi kaç defa aramış beni..
"Uşağum, bak sorun geç gelman veya gelmeman değul, sorun sen niye benum telefonuma bakmaysun. Merak içine pırakmayın beni da.. sen da aynı Fırat'un hareketlerini yapaysun. De ba neresun, cehennemun dibi olsa da bileyim nere olduğuni" dedi annem hızlı konuşarak..
"Haklısın sultanım! Daha olmiycak, bak bu akşam Serkan'ın cafesindeyim. Teli de açamam bak haberin olsun. Yoğun oluruz büyük ihtimal. Ben bi kaç kıyafet alup çıkayrum" dedim anneme bir de öpücük atarak.
Direk odama çıktım ve bir kaç kıyafet hazırladım kendime..
-Elif-
Buğra odadan çıktığında babam beni cam kenarına getirdi. Kolumu incelelerken "İyisin değil mi" dedi, onaylarcasın kafamı salladım. Kafamı sallamamın ardından, etrafın biribirine karıştığını görüyordum. Babamın yüzü yamulup düzelir gibi oluyordu. Başım dönüyordu galiba. Gözlerimi kapattım belki dünya dönmekten vazgeçer diye.
Gözlerimi kapattığım an aklıma bahcedeki olay gelmişti. "Anne" dedim tekrar. Beynim bana birşeyler hatirlatmak istiyor gibiydi?
Benim bir babam var ise annem de olmalıydı değil mi? "Annem?" dedim babama. Bunları söylerken etraf biraz daha durulmuş, kendime gelmiştim. Babam bana boş gözlerle baktı. Anlamamıştım. "Annem yok mu" dedim bu sefer.
Babam "Annen!... kızım annen şuan yanında değil. Çünkü..." nefes aldı ve devam etti "Sen 6 yaşındayken trafik kazası geçirdi ve anneni o yıllarda kaybetmiştik kızım. Seninde trafik kazası geçirdiğin gün o kadar korktum ki, sende annenin kaderi tekrarlanacak diye... Şükür ki uyandın bitanem. İkinci bir defa annenin yokluğuna alışabilmek zor olacak ama üstesinden her zamanki gibi baba-kız geleceğiz." Bunları söylerken kelimeler ağzından o kadar zor çıkıyordu ki anlamakta güçlük çekiyordum.
Anladığım birşey vardı; annemi daha 6 yaşındayken trafik kazasında kaybetmiş olmamdı. Daha hiçbirşeyi doğru düzgün kendi başıma yapamayacağım yaşlarda...
Sevgiye, ilgiye, yardıma, desteğe ihtiyaç duyduğum yaşda, 6 yaşında annemi kaybetmişim. Bunları duymak bana çok ağır gelmişti. Hemde çok ağır...
(Sevgili güzel okuyucum! Buğra hakkında ne düşünüyorsun? Elif'e karşı hareketi sizce neden kaynaklı? Sizin aklınızdan geçen sorular olursa hayhay! Sorularınızı ve cevaplarınızı yoruma bekliyorum. Bölümü beğendiyseniz oylamayı unutmayın. Bir dahaki bölüme kadar selametle kalın.)
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEVDÂ AĞI
Teen FictionGüzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadar...
