"Anne" diyen bir ses ile uyandım. Ferhat'tan geldiğini anladığımda hemen ona dönüp "Canım sakin ol. Ben yanındayım" diyebilmiştim. Kim bilir rüyasında annesini nasıl görmüştü.
"Annem. Annem bana gülüyordu. Elif Abla annem bana gülüyordu ve 'sen de mutlu ol' diyordu" demişti.
Daha 8 yaşında bir çocuğa ne kadar elinizdeki imkanları sunsanız da bir annesinin yerini dolduramıyorsunuz. En kötüsü de elinizden bir şey gelemediği için öylece alışmasını beklemekti...
Yatakta ona sarılarak sadece uyumasını bekledim...
-Buğra-
"Hayırlı Sabahlar ailem! Sultanım! Mmmm baya baya lezzetli şeyler görüyorum. Yoksa hala uyanamadım ve rüyada mıyım. Halbuki yüzümü de yıkadığıma eminim" dedim sırıtarak ve annemin pazar kahvaltısı niyetine hanımlığını konuşturarak donattığı masayı süzerken.
"Hadi oyalanma da muhlama soğumasın." "Oy oy sultanım. Sen yaparsın da kaçırır mıyım?" dedim annemin yanakları ellerimin arasında ezilirken.
Annem "Habu uşak delidu ya" diyerek güldü. Bende sırıtarak karşıki koltuğuna oturdum. "Aaa"dedim şaşırarak. "Babam da masadaymış. Kahvaltının cazibesine kapıldım babam görememişim. Günün hayrolsun" diye ekledim.
"Bende oğlum, bende. Bir annenin cazibesi, iki onun yemeklerinin cazibesi. Insanın aklını alıyor." demişti. "Eee Erva nerde?" diye sormadan edemedim. "Çayı yarına kadar getirebilecek inşallah abisi" dedi annem gülerek. Ardından salona Erva'nın girdiğini görmüştüm elinde çaydanlıkla. "Geldim anne!" âdeta can çekişiyormuş gibi söylüyordu ki elleri yanıyor olmalıydı.
Annemin işaretiyle masanın üzerine koydu ve "ohh" diyerek iç çekti. Yanma korkusu ne yaparsınız. Annemin "Hadi sen de otur. Ben dökerim çayları" demesiyle canım kardeşim hemen yanımdaki boş koltuğa geçip oturdu.
Babam "Hadi başlayalım" dedi ve besmele çekerek yemeye başladığını görünce bende siftahı (başlangıcı) muhlamaya ekmek bandırarak yaptım. Mmm çok mu lezzetli ne? Karadenizin vazgeçilmez tatlarından sadece bir tanesi. Şu muhlamayı yerken of'lu olduğuma daha çok şükrediyorum.
Kahvaltımı bitirmemin son alametleri olarak çayımdan bir yudum aldım ve "elhamdulillah. Annem ellerine sağlık. Ben gidiyorum." diyerek ayaklandım.
"Tamam yavrum" diyerek beni tasdikleyen annemin ardından babam " Yazıhaneye mi geçcesun?"demişti şivesiyle. "Hayır ufak bir işim var ondan sonra geçeceğim." diye cevap verdim.
Hiç eksik olmayan kardeşim "Abicimm" demişti. Ahh bu bir şeyi isteme şeklinden biriydi. "Evet?" "Beni de sahildeki Zevahir Cafe'ye bırakır mısın? Taksilerde sürünmeyeyim, acı kardeşine" demekle kalmamış bir de işini yaptırmak adına yanağımdan öpmüştü.
"Başımın belası. Tamam çabuk ol beklemem bak." hızlı olması için tek bildiğim yöntemdi. "Başörtümü bağlayacağım. Sadece ve sadece 2 dakikacık" demesine karşılık "fırla" dedim ve o da öyle yapmıştı.
"Şu cimcimenin arabası hala tamirden çıkamadı mı?" diye babama soru yönetmemin ardından "Tamirden çıkamadı değil, çıkartmadım diyelim" anlamama yetmişti bu kelimeler. Yine bir yerlere toslamış olacak ki babam arabanının tamirini bu kadar ağırdan alıyordu ders olsun ona diye.
"Geldim" diyen Erva hanımın üzerindekilerine bakmamın ardından bebe mavisi dizlerinin üzerine gelen gömleğin altına lacivert ispanyol paça pantolon giymiş ve lacivert anlamadığım desenlerden olusan başörtü taktığını görmüştüm. En azından önceye nazaran daha kapalı giyiniyordu. "Haydi" dememin ardından evden çıktık ve küçük bahçemizin önünde duran mavi renk markası dacia stepvay olan arabama bindik.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SEVDÂ AĞI
Fiksi RemajaGüzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadar...
