Kendime gelmem ancak müziğin susması ile mümkün oldu. Elim ayağım buz kesildi sanki o an. Etrafa ürkek, yavru ceylan gibi bakakaldım.
"Mahur..." tezahüratları bittikten sonra sahneye güller atılmaya başladı. O an neyin içine düştüğümü hala anlayamamıştım. Ah ne saftım ama... Onlarca adam benim için sahneye güller dağıtırken halen sadece şarkı söylemek için burada olduğumu sanıyordum.
Eğer şansım olsaydı geriye dönerdim ve oraya ayak bile basmazdım.
Ben o gece kaç şarkı söyledim hatırlamıyordum. Ben şarkı söyledikçe onlar beni izledi mi yoksa dinledi mi anlayamadım.
Benim Aysel'e göre kıvrak hareketlerim, danslarım yoktu ancak onların dikkatini neyin çektiğini anlam veremedim. Aysel sahneden tek bir şarkı söyleyip inerken bana durmadan peçeteye yazılmış şarkı istekleri gelip duruyordu. Dikkatlerini verdikleri tek şeyin ses olmadığını anlayabiliyordum çünkü Aysel'in de sesi epey güzeldi. O kurslara bile gitmişti oysa benim sesim daha önce hiç eğitilmemişti bile.
Şarkıları söyledikten sonra sonunda odama gelebilmiştim. Vaktin epey geçtiği anlaşılıyordu. Daha evime, daha doğrusu Aysel'in evine gidecektim. Tam elim elbisesinin fermuarına gitmişti ki kapı açıldı. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında o an kapıdan içeri gelenin celladım olabileceğini hiç düşünmemiştim.
"Bir şey mi oldu?" Burada kimseyi tanımıyordum, Aysel'de ortalıkta görünmüyordu. Beni ecnebisi olduğum yerde yapayalnız, bilmediğim zatlarla baş başa bırakmıştı. Oysa beraber sahne alacağımızı söylememiş miydi o?
"Bir şey yok, güzelliğine bir de yakından bakmaya geldim." Gelen kişi orta yaşlarda (30-35) hafiften saçları ağarmaya başlamış, kirli sakallı biriydi.
"Çıkın odamdan efendi!" Sesim oldukça yüksek çıkmıştı ancak nasıl oldu da titremeden durdum anlayamadım. Oysa korkudan yaprak gibi titremem, oradan buraya savrulmam gerekiyordu.
"Ne demek çık lan, sana ne kadar para ödedim haber etmediler mi sana?" Üzerime üzerime gelemeye başlamışken içimden Allah'a yalvarmaya niyet etmiştim.
Gelişi güzel attığım çantayı hemen kucağıma aldım ve oldukça yüksek topuklu pabuçları da ayağımdan çıkarıp adeta kaçmaya hazırlandım.
Ürkek yavru ceylan, celladı olan aslandan kaçıyordu.
"Kaçabileceğini mi sanıyorsun oruspu? Ulan bir de naz yapıyorsunuz, her şarkı söyleyene en çok para veren kim olursa o gece onun altında olur. Ne diye boş yere başkaldırı ediyorsun?"
O an başımdan aşağı kaynar su döküldü sanki. Neyin içine düştüğümü kafam almıyordu. İdrak etmem zorlaştı, tek bildiğim buradan uzaklaşmam gerekmesiydi.
Öyle de yaptım. Ben kaçabileceğimi sandım ama peşimden koşan şeref yoksunları benden epeyde hızlılardı ancak tabiri caizse can havliyle kaçtım.
Allah bana daha çok güç kuvvet verdi, can derdinden ne onların ayak sesini ne de nereye koştuğumu biliyordum.
Ben koştum, ardıma bile bakmadan koştum ancak bir vakit durdu adımlarım. Duyduğum ses beni olduğum yere kök bağlattı sanki.
O kadar çaresizdim ki turuncu elbiseme al kanım bulaştığında. O an anladım peşimden gelen zatların gözleri tek namusumda değil canımdaydı da.
"Tamam vallah billah dokunmayacağız kaçma. Senin sesini pek beğendiler. Gel hele buraya seni öldürmeden. Her gece sadece şarkı söylemeye gel tamam. Elleşmeyecek kimse sana." Elimi yaralı olan kısma bastırdığımda sesler uğultu şeklinde gelmeye başlamıştım. Defalarca inledim acıdan. Yanıyordu her tarafım ancak ya vurulmanın tazeliğinden ya da canımın korkusundan durmadım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AYKIŞLI
Fiksi Sejarah1970'lerde köyde geçmektedir. Sıcak kolları ile sarıp sarmaladı onun yanında cılız ve küçük kalan bedenimi. Buz gibi günahlarım onunayken yerle yeksan oldu. Kimsesiz ruhuma yabancılaşmadan öksüz bedenime sahip çıktı , yalnız onun yanındayken ruhum b...
