4
"Gözlerin çok güzel." Dudakları kıvrıldığında, "Dudakların da."diye ekledim benim de dudaklarım kıvrılırken. Bu sefer gülüşü tüm yüzünü sararken ben de güldüm. "Ve burnun."deyip kıkırdamamı sürdürdüğümde kendisine engel olamayarak güldüğü için kırıştırdığı burnuna işaret parmağımın ucuyla dokundum. Ardından pembeleşen yanaklarına gülümsedim. "Ve yanakların."
Aslında ona dokunmak istiyordum. Sadece ufak birkaç temastan daha fazlasını istiyordum ama yapamazdım. Yanaklarını avuç içimde hissetmek, teninin sıcaklığıyla ısınmak istiyordum. Ama kahretsin ki yapamazdım. Henüz erkendi.
Yanağına giden elimin havada kalmasını engellemek için tekrar başımın altına koydum ve yutkunarak onun gülüşü kaybolmuş yüzüne baktım. "Yoonie... Bana dokunabilirsin, biliyorsun."
Yutkundum. Ses tonu böyleyken işimi daha da zorlaştırıyordu. Özellikle de ikimiz de aynı yastığa başımızı koymuş, birbirimizin gözlerine bakarken. "Kızgınlık dö-"
"Kızgınlık dönemi senin benim yanımda rahat hissetmenden daha önemli değil Yoonie."
Boğazım ve dudaklarım kururken eşimin gözlerindeki yoğun ton kalbimi durduracaktı. Çok güzeldi. Anlayamıyordum. Anlayabileceğimi de sanmıyordum. Tanrım... Ben ne zaman bu hale gelmiştim?
"Sana yardım etmeyeceğimi söylemiştim."diye mırıldandım gözlerimi kaçırarak. Onun pijamalarını giymiş, onun yatağında uzanırken, onun kokusu nefesim olmuşken söylediklerimde ciddi olduğumu belli etmeye çalışmak da oldukça zordu.
"Evet, sadece birkaç saat önce söylemiştin."dediğinde gözlerimi ona çevirdim. Gülümsüyordu ve yüzündeki uysal, hafif ifade benim de rahatlamamı sağlıyordu. Yabancıların yanında kendimi asla ilk günde huzurlu hissetmezken... "Jiminie..."diye fısıldadım ona doğru biraz daha yaklaşarak. Ona daha fazla yakın olmak isteyen yanım söz dinlemiyordu. "Beni yarın randevuya çıkaracak mısın?"
"İlk önce-"
"Ne söyleyeceğini biliyorum Park Jimin ama hayır! Yirmi beş yaşındayım ve kesinlikle seninle flörtleşmeyeceğim. Özellikle ikimiz de birbirimizin eşi olduğumuzu bilirken gereksiz yere zaman harcamamıza gerek var mı?"dedim kafamı geri çekip kaşlarım çatık halde ona bakarak.
Benim sinirli halime karşı Jimin güldü ve Tanrı biliyor ya birkaç saniyeliğine bile olsa ruhumun bedenimi terk ettiğini hissettim. Ben bu gülüşle nasıl baş edecektim? "Yatağa girdiğimizden ve birbirimiz hakkında konuştuğumuzdan beri flörtleşiyoruz Yoonie. Sadece isim koymamıştık, o kadar."
"Hayır, flörtleşmiyorduk." Durdum. Yüzündeki ifade gerçeği fark etmemi sağlarken dudaklarımı büzüp gözlerimi kaçırdım. "Flörtleşiyorduk, değil mi?"
"Evet." Kıkırdadı. "Ve emin ol, yine de mükemmelsin." Jimin iç geçirdiği sırada gözlerimi ona çevirdim. Kalbim yine o şeyi yapıyordu. Hızlı falan atıyordu işte. "Sanırım Tanrı'nın gerçekten hoşuna giden bir şey yapmış olmalıyım."
"Ah, evet. Benim gibi bir omegan olduğu için tabii ki de şanslı hissediyorsun." Gülümseyip gözlerimi kapattım. "Seni suçlayamam. Bazen ben de kendime sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum."
Gülüşü yine nefes kesiciydi ama gözlerimi açmadım. Kokusu gittikçe mayıştırıcı bir hal alıyordu ve etkisi beni ve omegamı da etkiliyordu. "Yarın işe gitmem gerek."dediğimde, "Hım..."diye mırıldandı Jimin. "Ama akşam boşum."
Sağ gözümü açıp ona baktığımda hala beni izlediğini fark etmiş, tüylerimin dikenleşmesine engel olamazken sol gözümü de açmıştım. "Beni sinemaya götürmelisin."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Paradise | yoonmin ✓
Fanfiction"En zorlu omegayla eş oldun Park Jimin." - omegaverse
