Gözlerimin önünden film şeridi gibi geçen ağaçları arabanın camından izlerken derin bir iç çektim ve sol tarafıma dönüp dikkatli bir şekilde yola odaklanmış, araba süren Duman'a baktım. Kaşları hafif çatılmış bir şekilde yola bakıyordu. Çene kasları sertleşmiş gibi görünüyordu, dişlerini sıktığı dışarıdan belli oluyordu. Bana yansıtmamaya çalışsa da sinirli olduğunu anlayabiliyordum. Vites kolunda olan elinin üzerine elimi koyduğumda bir kaç saniyeliğine bakışlarını bana çevirip ardından tekrar yola döndü ve gülümsedi. O gülümseyince ben de gülümsemiştim.
Günbatımı ve Gündoğumunu daha güzel izleyebileceğimiz bir yer bulduğunu söylemişti. Yarım saattir yoldaydık fakat hala söylediği yere varamamıştık. Bakışlarını bir kez daha üzerimde hissettiğimde ona döndüm.
"Sıkıldın mı?"Olumsuz anlamda başımı salladığımda bakışlarını tekrardan yola çevirdi."Geldik."Deyip arabayı durdurdu, kaşlarımı kaldırıp çevreme baktım. Ormanlık bir alandı, ağaçlardan hiçbir şey görünmüyordu. Duman bir şey söylemeden arabadan indiğinde ben de kapımı açıp indim ve etrafa bakmaya devam ettim. Orman havası çok güzeldi fakat buradan Günbatımı ve Gündoğumunu iyi bir şekilde izleyebileceğimizi sanmıyordum. Temiz havayı ciğerlerime çekerek gözlerimi kapattım, bu havanın kokusu gerçekten iyi geliyordu. Duman'ın koluma dokunmasıyla gözlerimi açıp bakışlarımı ona çevirdim.
"Buradan izlemek sence de biraz garip değil mi?"Gülümseyerek toprak yoldan ilerlemeye başladı. Ben de peşinden ilerledim."Nereye gidiyoruz?"Soruka cevap vermek yerine olduğu yerde durup elimi tuttu ve birlikte ilerlemeye başladık.
Uzun bir yürüyüşün ardıdan boyumuz kadar otların olduğu bir yere ulaşmıştık. Duman benim önüme geçmişti fakat hala elimi bırakmamıştı. Boyumuz kadar olan otları aştığımızda ise karşımıza çıkan manzarayla ağzım açık kalmıştı.
Burası tek kelimeyle muazzamdı.
Gökyüzüne yakındık, tüm İstanbul ayaklarımızın altındaydı.
Kocaman bir ağacın altına bizim için iki tane minder koyulmuştu, minderin üzerinde de bir pike katlanmış bir vaziyette duruyordu. Minderin yanında duran sepete gözüm iliştiğinde gülümsedim ve bakışlarımı yanımdaki güzel adama çevirdim. Her şeyi düşünmüştü.
"Nasıl buldun?"Çenesiyle önümüzdeki manzarayı gösterirken sormuştu bunu."Burası çok güzel."
"Tam benim güzelime layık, geç bakalım."Diyerek beni mindere doğru çekti. Birlikte minderlere kurulduktan sonra huzurlu bir nefes alıp verdim."Koca ormanda burayı nasıl buldun sen?"Arkasına yaslanıp gözlerini kapattı."O kadar insanın arasından seni nasıl buldaysam öyle."Gülümseyerek onun yaptığını yaptım, arkama yaslanıp gözlerimi kapattım."Telefonunu kapattın değil mi?"Onaylama manasında bir mırıltı çıkarttım.
Birazdan burada tüm her şeyi anlatacak olmam, acılarımı dökecek olmam canımı sıkıyordu. Burası huzur verici bir yerdi fakat burada konuşacak olduğumuz şeyler tüm huzurumuzu kaçıracak gibi hissediyordum.
"Saat altıyı elli üç geçe güneş batacak."
"Saat kaç?"
"Altı."
"Elli üç dakikamız var."Diyerek gözlerimi açıp ona baktığımda onunda bana baktığını gördüm. Utançla bakışlarımı kaçırıp nefesimi tuttum, gülüşü tüm sessizliği bozdu."Seni hep utandırmak lazım."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ah sen
Short StoryBitiş tarihi| 7 Temmuz 2019 あ H: Ahsen? H: Ah, sen... H: Her şey için özür dilerim. H: Yanında olamadığım için, H: Yaralarını saramadığım için, H: Göz yaşlarını silemediğim için, H: Özür dilerim Ahsen.
