"Bay Stark,bu zamanda uyandığımda, kimsem yoktu. Hiçbir şeyim. Siz bana bir amaç, ait olunacak bir yer verdiniz... Siz bana bir ev verdiniz."
Bir an hatırlıyordu. Savaş. Sanki hayatı boyunca savaşmaktan başka bir şey yapmış gibi, bu anı savaş olarak nitelendirdiği için kendine kızdı. Hayır, hatırladığı şeyden bahsedecekse kullanacağı kelime savaş olmamalıydı. Savaşların kazananı olurdu. Zihninde, o ana uygun bir kelime bulamadı. Sadece tavana baktı. Yanındaki ufak beden kıpırdandığında, bakışlarını ona çevirerek örtüyle açıkta kalan kısımlarını kapadı.
Hala gördüğü rüyanın etkisindeydi. Sanki dünmüş gibi, kulağında yankılanan sesleri hatırlıyordu. Natasha'nın dolan gözleriyle kendisine bakışını hatırlıyordu. Tony'nin kızının başını okşayışını, kalkanını ona verirken gülümseyişini hatırlıyordu. Ve bu, boğazından hiç gitmeyen yumruya iyi gelmiyordu.
Gözlerini kapattı.
Bir gün, onlarla yaşadığı zaman dilimini unutacak mıydı? Aradan yıllar geçtiğinde, sanki hiç o zamanda var olmamış, hep buradaymış gibi mi olacaktı? İçinde fısıltı gibi bir ses ona, buna hakkı olduğunu söylüyordu. Unutmaya hakkı vardı. İçinde olduğu dünya çok daha farklıydı. Çok daha güzeldi. Olanları unutmamak için, yok saymamak için bir nedeni var mıydı?
Gözünün önüne gelen görüntüyle yutkunmaya çalıştı. Gözleri kapalı olmasına rağmen aradan bir yaş kayıp giderken boğulduğunu hissediyordu. Yine.
Olanların hiç yaşanmadığı bir dünyada olmak bazı şeyleri değiştirmiyordu. Eskiden tanıdığı gözlere bakmak, eskisi gibi hissettirmiyordu. İlk kez mutlu olabileceği bir yerdeyken, kendi dünyasına ait Bucky'nin arkada kaldığını unutamıyordu. Tony'nin son sözünü söylemeye bile fırsat bulamayışını, titrerken sadece boşluğa bakışını unutamıyordu. Muhtemelen hiçbir zaman da unutamayacaktı. Çünkü unutmamak için bir nedeni vardı.
Tony ve Natasha bir hiç uğruna gitmemişti.
Kolunu kaldırıp kazağıyla gözlerini kuruladı. Yattığı tarafta yanındaki bedene doğru döndü. Gözlerini araladığında, kendisine bakan uyku dolu gözleri gördü. Sanki gözleri hala yaşlarla dolu değilmiş gibi, gülümsemeye çalıştı. Ama minik eller yüzünü sarıp yanaklarını sildiğinde, daha fazla dayanamayacağını fark etmişti. Dudağının iç kısmını ısırdı. Kendini bıraksaydı, o an orada hıçkırarak ağlayacağını biliyordu. Aylardır bunu yapmak bir işe yaramış gibi, yeniden ağlayabilirdi. "Babam Kaptan Amerika'nın sürekli ağladığından hiç bahsetmemişti."
"Hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm." Elini kaldırdığı anda, açılan kapıyla birlikte doğruldu. Sırtında, kendisine tutunmaya devam eden parmakları hissedebiliyordu.
"Gelelisadece birkaç ay oldu Steve ve sen şimdiden onu şımartmaya başladın." Steve gülmekle ağlamak arasında bir ses çıkardı. "Şımarmayı en çok o hak ediyor çünkü." Tony'nin arkasında kıkırdadığını hissederken, az öce gözlerini kurulayan o değilmiş gibi gülümsedi. Aynı şekilde, Howard Stark da gülümsüyordu. "Bugün bahsettiğin SHIELD tesislerine baskın yapacaklar. Rusya'ya da bir ekip yollamışlar." Elindeki kağıdı okurken bir anlığına kafasını kaldırdı. "Brian Banner'ı tanıyorum. Onun evini neden kontrol etmek istiyorsun?"
Steve sanki her şey normalmiş gibi, elini havada salladı. "İçgüdü?"
"Ve Tiboldt Sirki'ni* de mi içgüdülerin kontrol etmek istiyor?" Howard ona şüpheyle bakarken Steve kafasını salladı. "Aradığım şeyi bulursam rahatlayacağım."
"Ve ne aradığını bana söylemeyeceksin. Peki o biliyor mu?" Parmağının ucuyla uyku dolu gözlerini ovuşturan oğlunu gösterdi. "Henüz değil." Bunun üzerine Howard kafasını iki yana salladı. "Henüz? 10 yaşında bir çocuğa benden daha çok güvendiğini duymak kırıcı oldu."
"Ona herkesten çok güvendiğimi söylememeliyim o zaman sanırım?" Belindeki ellerin sıkılaştığını hissederken dudağı kıvrıldı. Koluyla ince bedeni sardıktan sonra onu iyice kendisine çekti. "Pekala. Sevgi gösteriniz bittiği zaman içeri gelin. Anthony'nin biricik dostu geliyor." Howard Stark yüzünde bir sırıtmayla odadan çıkarken, Tony yatağın içinde kaybolmak istercesine kendini içeri gömdü.
"İçeri gitmesek olmaz mı?"
"Hey, küçük adam. Sharon'un senin için geldiğini biliyorsun. Onun yanında somurtmayacaksın değil mi?" Steve yorganı kaldırarak Tony'nin yüzünü yeniden ortaya çıkardı. "Onu sevmiyorum. O çok ap-"
Ağzının üstüne kapanan parmaklarla cümlesini bitiremedi. "Diline dikkat etmelisin." Steve parmaklarını geriye çekerken, kulaklarında yankılanan seslerle bir anlığına duraksadı.
Ve tanrı aşkına dilinize dikkat edin!
Steve bu tür sözleri sevmiyor.
Yutkunurken, karşısındaki çocuğa odaklanmaya çalıştı. "O zaman gitmeden önce bir tane Bucky ve Kaptan Amerika hikayesi anlatır mısın?"
"Bu sefer- belki de farklı bir şeyler anlatmalıyım. Sana Kaptan Amerika ile Demir Adam'ın bir anısını anlatsam olur mu?" Steve gelen onayla birlikte gülümsedi. Parlak gözlerdeki hayal kırıklığını da görebiliyordu ama sonunda çocuğun seveceğini biliyordu. Yaşarken onu gülümseten anılar, şimdi de hoşuna gidebilirdi.
"Demir Adam kim peki?"
"Söylersem sırrı kaçmaz mı?" Elleriyle kahverengi saçları dağıtıp alnına bir öpücük bıraktı. "İleride, eğer bir gün Afganistan'a gitmek istersen, muhtemelen binlerce bahane üreteceğim. Ama eğer gerçekten bazı şeyleri yaşamak zorundaysak, muhtemelen beni dinlemeyip gitmenin bir yolunu bulacaksın. O zaman, Demir Adam'ı hatırla olur mu?" Tony bunun ne demek olduğunu sorsa bile karşısındaki adamın cevap vermeyeceğini fark edecek kadar akıllıydı. Bu yüzden başka bir soruda denedi şansını kafasını Steve'in göğsüne yaslarken.
"Sen de hatırlayacak mısın?"
"Ben hiç unutmayacağım." Çocuğa şefkatle bakarken kafasını geriye yasladı. Anılarının arasından birini seçip çocuğa anlatmaya başlarken, her şeye rağmen hayatın ona merhametli davrandığını düşündü.
İkinci şans, o kadar da kolay bulunmuyordu.
**
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
*Tiboldt Sirki: Clint'in çalıştığı sirk.
Bu bölümü Endgame'den hemen sonra yazmıştım. Bir şeyler eklerim diye beklettim ama ekleyesim gelmedi pek. Zaten Endgame sonrası ile alakalı başladığım başka şeyler de var ve depresif olan aradan çıksın dedim jfjdkdkdk
Bölüme gelince; ben Steve'in geçmişe gittiğinde bir çok şeyi değiştirdiğini düşünüyorum. Çünkü Steve onların başına neler geldiğini biliyordu, ve artık bunu engelleyebilirdi. Senaristler Steve'in varlığını kimseye göstermediği ile ilgili saçmaladılar ama bu Steve'in karakterine aşırı ters bir şey. Sırf Peggy'nin gizemli kocası diyebilmek için karakterden ödün vermelerini kabul edemiyorum 💔
Eğer uyumadıysanız belki geceye doğru yine bölüm atarım ❤