Sia- Big girls cry
&
Lorde- BravadoBu arada bölüm şarkılarını özenle seçiyorum.
Size iyi okumalar ;)
“Bilirim ki kader yazılmış, defter dürülmüş kaldırılmış, mürekkebi de kurumuştur. Ama her an yaratma halinde olan da Sensin. Öyleyse Sen, yazılmış kaderleri bile geri çevirirsin. Benim kaderim de geldi, karşıma dikildi. Çevirme benim kaderimi geri. Onu bana çok görme.”
Derin bir nefes aldım ve kitabı kapattım. Duygular öyle güzel kağıda dökülmüş, anlatılmış ki; her insan içindeki bir cümlede veya bir kelimede kendini bulabilirdi. Bunları söyleyebiliyorum çünkü hissetmiştim. Garip ve heyecanlıydı. Nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. Ama sanki dua'm gibiydi. Yapmam gereken tek şey kabul olmasını beklemekti. Başka da ne yapabilirdim ki?
Saate baktım. Akşam yemeğine çok az kalmıştı. Üzerimi düzeltip odadan çıktım. Dünkü tartışma hiç hoş değildi. Bunu bir şekilde düzeltmeliydim. Onlar da benim iyiliğimi düşünüyorlardı sonuçta. Haksız yere çıkışmıştım. Kendimi kötü hissediyordum. Zaten ufacık bir tartışmadan sonra bile - haklı ya da haksız- yatağımda vicdan azabı ile kıvranabiliyordum. Bunu da hiçbir şey olmamış gibi geçiştiremezdim. Kendi iyiliğim için üstelik.
Mutfağa girince masayı hazırlayan annemle karşılaştım. Yanağımın içini ısırırken “Yardım edeyim mi?” diye sordum.
Bana bakmadan “Hayır, gerek yok.” dedi. Alınganlığımın nereden geldiğini anladım. Annem de hassas bir kadındı. Benim gibi.
“Bak anne, dün iyi değildim. Biliyorsun. Sadece üzerime gelmeniz.. dayanamadım. Beni anlıyorsun değil mi?”
Soran gözlerle anneme baktım ve beni anlamasını umdum.
“Pekala.. bunun için babandan özür dilemelisin. Senden öyle bir çıkış beklemiyordu.” Yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi.
Gülümsemeye çalıştım. “Özür dilerim, anne.” Kollarımı açıp ona sarıldım.
Ayrıca bana dün akşamın nedenini tekrar sormadığı için ona minettar kaldım.
“Eee, bayanlar ne yiyoruz? Karnım fazla aç,” Kapıda bizi izleyen babama gülümseyerek baktım. Onu bu yüzden daha çok seviyordum. Asla kin tutmazdı. Kötü anıları hemen unutabiliyordu. Şu an gibi.
Babama da sıkıca sarılırken “Özür dilerim.” dedim. Kollarını bana tereddütsüz sardı. “Ne için?”
Gülümseyip yanaklarını sulu sulu öptüm.
Akşam yemeği dünün aksine, hatta birçok akşam yemeğinin aksine daha keyifli geçti. Sofrada hiçbir şey olmamış gibi davransamda aslında gerçek böyle değildi. Gergindim çünkü yarın ne yapacağıma dair bir fikrim yoktu. Sınıfa nasıl gireceğim konusu, dışarıya vurmasam da tüm akşam yemeği boyunca kafamın içini kemirip durmuştu. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. En mantıklı fikir okulu bırakmaktı. ( Sonuçta gitme gitme nereye kadar?) Tabii böyle bir şeyin olmayacağını da biliyordum.
Tabakları makineye yerleştiren anneme yardım ettikten sonra odama geçip kendimi yatağa attım. Bugün masal gibiydi. Şu ana kadar vardığım sonuçlar doğrultusunda onun yanında olmak beni mutlu ediyordu. Ve o kötü biri değildi. Bunu neye göre söylediğimi bilmiyordum ama bir katil olsaydı beni şimdiye kadar öldürmüş olması gerekirdi. Ya da doğru zamanı bekliyordu. Bu düşünce beni birden dehşete düşürdü. Katil Erdoğan. Kulağa korkunç, ama bir o kadar da komik geliyordu.
Telefonuma kısa ama birçok anlam barındıran bir bakış attım. Neden kendimi bu kadar yoruyordum ki? Hiçbir şey yapmamıştım. Hatta burada mağdur bendim. Az daha tecavüze uğruyordum. Sinir dolu bir nefes alıp Büşra'nın numarasını tuşladım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tutuklu
RomanceO, karanlıktı. O, karanlığın tam anlamıydı. Ve ben, gün geçtikçe, yavaş yavaş o karanlık tarafından emiliyordum. Karşı koyacak ne gücüm vardı, ne de bir halim. Yapabildiğim tek şey çığlık atmaktı ama çığlıklarım boğazımı parçalayacak kadar güçlü, se...