23 SUBAT 2014
Sabah başucumda çalan bir melodiyle gözlerimi aralamaya çalıştım.
'Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma.'
Alarmı kapatmadım,hayatımın bu denli değişmesine neden olan şarkı nasıl kapatılır ki.. Gözlerimden akan o yorgunluk ve uykusuzluga aldırmadan neşeyle yatagımdan kalktım.
Emreye bir günaydın mesajı attım. Anlaşılan benim midemdeki kargalar ona doğru uçmaya başlamıştı. Çünkü onun da benden farklı bir yanı yoktu.
Hazırlanıp kahvaltıya inmem gerekiyordu. Aceleyle hazırlandım ve kahvaltiya indim. İcimde milyonlarca karga bir oraya bir buraya uçuyormuş gibi hissediyordum. Kanat çırpışlarını duyuyordum. Hicbir sey yiyemedim. Midem kargalarla doluyken yer kalmaz ki yemege.
Kahvaltıdan kalkıp okula geçtim. Nöbet masasına çantamı koyup icinden mesir macunu ve cikolatayı aldım. Emreye sözüm vardı ve bunları ona verecektim. Sınıfa yaklastıkca midemde uçuşan kargalar deli gibi kanat çırpıyorlardı. Kalbim ritmini öyle arttırmıştı ki o an geri bile dönebilirdim. Adımlarım beni geri geri iterken kalbim sürüklüyordu Emre'nin yanına. Adımlarımı yenilgiye uğratıp sınıfın kapısından içeri girdim.
Emre sıraya oturmuş beni bekliyordu. Heyecanımı gizlemeye çalışıp hızla yanına gittim. Fakat o nasıl bir bakıştı öyle.. Sanki yıllardır canımın bir parcasiymis da benim haberim yokmuş gibiydi. O kadar icten, bir o kadar samimi..
Sözlerimin agzimdan dökülmesini bekliyordum ama inat ediyorlardı. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Gözlerini gözlerime dikti, o bakış o kadar derinden gelip beni kendine bu kadar baglayabilir miydi cidden? Ben ömrümde görmedim gözlerini o kadar iyi degerlendireni..
Karşısındaki masaya oturdum,ayaklarimi ön sıraya koydum ve bende bakıslarımı kilitledim ona. Gözlerinden çıkıp gelmek isteyen aşk beni daha da heyecanlandırıyordu. Sonunda gözlerimi kaçırıp;
"Günaydın" diyebildim.
"Günaydın."
"Gözlerini gören bütün gece uyudun sanacak Tall Boy"
"Emin ol gözlerim de aynı şeyi düşünüyor."
Hafifçe gülümsedim sözlerine.
"Sana demiştim 'Sen beni boşuna hic kalbinin oralara koyma' diye. Bak uykunu bile çaldım."
"Ben kalbimin oralarına değil ki,en derinine koydum seni."
Midemdeki kargalara birisi dur demeliydi artık.
Emre yine kilitledi gözlerini gözlerime. Bu durum hic de zor değildi. Karşı koyup gözlerimi kaçıramıyordum bile. Hem bitmesini isteyip,hem de bidaha o bakışları yakalayamamaktan korktuğum icin bir ömür öyle kalmayı istedim.
Elimde hala mesir macunu ve çikolata duruyordu.
"İnsanda akıl bırakmıyosun ki, ellerimde eridiler artık. Al bak tuttum sözümü"
"Bu halde bunları hatırlaman imkansızdı."
"Hala öyle. Sana bir sır veriyim mi? Onları dün hazırlamıştım ben zaten,yoksa kesin unuturdum" dedim ve bunun üstüne ikimiz de gülümsedik.
Zil çalmıştı ve benim oradan ayrılmam gerekiyordu fakat o gözleri bırakamıyordum.
Sonunda Kübra sınıfa girdi. Onun henüz haberi yoktu olanlardan. Bu heyecanla nasıl anlatacağımı da bilmiyordum zaten. Tepkisini merak ediyordum, önce ona söylemeliydim ama geç kalmıştım galiba. Emre'nin benden önce davranıp söylemesini umarak sınıftan ayrıldım.
Nöbet masasına geldiğimde ders zili çalmıştı. Dış kapıdan Gürsoy Hocanın girdiğini gördüm. Her zamanki gibi ciddi ama bir o kadar da samimiydi.
"Günaydın Hocam."
"Günaydın Berna. Sen mi nöbetçisin bugün."
"Evet Hocam, ve bugun sizinle tam 3 dersimiz vardı,ne kadar üzgün olduğumu bilemezsiniz."
Alaycı tavrımı anlamış olmalı ki her zamanki gibi cevabımı verip beni susturdu.
"Acısını sınavlarda çıkarırız elbet Berna, kolay gelsin."
"Teşekkür ederim Hocam iyi dersler."
Gürsoy Hoca gittikten sonra aklım yine Emreye takıldı. Eminim o da bu üç dersten hiçbirşey anlayamayacaktı.
Kulaklıklarımı takıp zilin calmasını bekledim.
Ve nihayet zil çaldı. Zilin çalmasıyla birlikte kargalar doluştu yine mideme. Ve Emre yaninda Kübrayla koridorda belirdi. Yaklaştıkça artan heyecanımı gizlemek için hemen çantamı aldım ve içinden iki kalem çıkardım. Bunu haftasonu Emre için almıştım. Aynısından bir tane de bende vardı. Mavi-pembe çizgili bir kurşun kalemdi. Emre geldiğinde kalemi ona uzattım. Emre görünce gülümsedi ve teşekkür etti. Biz Kübrayla konusurken tekrar zil çaldı. Minik bir veda gibiydi. O gittiğinde yapacak bir şeyim kalmıyordu. Bende siir okumaya karar verdim ve kitabımı açtım.
...
Zil çaldığında öğle arasına girmistik nihayet. Kantinden öğle yemeği için birşeyler aldı,üç kişilik.. Kübra önce indi sınıftan. Elimdekileri gördü ve:
" Hala tek kisilik yiyoruz Berna, ne bu iştah?" dedi.
"Emre'nin Kübra üçüncüsü. "
"Vay be ne zaman bu kadar değerli oldu?"
Arkamı döndügumde Emre bize dogru geliyordu. Yüzümde minik bir gülümsemeyle kulağına egildim ve fısıldadım:
"Belki de o benim için hep değerliydi de sen farketmiyordun Kübra."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SONSUZ HİKAYE
Romance23 şubat 2014... Gülen bir yüz. Kahverengi gözler ve huzur... 23 şubat 2015... 1 yıl, bir gelecek,bir Cennet... Sonu olmayan bir hikaye. Asla bitmeyecek bir aşkın hikâyesi. Sabrın örneği,yüreğin dayanıklılığı. Bir şiirin en güzel dizesi. Bir karaden...