twenty(final) part:2

448 52 42
                                        

                                         {}Lisa olayın üzerine  her şeyden elini çekmişti

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

                                         {}
Lisa olayın üzerine her şeyden elini çekmişti. 7 yılı aşkın bir süre boyunca her yolu denemiş başaramayınca da içine kapanmıştı. Her gün bir kaç kez onu geri getirmeyi deniyor ama başarısız oluyordu. Ama söz vermişti ve pes etmeyecekti. Hiç durmadan devam edecekti.

Bu süreçte Taehyung'un evine yerleşmişti. Namjoon ile konuşmuştu ve o da kabul etmişti. Onu her geçen gün daha da özlüyor olmasına rağmen evinde olmak daha iyi hissettiriyordu.

Bugün 30 aralık'tı. Taehyung'un doğum günü için herkes eve toplanmıştı. Masanın etrafında toplanmış sessizce yemeklerini yiyorlardı. Lisa sessizce dalıp gitmişken Jimin ortamı yumuşatmak adına alaylı bir tonla konuştu.

"Lisa her geçen gün daha iyi yemek yapıyorsun. Mesela bu seferkiler zehirlemez diye düşünüyorum."

Lisa gülüp geçtiğinde masadakiler de hafifçe tebessüm etmişti. Masada iki kişilik boş yerleri bulunuyordu. Taehyung ve Jungkook..

Jungkook olanların sorumlusu olarak Lisa'yı gördüğünden ettikleri büyük kavganın sonrasında çekip gitmişti. 7 yıldır hiçbiri onu görmemişti.

"Onları özlüyorum."

Jimin mırıldandığında Namjoon sadece onaylarca başını sallamakla yetinmişti. Lisa masadan kalkarken ikisi de gözlerinin içine bakmıştı.

"Afiyet olsun size, biraz hava alacağım."

Bir şey söylemediklerinde salondan çıkmıştı. Portmantoya sabah bıraktığı çiçek demetini almış dışarıya çıkmıştı. İnsanlar bu hava üstünde ince bir elbise ile kendisini görünce şaşkınlık içine düşüyorlardı. Lisa insanlardan hoşlanmıyordu. Taehyung'un onlar için yaptıklarını bilmeden hayatlarına devam ediyor oluşları sinirlerini bozuyordu.

Aslında en başında planı döndüğünde Namjoon, Jungkook ve Jimin'in hafızalarından Taehyung'u arındırmak ve bir de onların acı çekmesini engellemekti. Ama onlarla karşı karşıya geldiğinde bunu istemediğini fark etti. Birileri bilsin istiyordu. Bu dünyada onu hatırlayan insanlar oldukça hatırası solmadıkça ölmeyeceğini biliyordu.

Hava kararırken güneşin battığını yeni fark ediyordu. Taehyung'un mezarının önünde durmuş öylece dalmış gitmişti. Mezar taşında ölüm tarihi yazmıyordu. Çünkü Lisa hâlâ onu geri getirmenin yolunu arıyordu. Öldüğünü düşünmek istemediğinden bunu yapmamıştı. En azından böyle daha iyi hissediyordu.

Dizlerinin üzerine çökerek elindeki buketi mezarın üzerine bıraktı. Eliyle toprağı hafifçe okşarken burukça gülümsemişti.

"Doğum günün kutlu olsun."

Kavuşamadan ayrılmış olmanın acısını gideremiyordu. Boğazına oturan yumru 7 senedir geçmiyordu. Güçlerinden feragat edip ölmek istemişti. Ama bunun kaçmaktan başka bir şey olmadığını biliyordu.

"Seni hatırladığım anılarım kaybolursa işte o zaman ölmüş olurdun. Özür dilerim her şey için. Seni korumanın bir yolunu bilmediğim gibi, geri de getiremiyorum."

Yine de her şeyden elini ayağını çekmişti. Zamanının hepsini dünyada, Taehyung'un evinde geçiriyordu. Namjoon'a bakamasa da Jimin'e onun yokluğunda sahip çıkmaya çalışıyordu. Kızlar sık sık onu geri çağırsa da kabul etmemişti. Jungkook'u da özlüyordu ama haklı olduğu için geri gel demeye bile yüz bulamamıştı.

"Sürekli burada olmasan daha az başım ağrıyacak."

Jungkook'un kalın sesi mezar taşının arkasından geldiğinde Lisa gözlerini kıstı. Taşın arkasında sırtını taşa yaslamış başını önüne eğmiş Jungkook'u görmüştü.

"Burada olduğunu bilsem de gelirdim. Ama yine de özür dilerim."

Jungkook oturduğu yerden doğrulup Lisa'nın gözlerinin içine bakmıştı.

"Dileme, sadece suçlayacak birini arıyordum. Önümde açık hedeftin. Senin de onu özlediğini biliyorum. Sadece.. benim için çok önemliydi. Başka kimsem yoktu, o vardı ve.." gözleri dolarken dudaklarını ısırarak susmuş ve başını çevirmişti.

"Jimin evde, Namjoon da yanında. Yanlarına gidersen çok mutlu olurlar."

"O eve girebileceğimi sanmıyorum."

Sesi titrediğinde Lisa burukça gülümsedi. Onu anlıyordu. Ya da anlayamıyordu. Ama aralarındaki bağdan haberdardı ve Jungkook'un acısının farkındaydı.

"Öyle hissediyorsun başta ama, sonra sanki yanındaymış gibi oluyor. Her yerde anıları olunca.. sanki gitmemiş gibi."

İç çekerek konuştuğunda Jungkook dizlerinin üzerine çöküp sıkıca Lisa'ya sarıldı. Lisa da ona sarıldığında bir süre öyle kalmışlardı. Ayrıldıklarında Lisa hafifçe burnunu çekerek gülümsedi.

"Git hadi yanlarına, geleceğim ben de."

Başıyla onaylayarak yanlarından ayrıldığında iç çekti. Toprağı avuçlarının arasına alırken kafasını gökyüzüne çevirmişti.

"Sana söz vermiştim hatırlıyor musun? Eğer yıldız yapabiliyorsam sana bir tane yapacaktım. Bunun için sana tam iki kez söz vermiştim."

Mırıldandığında göz yaşları ondan izinsiz çıplak dizine düşüyordu. Rüzgar ağaçları sallarken gecenin sessizliğini bozan tek şey yaprakların birbirine değişiydi. Bir noktaya odaklandığında parlayan yıldız sanki tüm olumsuzluklara inat daha da parlamıştı.

"Orada.. senin için parlıyor. Sana sözümü tuttum, Taehyung. Sen de bana sözünü tutuyor musun?"

"Seni seviyorum, ve sonsuza kadar seveceğim."

"Beni sonsuza kadar seviyor musun?"


Final.
Söylecek bir şey de yok aslında. İstediğim son buydu. Yeni maceralarda görüşmek üzere, sizleri seviyorum🤍🤍

Black Swan||Taelice Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin