Kadim Toprakların Çağrısı

162 44 11
                                        


Karanlığın sınırlarında, o dipsiz boşluk artık sadece etrafımı sarmıyor; tüm varlığımı, ruhumu ele geçirip içimi donduruyor. Geceleri gözlerimi kapattığımda, kâbuslarım artık zihnimin köşesinde saklanan soyut anılar olmaktan çıktı; her biri etten, kemikten, irinden ve kandan oluşan korkunç birer beden kazandı.

Bu musibet varlıkların arasında en öne çıkanı, zifiri karanlığın içinden sapsarı, alev alev yanan gözleriyle bana bakan, adı bile anılmayan o iblis... Her gece kulaklarımın içine, o iğrenç, kısık ve hırıltılı sesiyle fısıldıyor: "Kurtuluşun yok... Benimsin."

Her zerrem titriyor. Bu karanlık labirentten çıkış yolu arıyorum, çırpınıyorum. "Uyanamıyorum, baba! Kurtar beni!" diye yırtınıyorum ama sesim kendi boğazımda boğuluyor; bu sonsuz karanlıkta cılız bir çırpıntıdan ibaret kalıyor. Bu korkunç düş dünyasından, etimi tırnaklayan bu kabustan uyanmanın yolunu bulamıyorum.

Gözlerimi yavaşça açtığımda, başımda bekleyen annemle burun buruna geldim. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, dehşet dolu bir endişe vardı.

"Anne?" dedim, sesim hâlâ uykunun ve korkunun etkisiyle tir tir titriyordu. "Ne oldu? Neden öyle bakıyorsun?"

Annem yutkunmaya çalıştı, yüzü kireç gibiydi. "Kızım... Yine rüyanda bağırdın," dedi, sesi hüzünlü ve çaresiz bir tondaydı. "Odaya koşup geldiğimde yatağın içinde dimdik oturmuş, fısıltıyla tekinsiz şeyler mırıldanıyordun. Sonra... Sonra kafanı aniden bana çevirdin Lidya. Gözlerin kapkaraydı. Yüzüme bakıp öyle bir kahkaha attın ki... İnsana ait olmayan, tüyler ürpertici bir kahkahaydı. Arkasından hiçbir şey olmamış gibi geri yatıp uyudun."

"Özür dilerim anne," dedim gözlerimi kaçırarak. "Sadece... Sadece çok kötü bir rüya gördüm."

Daha fazla soru sormasına fırsat vermeden hızla yataktan kalktım ve kendimi lavaboya attım. Kapıyı arkamdan kapatıp aynaya baktığımda, yorgun, uykusuz ve hüzünlü gözlerle karşılaştım. Musluğu sonuna kadar açıp buz gibi suyu yüzüme çarptım. Umuyordum ki bu soğukluk, o rüyanın pisliğini üzerimden söküp atardı.

Başımı kaldırıp tekrar aynaya baktığımda, kalbim saniyeliğine durdu. Aynadaki soluk yüz ve boş bakan gözler bana ait değildi. Rüyamda yaşadığım o karanlık manzara, aynanın sırrının içinde dalgalanarak belirdi. O korkunç, sarı gözlü varlık tam arkamda duruyordu. Uzun, kapkara parmakları omuzlarıma doğru uzanıyordu. Aynanın içinden doğrudan ruhumu süzüyordu.

Bir an için felç olmuş gibi kıpırdayamadım, o tekinsiz bakışların manyetik etkisi altında kaldım. Derken, içimden yükselen yoğun bir korku ve panikle geriye doğru sıçradım, sırtım banyonun soğuk fayanslarına çarptı. Nefes nefese aynaya tekrar baktığımda hiçbir şey yoktu. Bu sadece zihnimin bir oyunu muydu, yoksa bir şeyler gerçekten yeni mi başlıyordu?

Lavabodan çıktığımda koridordaki saate baktım. "Ah... Zaman ne çabuk geçmiş," diye mırıldandım. Sanki birkaç dakika uyumuş gibiydim ama saatler akıp gitmişti. Yatağa yatarken enerjik olmama rağmen, şimdi kemiklerime kadar işleyen tuhaf bir yorgunluk vardı üzerimde.

Salona geçtiğimde annemin o ağır, hüzünlü bakışları tekrar üzerime kilitlendi. "Ne oldu anne, neden böyle bakıyorsun?" diye sordum ama yine derin bir sessizlikle geçiştirdi beni. Ruhumdaki bu tekinsiz havayı dağıtmak için televizyonun kumandasını alıp rastgele bir çizgi film kanalı açtım. Belki o renkli dünyaya bakıp çocukluğuma dönerim, o masum günlerin hatırasıyla biraz olsun iyi hissederim diye umuyordum.

Ancak çizgi filmlerin renkli dünyası bile içimdeki kasveti bastırmaya yetmedi. Dışarıdan gelen seslerle irkildim. Babam eve gelmişti ama tuhaf olan, kapının açıldığını ya da onun o ağır adımlarını hiç duymamıştım. Kafamı kaldırıp koridora baktığımda, annem ve babamın kapı eşiğinde, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak fısıldaştıklarını gördüm. İkisinin de yüzünde saklamaya çalıştıkları büyük bir korku vardı. "Acaba benden ne saklıyorlar?" diye düşündüm.

LidyaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin