Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
satır arası yorumlarınızı bekliyorumm. iyi okumalar!
*
"Hâlâ bana neler olduğunu anlatmamanız kırıcı bir davranış, farkında mısınız?"
Yongsun üstünde beyaz bir crop, altında gri eşofman ve sarı kısa saçları salıkken dudaklarını büzerek konuştu. Ekibin onu endişelendirmek istemediğini biliyordum ancak gerçekleri öğrenmek onun hakkıydı.
"Hiç kimse anlatmayacak Yongsun," dedi Jungkook. Hırsızlıkta bir numara olan kadına bakmadan telefonuna döndü.
"Tae-"
Jungkook, sarışın kadının sözünü kesmeden önce Taehyung'a uyarıcı bakış attı, ardından Yongsun'a döndü.
"O da anlatmayacak."
Yongsun'un gözleri çaresizce her kişi de dolaşmaya başladı, muhtemelen aklından eleme yapıyordu, benimle göz göze geldi ve büyük bir gülümseme kapladı yüzünü.
"Jimin, anlatabilir, değil mi?"
Sesi bir çocuk gibi sevinçli, yine bir çocuk gibi Jungkook'a tripli çıkmıştı. Her an itiraz eden dövmeli bedene döndüm, dümdüz bakışlarıyla beni izliyordu, itiraz etmemişti. Bana karışamayacağını biliyordu muhtemelen, yine de gözleriyle sinyal veriyordu anlatma dercesine.
Sesli bir nefes veriş duysam da bakmadım. Yoongi ve Namjoon amacımı anlayarak güldü. Biraz eğlenceden zarar gelmezdi.
Her şeyi anlattım neredeyse, tabi birkaç kısmı çıkartarak, mesela Jungkook ile aynı yatakta uyuduğumuz, şapkasını bana verişi, balkonda konuşmalarımız, çatıdan inerken sözümü hatırlatması; bunları söylemedim.
Kurduğumuz planı, Namjoon ile adamları halletmemizi, kameraları ele geçirme çabamızı, Daesuk'un adamlarının fark etmesini, ani bir çatışma çıkmasını ve Taehyung'un yaralanmasını anlattım, yine Jungkook ile bir şeyi anlatmadım. Daesuk'un peşinden gittiğini de. Gümüşi renkteki gözlerini üzerimde yoğun bir şekilde hissediyordum.