Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
bölümün jungkook'u ve üstünde harley davidson ceketini hayal edin, tae'nin storysindeki gibi 😋
bölüm ismine tekrar dikkat ediyoruz vee medyayı dinleyerek okumanızı tavsiye ederim. zendaya/all for us medya.
iyi okumalar 💛
*
Canım sıkılmıştı.
Yaklaşık iki saat önce zihnimde tekrar Jungkook diye adlandırdığım adama bir telefon gelmişti ve onunla birlikte beş kişi apar topar evden çıkmıştı elleri dolu şekilde. Silahlar ile döşenmiş şekilde arabalara binerek arkalarında sadece toz dumanı bırakmışlardı. Hiçbir şeyden haberim yoktu. Nereye ve ne için gittiklerini, kimin aradığını bilmiyordum.
Onların yokluğunda da evde benimle kalmış, kulaklıktan ekibe direktifler veren Yoongi salonda oturmuşken, görüş hizasındaki bahçede silah atışları yapıyordum. Bir yandan da düşünüyordum beynimin ücra bir kısmına bile uğramaması gereken adamı.
Ondan nefret ettiğimde, yabancılaştığında Jung'du ve bu ismi duyunca -daha doğrusu benden işitince bakışları tuhaflaşıyordu. Bazen yakın oluyordu bana karşı. Her anlamda. Dövüş antrenmanlarında ya da normal bir düzeyde konuştuğumuzda Jungkook oluveriyordu. Gözlerindeki parlaklığı görebiliyordum.
Ve bundan sonra Jungkook diye seslenmeye karar vermiştim.
Silahı masaya atıp salona girdim. Dizüstü bilgisayardan bakışlarını ayırıp bana baktı Yoongi, ardından ekrana döndü.
"Kahve yapabilir misin?"
Başımı sallayarak mutfağa girdim.
"Tae ve Yong işinize bakın," dediğini duydum.
Kapsül kahveyi çıkartıp makineye yerleştirdim, ardından bir kupa suyu belirli bölmeye döktüm. Kupayı makinenin altına yerleştirirken Yoongi'nin sevdiği sert kahvenin kokusu burnumu sızlatmaya yetmişti. Üstü köpüklü kahve dolu kupayı alıp mutfaktan çıktım. Yoongi'nin önündeki masaya koyup yanına karşısına oturdum.
"Sağ ol."
Bacak bacak üstüne atıp arkama yaslandım. İçeceğinden bir yudum alırken bardak üstünden bana baktı. İç çekerek kupayı bıraktı ve tek kulaklığını çıkarttı.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır. Nereye gittiler?"
Kulaklığı bilgisayardan çıkarttı. "Yeraltına."
Meraklanırken kaşlarım çatıldı. "Aileleriniz mi çağırdı?"
"Benim ailem yok." Yeraltında hüküm sürenler arasında yoktu, yoksa altı kişinin ailesi olduğunu biliyordum. "Ve evet, birkaç aksilik için çağırıldılar."