"Ne oldu Olivia?"
Cümlemi tekrarladığımda cevap vermek yerine gözlerini bir noktada birleştirdi. Baktığı noktada daha önce defalarca gördüğüm ekran ile kaşlarımı çattım. Sorun ekranda değildi. Sorun ekranda değildi. Sorun, üzerinde birbiri ardına sıralanmış harflerdeydi.
Her zaman yabancı bir isim görmeye programlanmış gibiydi gözlerim. Tanıdık bir adı kaldırabilir miydi şimdi?
Bana, gerçekleri mırıldanan o ses günyüzüne çıkmıştı yine. Karanlıkta kalacaksın Ashley. Diye fısıldadı kulaklarıma. Artık karanlığa bir adım daha yakınsın.
Bedenim bulduğu güçle koşmaya başladı anında. Bu uzun kabustan uyanmak istiyordu belki de, uyanmalıydı. Haftalardır yaşadıklarının ciddiyetini gömmüştü hep içinde ki kurak topraklara. Peki ya şimdi de içindekileri saklamaya yetmez miydi?
"Emily!" Diye bağırdım her yanda bulunan insan topluluğuna. Dönen birkaç bakış dışında da verilen bir tepki yoktu. Kimsenin yardım edebilecek kadar güçlü olmadığını biliyordum, kendimin de kimseyi umursayacak kadar zayıf..
Merdivenlerden hızla inerken çarpıştığım insanları önemsemiyordum mesela. Ya da arkamdan koşarken ismimi seslenen Olivia yı. Bana küçümseyerek bakınan hayatımı... Tekrar bir kenara itiyordum.
"Emily." Bahçe her zaman ki o ürpertici havasındaydı. Yemyeşil ağaçları, renklendirmeye yetmemişti burada ki siyahı. Ya da bizim o koskoca gördüğümüz güneş, ısıtamıyordu burada ki soğuğu. Yetmiyordu işte, yarımdık biz.
Ayaklarım hemen odağını bulduğunda, yavaşça ilerleyerek, bahçede ki bankların birinde tepkisizce duran Emily nin önüne çömeldim. Bakışları bana döndüğünde bir teselli cümlesi aradım. Daha sonra umutsuzca bir kelime..
Ama tozlu sayfaların arasında uygun tek bir sözcük dahi bulamıyordum.
Yüzümde ki ifadeyi fark eden Emily, her zaman yüzünden eksik etmediği gülümsemesini bahşetti tekrar. "Sorun yok Ashley." Diye mırıldandı isyan bayrağını çekmiş sesiyle. Güçlü davranmasına karşın doğrularak ona sarıldım, destek olmak ister gibi. Hiç bir yardımı olmayacağını bile bile sadece sarıldım.
Emily de hemen karşılık verdi sarılışıma; dayanmak, tutunmak ister gibi sarıldı o da. Düşeceğini bile bile, sadece sarıldı..
Ayrıldığımda yüzünde ki ifadeyi inceledim. Tüm duygularını gizlemek istesede görüyordum yüzüne yansıyan korkusunu, hissediyordum da.
Derin bir nefesin ardından bankın diğer ucunda oturan Allison ın yanına geçtim. Tek kelimeyle hissiz duruyordu. Tepkisiz; bir yıkılışın ardında ki sessizlik gibi. İşte burada ki sessizlik en çok ona yakışıyordu belki de.
Tanıdığımdan beri hiç bir zaman, Emily kadar neşeye sahip olamamıştı Allison; soğuk duvarları vardı onun aksine. Peki ya şimdi, onun duvarlarını yıkan Emily giderse ne olacaktı?
Aramızdaki endişe kokan sessizliği bölerek ayaklandı Emily. "Burada kalmak istemiyorum. Odama çıkacağım. Hoşçakal." Diyerek yürümeye başladı bahçede.
Yanlızlığına kaçmak istiyordu belli ki. Sesimi çıkarmayarak onayladım onu. Gözlerimi hemen peşine takılan Alisson a çevirdiğimde ikisininde çöküşünü gördüm. Hemen ardından bahçede endişeyle onları izleyip sırasını bekleyenleri.. Korkuyu gördüm yine, karanlığın aydınlatabildiği tek gerçeği gördüm. Bir insanı yerin dibine gömeceği gibi, göklere de çakarabilen o güçlü duyguyu iliklerime kadar hissettim.
Kendimle kararsızlıklarım sardı düşüncelerimi sonra. Belki de korkağın, ödleğin tekiydim. Ya da aksine, karşı çıkacak kadar cesur.
Bilemiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dark House
AdventureDark House, olasıdışı yaşanmışlıkların olduğu karanlık bir labirentti. Ve onlar için her gün belki de ölüme, her saniye karanlığa bir adımdı. Ashley karmaşık oyunun piyonlarından biriydi. Ve en büyük bilinmezliklerin başrolü.. Karanlığaydı isyanı...
