45

1.1K 124 12
                                        

Jimin aynada son kez üstünü başını kontrol etmiş, kendisi ile göz göze geldiğinde sahte bir gülümseme takınmıştı suratına. Şu an oldukça gergindi, günler sonra ilk kez Jungkook'un evine uğrayacak, annesi ile karşı karşıya gelecekti. Her şey yolunda giderse eğer yarın eve dönmeyi planlıyordu ama bundan diğerlerine henüz bahsetmemişti. Sürpriz yapmak istiyordu. Olası aksiliklere karşı kimseyi heveslendirmek istememesi de sebepleri arasında başı çekiyordu tabii.

Telefonunu pantolonunun arka cebine atıp son bir kez saatine bakmıştı. Akşam yemeğini çoktan yemiş olmalıydı Bayan Jeon. Hatta normalde yemeği Jiminlerde, ailesiyle beraber yediğini de biliyordu ama Jimin Busan'a geldiğinden beri bir kere bile uğramamıştı evlerine. Genç olan bunun sebebini de çok iyi biliyordu. Bayan Jeon ona zaman veriyordu besbelli. Annesi ile de bu konuyu konuşmuş olmalılardı ki, çok yakın arkadaş olmalarına rağmen konusunu o bile açmıyordu.

Bu düşünceyle biraz daha utandı Jimin. Her geçen gün biraz daha emin oluyordu çevresindeki insanları hak etmediğine. Hepsi o kadar güzel kalplere sahiptiler ki, Jimin onların arasında kendini görünmez bir güvenlik ve sevgi kalkanı ile çevrili gibi hissediyordu. Gel gelelim onların da bilmediği, onların da engel olamadığı şeyler de yaşanmıştı Jimin'in hayatında. Kimseye anlatamadığı, hayatının çok geniş bir kısmını kaplayan ve hatırlamaktan şiddetle kaçındığı anlar.

Ortaokul zamanlarında konuşamadığı için uğradığı zorbalığı hatırlıyordu. İlk başta her şeyin laf sözden ibaret olduğu ama onun sessizliğini bir kabulleniş olarak görüp işleri fiziksel boyuta çıkarmaları da çok uzun sürmemişti. Jimin hiçbir zaman ailesini ya da en yakın arkadaşını üzmek istemediği için bunları onlara anlatmamıştı. Ama ailesi onda bir şeylerin ters gittiğini kısa sürede anlayıp önlem almayı denemişlerdi kendilerince.

Özel bir psikologla görüşme ayarlamışlardı başta. Jimin çok küçük yaşlarından itibaren kendisi gibi işaret dili bilen bu psikologla görüşmüştü hep. Üniversiteye gitmeden önce de sürekli iletişim halindelerdi. Bazen Jimin onunla mesajlaşır, birbirlerine uzak da olsalar dertlerini anlatırdı. Ama işte, bazen mesafe bazı şeylere engel olabiliyordu. Aslında bir yerde Busan'a bu yüzden gelmişti Jimin. Doktoru ile görüşmek, ona hayatında ters gittiğini düşündüğü şeyleri anlatmak ve geçmişinin onu nasıl da kovaladığı gerçeği ile yüzleşmek...

Bu işlerin zaman aldığını ve izlerinin asla, ne kadar zaman geçerse geçsin tamamen silinemediğini biliyordu Jimin. Yine de bir arkadaşıyla sohbet etmeyi arzular gibi gelmişti buraya. Aman aman bir mucize olmamıştı tabii ki bir haftada ama yine de çok rahatlamıştı Jimin. Onu bilen, yaşadıklarına hakim olup saygı duyan birisi ile iletişim kurmak paha biçilemezdi. Şimdi ise eve dönmeden önce geride bıraktığı en yakın arkadaşı ve küçük kardeşinin annesiyle yüzleşmesi gerekiyordu.

Annesine Jeonlara gittiğine dair bir işaret yaptıktan sonra evden ayrılmış ve yolun hemen karşısındaki eve doğru minik adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Birkaç dakika kapının önünde beklese de eli bir türlü kapı ziline gitmemişti. En sonunda pes edip dönecekti ki kendine bu düşünce yüzünden kızdı. Jungkook'a da söz vermişti hem, Bam'ı da görmesi gerekiyordu değil mi?

Başını iki yana sallayarak zile basmıştı kendine düşünmek için daha fazla zaman vermeden. Çok kısa bir süre sonra açılan kapıyla ise gözlerinin dolması bir olmuştu. Aylardır görmediği kadın ona hiç kızgın olmayan bakışlarla bakıyordu. Hatta bırakın kızgın olayı, özlem ve şefkatle...

Jimin dolan gözlerini ve titreyen dudaklarını görmezden gelerek birden sarmıştı kollarını kendinden kısa kadına. Bayan Jeon'un da anında ona sarılması ve gözlerinin dolması bir olmuştu.

"Nerelerdesin sen ha? Ne kadar beklettin beni biliyor musun? Az daha ben dayanacaktım kapına eşek sıpası seni!"

Sarılıp bir diğer oğlu yerine koyduğu Jimin'in kokusunu içine çekerken homurdanmıştı. Jimin söylediklerine güler gibi olsa da kollarını sıkıştırmakla yetişmişti. Çok özlemişti ve bu his mahcubiyet hissini fazlasıyla bastırıyordu.

Dakikalar sonra ayrıldıklarında küçük olan gözyaşlarını silmiş ve derin bir iç çekerek salınmıştı yerinde. Bayan Jeon onun bu haline gülüp içeriye davet ettiğinde ise aynı anda içeriden gelen yüksek sesli bir havlamayla şaşkınca kapıya doğru koşan köpeğe bakmıştı Jimin.

Gözlerine inanamaz bir şekilde birkaç saniye dursa da hemen ardından ikinci bir havlama eşliğinde üzerine atlayan köpeği de kocaman kucaklayıp öpmüştü.
Birkaç ayda bu kadar büyümesi onu dehşete düşürse de hala kendisini tanıyor olması ve bu kadar seviyor olması iyi hissettirmişti sarışını.

Her ne kadar Jungkook'a bu konuda kızsa da söylediği şeye katılıyordu. Bam da Jimin gibi yargılamadan, sorgulamadan (gerçi bunu yapamıyorlardı zaten) sadece yanında olup destek olmuştu Jungkook'a. Gözleriyle konuşmuş, sevgilerini bu şekilde belli etmişti ikisi de. Jimin için bu yüzden Bam çok başka bir seviyedeydi. Daha minicik bir bebekken bile etrafında olup bitenin farkındaydı küçük köpek. Jimin'in konuşamadığının farkındaymış gibi, ekstra severdi onu. Ekstra ilgi gösterir, yanından ayrılmazdı. Korur kollar, üzgünken kucağına yatar sakinleştirirdi. Çok akıllı ve sevgi dolu bir köpekti. Sarışın olan gurur duyuyordu onunla.

Jimin sevgi sözcükleri kuramadığı için elini uzatıp patisini almıştı yeni yeni sakinleşmiş köpeğin. Aldığı gibi de başını bir sürü kez öperek patisini sıkmış, "Çok özledim oğlum seni." demişti kendi dilinde.

Bu şekilde geçen dakikalar sonra Jimin içeriye girmiş, salondaki yerini ezbere bildiği koltuklardan birine oturup Bayan Jeon'a açıklama yapmaya başlamıştı biraz endişe biraz da heyecanla. Ne var ki hiç korktuğu gibi ilerlemişti olaylar. Bayan Jeon her şeyden haberdar gibi dinlemişti onu, bilmiyordu belki de Jungkook öncesinde konuşmuştu, yaşlı kadın şaşkın ya da kızgın değildi hiç. Tam tersine Jimin neden bahsettiyse onu dinlemiş, arada Jungkook'a da giydirmeden edememişti.

"Her işin içinden çıkıyor bu benim velet. Hayır kimden öğrendi anlamıyorum ki? Ben milletin işlerine burnunu sokan biri de değildim. Benim oğlan hangi taşı kaldırsak altından çıkıyor nasıl oluyorsa. Zamanında başkalarını çok mu kınadım acaba ben?"

Bayan Jeon'un eğlenceli sohbeti ve anlayışlı tavrı, sarışının bacağının dibinde yatan Bam, tam karşı koltuğunda sevgisini iliklerine kadar hissettiği annesi gibi sevdiği kadınla beraber saatler geçirmiş, her şeyi kendince açıklayıp özür dilemişti Jimin. Bayan Jeon da ona katılmış, Jungkook'u çekiştirmişti sarışın olanla beraber. Hatta Jimin bir ara Jungkook'u görüntülü arayıp Bam'ı göstermiş ve biraz da üçü sohbet etmişlerdi. Jungkook telefonu kapattıktan sonra Bayan Jeon, Jimin ve kendine kahve yapmaya gittiğinde ise sarışın genç daha fazla günün yorgunluğuna dayanamayıp koltukta gözlerini yumuvermişti.

Elinde iki kupa kahve ile gelen kadın ise koltukta masumca uyuyan genci ve ayak ucunda aynı onun gibi gözleri kapalı uzanan köpeği görünce sessizce kıkırdamış, üzerini battaniye ile örterek yalnız bırakmıştı onu ve Bam'ı.
Ne de olsa uyandığında Jungkook'un odasına çıkıp yatacağını biliyordu. Burası onun da eviydi ve en az Jungkook kadar yaşamıştı bu evde o da. Bu yüzden onu uyandırmadan bir fotoğrafını çekip Jungkook'a göndermiş ve son bir kez oğullarından biri yerine koyduğu çocuğa bakıp gülümseyerek odasına çıkmıştı.

say something | yoonminHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin