"Ölüm hakkında ne düşünüyorsun?""Nasıl yani?"
"Ne bileyim, sürekli kendini asan zehir içen absürt karakterli romanlar okuyorsun, sence nasıl bir şey ölüm."
"Bilmem."
"Tahmin de mi yürütemezsin?"
"Ölüm hakkında düşünmem genelde." Kız şaşırdı. "Nasıl ya? O kitapları bitirdiğinde 'şimdi ne olacak onlara' diye kara kara düşünmüyor musun?"
"Hayır, aklımın hala yerinde olmasının en büyük sebebi de bu." Kız burnunu kuruştırdı. "Sen bana deli mi diyorsun?"
"Diyoe muyum?"
"Yine başladın sorularıma soruyla cevap vermeye." Çocuk güldü. Kız az önceki sorusuna geri döndü.
"Harbiden düşünmüyor musun ölümü?"
"Hayır."
"Ya nasıl ya? Hiç aklına gelmiyor mu öldükten sonra ne olacağı? Daha doğrusu sen öldükten sonra dünyanın nasıl olacağı?"
"Gelmiyor." Kız sandalyesini ona yaklaştırdı, kendi düşüncesini kanıtlamaya çalışırken olduğu gibi elleri yeniden fazlasıyla hareketlenmişti.
"Mesela düşün, tam şu an ölsen, gık diye gitsen, hİç mi merak etmiyorsun kim gelir cenazeme diye? Kim gerçekten üzülür de kim sadece hayatlarından bir surat daha silinmiş gibi davranır? Ne bileyim işte... Kim mesela senin üzerinden kendi reklamını yapar falan?"
"Düşünmüyorum çünkü onların hepsi olurlen ben mutlu mesut ölü olacağım."
"Ama nas-"
"Eğer şu kitabı okumaya devam edersen anlayacaksın, bir filozof abi var orada, aynı benim gibi düşünüyor. Ölüyken zaten orada olmayacağım, şu an sadece kendimi oradaki yokluğumu hayal ederek üzebilirim ama öldüğüm zaman öyle bir şey olmayacak çünkü bu bir son, final. Bitti yani, duymuyorum artık."
"Ölüm son mu gerçekten?" Çovuk omuzlarını silkti.
"Bilmem, ona bir yorumum yok."
"Bence değil," çocuk kitavıbı kapatıp kıza baktı. "Bence bir tanrı, bir yaratıcı, bir şey var. Öyle ortalığı düzenleyip çekilmiş tarz bir varlık değil, her şeyi ilmek ilmek ören ve kontrolünü yapan bir şey var."
"Eğer öyle olsaydı, sanki senle ben burada iki saat beraber kalabilmek için bunca zahmete katlanmazdık."
"Belki de bu da bir plandır. Benimke burada iki saatin olmasa arkadaş olur muydun ki hiç?"
"Galiba hayır." Kız kitabını çocuğa vurdu.
Tanrı vardı ona göre. Çünkü olmak zorundaydı. Ailesinin ona olan zulmünü, kalbinin şu kumral çocuğa hızlanmasını açıklayan biri olmalıydı. Sığınacak bir dayanağı, güvenecek bir şeyi olmalıydı.
Eğer yoksa..
Eğer yoksa işte o zaman dayanma gücü kalmayacak, kendini kule camından atacaktı.
Oflayarak cama döndü. Ted'in omzuna yediği kitap yerini ovuştururken bir yandan da dudaklarına sigara götürdüğü, ay ışığının yüzünün keskin hatlarından gümüş bir parlatıcı gibi yansıdığını ve bütün bunların arasında çocuğun ona dönüp gülerek suratına duman üflemesini izledi.
Yüzüne üflenen dumanı elleriyle kovarken gülümsedi.
Tanrı kesinlikle vardı.
