Antrenmanım yeni bitmişti. Etrafta benim dışımda kimse yoktu, sessizdi. Sadece benim adımlarım ve hızlı hızlı aldığım nefes seslerim duyuluyordu kapalı alanda.
Üzerimde ki ekipmanları düşüncelerim arasında, soyunma odasında çıkarıp yerlerine yerleştirdim. Normalde Ark bana yardımcı olurdu ama şu an onu görmek istemediğimden sarayda başka bir yere görevlendirmiştim. Duş almak için odama çıkacağım sırada adımlarım bir anda aklıma dolan anıyla durdu.
Elimde ki kılıcı, karşımda kim olduğunu umursamadan sallarken içimde tek bir duygu kırıntısının bile kalmadığını hissedebiliyordum. Kanlı ellerim arasında ölen birçok bedenin arasında yürüyor, acı dolu bağırışları umursamadan üzerime gelen askerleri tek tek öldürüyordum sadece. Bir önceki günden yağmur yağdığı için yerler hep çamur ve su birikintisi ile doluydu. Cesetler, çamur ve kendi kanları ile kaplanmış bir şekilde her yerdeydi.
Burnuma gelen ama beni rahatsız etmeyen o kokuyu anımsayabiliyordum. İçten içe bu benim middemi bulandırsa da bedenim buna dair bir belirti göstermeyip sadece bir kukla gibi bana saldırmaya çalışan çalışmayan, düşman olan herkesi kılıcım ile önümden siliyordum sadece. Üzerimde ki metallerin ağırlığı vücudumu zorlasa da, kılıç tutmaktan yorulsam ve savaşırken yaralansam bile tek bir nefesi boşa harcamadan sadece öldürüyordum.
Gözlerimin önüne kanlı bir meydan, çığlıklar ve metalin et karşısındaki korkunç sesi geliyordu. Her hamlemle düşen insanlar, o insanların yüzlerindeki korku ve çaresizlik... Fakat bu görüntüler bulanıktı. Sanki başkasının hayatını izliyormuş gibiydim. Hatırlıyordum ama hissedemiyorum, o anların içinde gerçekten kendim var mıydım, emin değildim.
Bu iğrenç anlar ve o an hissedemediğim ama şu an net bir şekilde tekrardan yaşadığım o savaş anı ile midemin çalkalanmasına karşı sadece titrek bir nefes bırakabildim. Hatıralarımdan silinen anıları ara ara hatırlamaya başlamam ile normal hayatım çıkmaza girmişti. Ne kadar bunlardan etkilenmemeye çalışsam da zihnimde tekrar tekrar oynanan anılarla bu zordu. Hele ki birçok insanı öldürmeme rağmen onlardan haberdar bile olmamam iğrençti.
Şu zamana kadar babamın beni hep kukla gibi kullandığını; onun bir kuklacı benimse bir kukla olduğumu biliyordum. Babam bunun için yaşamama izin vermişti, onun rahatlıkla oynayabileceği kuklası olmam için. Bu amaç ile senelerce eğitildim. Ve nihayet onu öldürdüğümde, beni daha fazla kullanmasına izin vermeden her şeyi bitirdiğimi düşünmüştüm. Bu düşünceyle suratımda alaycı bir sırıtış oluşurken adımlarımı odama yönelttim.
Gösterisini o kadar iyi oynamıştı ki kuklanın bundan haberi bile olmamıştı. Babam öldüğü için artık o iplerin vücuduma bağlı olmadığını bilsem de zihnimin her yerine bağlanmıştı bile o ipler. Bilmiyordum, babam ölmüş olsa bile sanki hala beni bir kukla gibi oynatıyordu.
Krallıkta bulunan bütün kitapları toplayıp Yono savaşı hakkında daha çok bilgi edinmeye çalıştım. Fakat babam bütün kitapları kaldırtmış olmalıydı çünkü savaştan bahseden tek bir kitap bile yoktu. Seokjin hyung bana anlatmaya istekli olsa da bütün olanlardan sonra ona bir daha eskisi gibi güvenemeyeceğimi biliyordum. Sadece doğruları duymaya ihtiyacım vardı, duyacağım şeyler beni yıkacakta olsa.
Aklıma gelen isim ile bir anlığına ihtimalini düşünsem de, Kral Yoongi ile son yaşadığımız olaylardan sonra ondan uzak durmanın en iyisi olacağına karar verdim. Bana olan nefretinden dolayı en doğruyu söyleyecek kişi belki de oydu ama onu bir süre görmek istemiyordum. Yaptığım şeyi kabul edememiştim.
Ona..dokunmuştum.
Belki de bu stresten dolayı sadece rahatlamak istemiştim? Yaptıklarımı bu düşünceye yormaya çalışsam da yeterli değildi. Ah..kanımda fazlasıyla alkol vardı. Yine de bu da taç giyme törenimde, sarayın bir odasında birbirimize mastürbasyon yapmamızın mantığını oluşturmak için yeterli değildi.
Belki de sadece kafayı yemiştim? O adam ile bu kadar ileri gidebilmemin başka mantıklı açıklaması olamazdı çünkü. Beni ne kadar iyi hissettirmiş olsa da, o Min Yoongi'ydi. Herkesin korktuğu kanlı Kraldı, aynı zamanda uğruna yüzlerce leydinin sıraya gireceği yakışıklı bir adamdı. Sanırım bunu inkar edemezdim.
O gerçekten iyi bir yüze sahipti, zarif ve sakin. Yüz hattı belirgin ve dengeli, cildi pürüzsüz. Derin ve anlamı bakan hafif çekik gözleri ile suratı iyi bir bütüne sahipti. Asla yapmam dediğim şeyleri yapmama neden olacak kadar.
Elinde ki eldivene rağmen tenime dokunduğunda ki sıcaklığını hala hatırlıyordum. Beni sıkıca kavrayan uzun ve zarif parmakları, derin ve sakin sesi ile kulağıma fısıldadığı kelimeleri tekrardan anımsadığımda vücudumdan bir titreme geçti.
Neden kendimi durduramıyordum anlamıyordum. O adam bana dokundumu aklım tamamen kararıyor ve düşüncelerimi duyamaz hale geliyordum. Bunu kabul etmek istemesem de onunla o an yaşadığımız her şey beni fazlasıyla iyi hissettirmişti. Yinede bunu tekrardan asla yapmayacaktım.
