Kapkaç

429 17 4
                                    

Üç gündür harıl harıl çalışıyordum. Halil Bey'in toplantılarını ayarlıyor, planlarını değiştiriyor, telefonlarını açıyordum. Sabah saat 8'de şirkette olup akşam saat 10'da işten çıkıyordum. Elli yaşındaki adam bunların hepsine yetişemediği için asistan olarak beni işe almıştı.

Yine işten dönüyordum. Bugün her zamankinden geç çıkmama rağmen her yer açıktı. Şirket zaten merkezde olduğu için çevresinde çokça mağaza vardı. Yolda ilerlerken gördüğüm hediyelik eşya dükkanları çok ilgimi çektiği için içlerinden en güzel duranına girdim.

O kadar güzeldi ki. Bir sürü şey vardı. Belki de anneme ve babama güzel bir hediye alabilirdim. Babam şehir dışında tır şoförü olarak çalıştığı için uzun zamandır görmemiştim. Geldiği zaman ona hediyeyi verebilirdim.

Etrafı incelerken biraz ilerideki kar kürelerini fark ettim. Bir tane babama bir tane anneme aldıktan sonra oradan çıktım. Daha sonra hemen yanındaki bakkala girip içecek bir şey alıp otobüs durağına doğru ilerlemeye devam ettim.

"Allah'ım bu kuluna acı biraz. Bu saatte hâlâ otobüs duraklarında sürünüyorum." diye mırıldandım. "Bi' bakar mısınız?" diyen sesi duyduğumda sesim geldiği yöne baktım. Genç bir çocuk vardı. "Efendim?"

"Size bir şey söylemem gerekiyor. Yanıma gelebilir misiniz?" dedi çocuk. Sesi ağlamaklı çıkıyordu. Hızla yanına ilerledim. Boynundaki kocaman gül dövmesi dikkatimi çekti. "Ne oluyor? İyi mis-"

"Salak." Afallamama izin vermeden çantamı kaptığı gibi koşmaya başladı. Ne oluyordu lan? Şu an bir velet benim çantamı çalıp bana salak mı demişti? Olayı idrak ettiğim zaman sinirle arkasından koşmaya başladım.

"Ulan çocuk, ablan yaşındayım ben senin! Ayıp değil mi yaptığın?" Avazım çıktığı kadar bağırıyordum. "Bırak peşimi bayan!" diye bağırdı. "Bayan senin babandır!" diye bağırdım bu sefer. "Cahiliyet dönemi canavarı resmen!" Koşarken elimdeki içeceğimi de düşürmüştüm.

Karanlık bir sokağa sapınca arkasından koştum. "Has-" Yere kapaklandığımda ağzımdan ilk çıkan bu olmuştu. "Bıyıklarınla kaşların yer değiştirsin senin, yeni aldığın çorabınla suya bas inşallah. Her zaman ağzın koksun, dişinde yemek parçası kalsın inşallah." dedim ağlamaklı bir sesle. "Bari telefonumu verseydin!" Ayağım çok ağrıyordu. Etek giydiğim için dizimden aşağı süzülen kanı görebiliyordum.

Yavaşça ayağa kalkıp yürümeye çalıştım. Doğru düzgün yürüyemesem de bir şekilde otobüs durağına kadar yetiştim. O sırada yoldan geçen bir kadın beni fark etti. "İyi misiniz? Diziniz kanıyor." Başımı salladım.

"İyiyim sağ olun. Telefonunuzu kullanabilir miyim acaba. Az önce bir hırsız çantamla birlikte telefonumu da çaldı da." Kadının gözleri irileşti. "Polisi mi arayacaksınız?"

"Evet ama önce anneme haber vermeliyim. Merak etmiştir." Kadın hızlıca kafasını sallayıp telefonunu uzattı. Annemin numarasını tuşladım. "Alo," diyerek açtı telefonu annem.

"Anne, benim."

"İyi misin kızım? Neredesin sen bu saate kadar?"

"Evet evet, iyiyim. Sadece,"

"Sesin iyi gelmiyor?" dedi telaşla.

"Çantam çalındı. Ve sanırım hırsızı kovalarken otobüste kaçtı." dediğimde bir süre ses gelmedi.

"Neredesin sen, iyi misin?" dedi annem endişeyle.

"İyiyim anne. Telaşlanacağını bildiğim için aradım. Diğer otobüs ancak bir saate gelir. Anlayacağın geç kalacağım."

Mafya BozuntusuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin