21

193 16 45
                                    

Bazen, bazı insanlar hayatlarının sıkıcı olduğunu söylerdi. Maceraya atılmak istediklerini, bir olayın içinde olmak istediklerini söylerlerdi. Oysa bilmiyorlardı ki o macera'nın ne kadar tehlikeli olduğunu, bilmiyorlardı ki maceradan sonra o eski sıkıcı hayatlarını özleyebileceklerini.

Dünden kalma yorgun zihnim hâlâ yerini koruduğunu kendime geldiğimde başımda hissettiğim ağrıdan fark etmiştim. Dilim damağım kurumuştu, gözlerimi aralamak beni aşan bir güç gibi hissettiriyordu.

Başımın altında yavaşça kalkıp inen bir şey hissettim. Sonra sakince atan bir şey. Buna odaklandığım da o atan kalbin sesi o kadar güzeldi ki, kaydedip defalarca kez dinlemek istiyordum.

Gözlerimi yavaşça aralamayı başardığım da dün gerçekten iyi ağladığımı anlamıştım. Bir süre akacak gözyaşına sahip olabileceğimi sanmıyordum.

Başımı yukarı kaldırdığım da dudağımın köşesi hafifçe yukarı kalktı. Lee Juyeon buradaydı ve burada uyuyordu. Benimle birlikteydi ve iyiydi.

İyiydi

Dudağımın köşesi aşağı indiğinde yüzünde ki yaralarda dolaştı gözledim. Çok acı çekmişti, çok fazla. O kadar insanla nasıl tek başına dövüşebilirdi ki zaten? Eve geldiğinde bile ayakta durmakta zorlanıyordu, topallamıştı da.

Kendime kızdım, kendime çok kızdım. Keşke video'u izler izlemez arasaydım Moonbin'i, keşke en başından akıl etseydim bunu. Belki o zaman bu kadar acı çekmezdi, bu kadar zarar görmezdi.

Kalbim tekrardan sızladığın da dirseğimin üstünde doğruldum, bedenimi biraz yukarı çektim. Yatakta olduğumuzun farkındaydım ama sorgulamama gerek yoktu, cevabı açıktı zaten.

Juyeon'un eli belimdeydi ve ben bedenimi yukarı çekince kayıp düşmüştü. Diğer eli de karnının üstündeydi.

Juyeon'un yüzüne yaklaştım biraz. O güzel yüzüne bu yaralar hiç yakışmıyordu, hemde hiç. Ona acı da yakışmıyordu zaten, ona en çok huzur ve güven yakışıyordu. Ve birde mutluluk.

Elimi uzatıp hafifçe yüzüne dokundum. Kaşın da ki küçük yara bandının üzerine, morarmış elmacık kemiğine, yanağında ki çizike, dudağının köşesinde ki patlaka dokundum.

Ben bunlardan nefret ediyordum. Çok nefret ediyordum ama bunlar Juyeon'un hayatının bir parçasıydı.

Sahi, Juyeon'un hayatı neydi? Nasıl bir şeydi, neler vardı o hayatında? Neler olmuştu ve oluyordu?

Bilmiyordum, hiç birinin cevabını bilmiyordum. Bildiğim tek şey iyi olmadığı ve tehlikeli olduğuydu. Ama başka bir şey yoktu bilgilerim arasında. Ah, birde Siyahcık vardı.

İstemsizce gülümserken başımı eğdim. Kesinlikle psikolojim iyi değildi, daha şimdi Juyeon hakkında hiç bir bilgim yok diye üzülürken aklıma düşen Siyahcık yüzünden gülüyordum. Gerçekten iyi değildi psikolojim.

Juyeon'un yüzüne bakmak için başımı kaldırırken bunu tamamlayamadan durmuştum. Gözlerimin gördüğü şey, kaşlarımın çatılmasına neden olmuştu. Juyeon'un yüzünde ki elimi çekip boynuna doğru indirdim. Parmaklarım boynunun üzerinde ki morlukta durdu biraz. Sonra t-shirt'ün yakasını tuttum ve biraz aşağı çektim. Köprücük kemiğinin biraz altında kalan teninde ki morluğu yutkunarak sindirmeye çalıştım.

Elimi t-shirt'ten çektim ve t-shirt'ün etek kısmını tutup yukarı kaldırdım. Gözlerim dolarken sıkıca kapattım. Bir an, gözlerimi açtığımda aslında yanlış görmüş olmayı diledim. Bu saçma dileğe tutup gözlerimi açtım ama dileğim gerçekleşmedi.

Juyeon'un karnında ki farklı yerler de morluklar vardı. Ve bu morluklar hemen geçecek gibi durmuyorlardı.

Nasıl aklıma gelmemişti vücudunun diğer yerlerinde de yaraları olabileceği? Topallamıştı, topallamıştı ve ben sadece yüzünde ki yaralara odaklanmıştım. Hoş, Juyeon bunları görmeme izin verir miydi ki? Verse de, ne yapabilirdim ki acı çekmekten başka?

Racing -°- Lee JuyeonHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin