"Ana karakter Alex Carter, tablodaki esrarengiz gölgenin peşine düşerken galerinin derinliklerindeki karanlık sırların izini sürer. Arayışı boyunca, tablonun sanatçısıyla ilgili korkunç gerçekleri keşfeder ve geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Gölg...
Alex yatağında oturdu, çaresizce gözyaşlarına boğulmuştu. Mahkumların ve polislerin tavrı onun sinirlerini alt üst etmişti. Kendisini savunmak istedi, bağırmak, bağırmak ve polislere gerçeği haykırmak istedi.
Hıçkırarak, "Ben Michael'ı öldürmedim!" diye bağırdı. Sesini yükseltti ve çevresindekilerin dikkatini çekti. Polisler öfkeli bir şekilde ona yaklaştı, küfürler savurdular ve sakin olmasını söyleyerek onu etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Ancak Alex kendini kaybetmişti. Mahkumlar arasında da karışık tepkiler vardı; bazıları ona inanırken, diğerleri öfkeli ve kuşkuyla yaklaşıyorlardı.
Alex'in bağırışları, cezaevinin koridorlarında yankılandı. Ancak o, masum olduğuna ve Michael'ı öldürmediğine inanıyordu. Sadece bu düşünceyle direniyordu, kimsenin onu yanlış anlamasına veya suçlamasına izin vermeden.
Alex yavaşca yatağına uzandı.Ama bu kadar sıkıntı içerisinden nasıl ettiyse çabuk uyumayı başardı:)
Alex, gözlerini kapattığında kendini tuhaf bir rüyanın içinde buldu. Rüyada, iki ayrı toprak yığını vardı. Birinde kendisi, diğerinde ise Emily, Sophia, Michael, ve hatta Spyle ile gölgemsi bir yaratık bulunuyordu. İlk başta şaşkınca etraflarına baktılar, ancak yakında garip bir gerçekle yüzleştiler.
Alex çaresizce arkadaşlarına yaklaştı ve yardım istedi, fakat onların gözleriyle baktığı tek şey kin dolu bakışlardı. Emily, Spyle, Michael ve Sophia birlikte dönüp Alex'e doğru bakarken, aynı anda şu sözleri söylediler: "Onu sen öldürdün, sen olmasaydın o hala hayattaydı!"
Bu sözler Alex'i derin bir şok içinde bıraktı. Arkadaşları onu suçluyor ve birlikte yaşadıkları anıları yüzüne çarpıyordu. Alex uyandığında terli bir haldeydi ve yüreği hala bu korkunç rüyanın etkisi altındaydı.
Sonraki günlerde, Alex kendini bu rüyanın anlamını düşünürken buldu. Rüya, onun vicdanının bir yansıması mıydı, yoksa sadece kabuslarının bir ürünü müydü?
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Devamı TRT Çoçukta! Şaka Şaka
Devamı: Alex rüyasından sıyrıldıktan sonra mahkumlar arasında yemek zamanı gelmişti. Yemek sırasında, yanında oturan bir mahkum, Alex'e samimi bir şekilde gülümsedi ve konuşmaya başladı.
Mahkum, "Görünüşe bakılırsa, yeni geldin. İsmim David," dedi. "Evet, evet, gözlerin mahkum biraz hüzünlü gibi, ama burada bazen gülümsemeye ihtiyacımız var."
Alex, bu samimi yaklaşıma cevap verdi ve gülümsedi. "Evet, yeni geldim. Ben de Alex. Bu yer hakkında ne düşünmeliyim?"
David göz kırparak cevap verdi, "Ah, bu yer herkesin düşündüğü gibi korkunç değil. İyi arkadaşlar edinebilirsin ve bazen gerçekten komik şeyler oluyor."
Alex ve David, yemeklerini yerken samimi şakalarla birbirlerine gülüp eğlendiler.
David:Kendini üzmeyi bırak dostum. Modern bir hapishaneye düştüğün için aslında şanslısın. Burada daha iyi koşullarda yaşıyoruz.Basketbol sahası bile var burada!
Alex, şaşkın bir ifadeyle sorar, "Daha iyi koşullar mı? Basketbol sahası bile var mı burada?"
David gülerek cevap verir, "Evet, bu hapishanede basketbol sahası var. Ne dersin, birlikte oynar mısız?"
Alex, bu beklenmedik habere sevinçle karşılık verir, "Gerçekten mi? O zaman ben de basketbol oynamayı seviyorum. Tabii, katılırım."
Arkadaşlar kitabımı okudum ve bana aşırı cringe geldi😌