Ter içinde uyandığımda vücudum alev gibi yanıyordu. Yorganı üstümden hızla atıp banyoya gittim ve buz gibi suyla yüzümü yıkadım. Berbat hissediyordum. Yüzüm ve gözlerim kıpkırmızı kesilmiş, burnumun ucu ateşten pembeleşmişti. Soğuk suyu titreyen boynuma çarpsam da içimdeki kavurucu sıcaklığı bir türlü söndüremiyordum.
"Ç-çok soğuk.." diye mırıldandım.
Ağır adımlarla kendimi pencerenin önüne attım. Tyler'ın akşamdan kalma gömleğinin düğmelerini çözüp serin havayı derin derin içime çektim. Vücudumun her yanından rahatsız edici bir sıcaklık yayılıyordu. Bileklerime baktığımda kıpkırmızı olduklarını gördüm. Tanrım, dün gece tam olarak neler yaşanmıştı? Pencereden vuran serin sabah rüzgarı çıplak göğsüme dokunduğunda anlık bir ferahlama yaratsa da yetmiyordu.
Sersemlemiş bir halde yatağa boylu boyunca uzanıp içimdeki bu sıkıntıdan kurtulmak istercesine gözlerimi sıkıca kapadım. O sırada telefonum titredi. Arayan Caleb'tı, hemen hazırlanıp aşağı gelmemi istiyordu. Sızlanarak telefonu kapattım. Zorla da olsa biraz ayılmaya çalışarak dolabımı açtım ve elime geçen ilk kıyafetleri üzerime geçirdim. Neler olduğunu, başıma gelenleri idrak edemiyordum. Vücudum ağırlaşmıştı ve sanki kirpiklerimi kaldırmaya bile dermanım yoktu.
Yavaş yavaş merdivenleri inip dışarıdaki arabanın yanına yöneldim. Arka koltuğa bindiğim anda Jason'ı orada görmemle şaşkınlığa uğramam bir oldu.
"Burada ne işin var?" dedim şaşkınlıkla.
"Ne demek burada ne işin var?" diyerek güldü Jason. Sonra yüzümü inceleyip kaşlarını çattı.
"Yüzün kıpkırmızı..Hasta mısın yoksa?"
Elini alnıma koymak için uzandığında refleksle geri çekildim. "Hayır, biraz yorgunum sadece." diye geçiştirdim.
Her yanım alev alev yanıyordu. Caleb arabayı çalıştırdığında soğuktan ya da titremekten kaçmak ister gibi iyice sweatshirtümün içine gömüldüm. Ancak yolda ilerledikçe ateşim daha da tırmanıyordu. Başım dönüyor, halsizliğim arttıkça içimdeki panik dalgası büyüyordu. Caleb önde detayları anlatmaya devam ediyordu:
"...ve biz kameraları koyduktan sonra tek yapman gereken beni aramak, tamam mı? Hemen kapının önünde olacağız. Bir daha da bu sapıkla uğraşmana gerek kalmayacak."
"A-ama sabahın köründe u-uyuyordur..." Sesim istemsizce titremişti.
Caleb dikiz aynasından bana şüpheyle baktı. "Sen iyi misin?"
"Evet, özür dilerim..Yeni uyandım."
Caleb aynadan hızlı bir bakış daha atıp önüne döndü. "Herhalde dün gece çok geç yattın, saat iki buçuk."
"Hı?" diye mırıldandım sersemce. "E-evet, çok geç yattım."
Yol boyunca Jason ara sıra dönüp "İyi misin?" diye sordu. Zoraki bir gülümsemeyle "Evet, sadece kahveye ihtiyacım var." diyerek geçiştirdim. Fakat her geçen dakika kendimi uçuruma yuvarlanıyormuş gibi daha kötü hissettiğimi biliyordum ve yanı başımda bütün yakışıklılığıyla oturan Jason bile bu içerideki yangını durdurmaya yetmiyordu.
Çok geçmeden araba durduğunda uykumun arasında kendimi Jason'ın kucağına kıvrılmış bir halde buldum. Başımın ağrısını ve boğazımdaki yanmayı hissederek yavaşça yandım. Saçımda gezinen tüy kadar hafif parmaklarını çektiğinde göz göze geldik. Endişeyle yutkundum. Belki de burada, sadece Jason'ın yanında kalmalıydım. Elimde değil..O güzel gözleriyle bana böyle yakın bakması, üzerindeki kokusu, saçlarımı okşayan büyük elleri içimdeki ateşi daha da körüklüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÜVEY KARDEŞ
ActionÜvey kardeşiyle aşk yaşayan bir kızın hikayesi. *Cinsellik, argo ve küfür içerir. *+18 *Bu hikayedeki tüm karakterler ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.
