İkinci Bölüm

107 12 4
                                        

Mart ayının sonlarında yağmur gecenin sonuna doğru yerlere hızla çarparak şimşek ve gök gürültüsüne eşlik ederken başı yastıkta, bakışları camdaydı. Sonunda yatağa devrilen adamla hiç vakit kaybetmeden yataktan kalkıp kıyafetini üzerine geçirmeye başladı. "Hemen gidiyor musun?" Adamın vücudu tamamen ortadaydı, gözleri arsızca üzerinde dolaşıyordu. Regulus ağrıyan bileklerini hareket ettirmek, ağrısını bir nebze azaltmaya çalışmak istedi ama bunu yapmaması gerektiğini öğrenmek zorunda kalmıştı. "Gitmem gerek," dedi mükemmel bir oyunculukla. Eli kırmızı ışığı yakıp işin bittiğini belli etmek istedi ama adam korkutucu bir hızla kalkıp bileğini tuttu. "Hayır," dedi. "Seninle işim bitmedi." Regulus ne olduğunu anlayamadan adam onu yere ittirmişti, kalçası çıplak zeminle sertçe buluştuğunda acıyla inledi ve bunu yaptığında adamın sırıtışının nasıl büyüdüğünü fark etti. "İşte şimdi işe yaramaya başladın." Kalbi korkuyla doldu, adamın elleri yatağın köşesine attığı pantolonunu karıştırıyordu. Keskin ve demir bir şeylerin birbirine çarptığını duyduğunda korkuyla bembeyaz kesildi. Buradan çıkmalıydı.
Adamın kalın ve ufak parmakları cebin en dibine ulaşmaya çalışırken hızla yerden kalktı, kalçalarının sızlamasının şiddetiyle bir an yalpalasa da hızla kapıya ilerlerken sesini sabit tutmaya çalıştı. "Sizin için harika bir eğlencem var," dedi. "Hazırlanıp gelmeme izin verin lütfen." Cevabını beklemeden odadan çıktığında kırmızı ağırlıklı koridorun her yanı insanlarla doluydu, kapılar kapanıp açılıyordu. Hilda'yı bulmalıyım, diye düşündü. Hilda oradaki en güvenilir kadındı ve güvenlikler onun lafına her zaman inanırdı. Gözleri hızla koridorda gezindi ama ne kadar beklerse beklesin ondan bir iz bulamadı, çaresizliğe kapılmak için vakti olmadığını bilerek ana avluya ilerledi. Gözleri hızla etrafta geziniyordu, içeriye her an her tiplemede adam giriyordu ve onu süzmeleri midesini düğümlendiriyordu. "Neredesin Hilda," dedi kendi kendine ama gözleri birisiyle kesiştiğinde duraksadı. Aradığı mavi gözler değildi bunlar, renklerini ışık ve mesafeden kestiremese de gördüğü genç adamı hiç gördüğünü zannetmiyordu. Dalgalı ve karışık saçlarıyla sıradan giyimli bir adamdı karşısındaki ama dikkatini çeken giyimi değildi. Onu süzmüyordu, sırıtmıyordu, hatta gülümsemiyordu bile. Sadece gözlerine bakıyordu. Kalbi bir an için anlamadığı bir şekilde hızlandı ama nerede olduğunu hatırlatan gürültü tekrar kulaklarına dolduğunda tekrar genç adama bakmadan amacına yöneldi. Gördüğü kadınla oraya ilerlerken çoktan o kısa anın hissi kaybolmuştu bile.

İki Saat Önce
Şehir hep aynıydı, kendisi gibi. Bazı zamanlarda kendini sıradan bir adam olarak nitelendiriyordu, arkadaşları belki de haklıydı. İşkolik değildi belki ama her şeyi en güzel şekilde yapmak isterdi, arkadaşlarının gittiği yerler için fazla sessiz hissediyordu. Arkadaşları ona katılmıyorlardı gerçi, James Potter onlar için bir parti canavarı ve bazen de birinci sınıf bir oyunbozandı.

"Sana diyorum adamım, burası bildiğin yerler gibi değil." Akşam yemeğini iş arkadaşlarıyla yemeyi kabul ettiğinde tek hayali bir İtalyan restorantında en sevdiği makarnayı yiyip eve döndüğünde kendine vakit ayırmaktı. Ama burada oturmuş, arkadaşlarının geneleve gitme iknalarını inatla reddederken soğuyan makarnasının yasını tutuyordu. "Seks yapmayı aramıyorum, özellikle bilmediğim biriyle." Falco söylenerek gözlerini devirdi. "Bu mekanların amacı bu, dostum! Sadece seks yapmak diye bir tanım yok mu senin sözlüğünde?" Gazozunu dudaklarına götürürken "Yok," dedi. Yoktu da. İlk ve tek sevgili denemesi, aynı zamanda en yakın arkadaşı Lily ilişkilerinin üçüncü ayında lezbiyen olduğunu ve en yakın arkadaşına aşık olduğunu fark etmişti. Birkaç kez başka insanlarla tanışmaya ve ilerlemeye çalışmıştı ama neredeyse hepsi ikinci veya üçüncü buluşmalarında başkasına aşık olduğunu fark etmişti. Lily bunun James'in laneti olduğunu ve gerçek aşkı bulana kadar bu zinciri kıramayacağıyla alakalı şakalar yapmıştı, onun umutsuz romantikliğine her defasında gülse de gerçek aşkın varlığıyla alakalı şüphelerini giderecek hiçbiriyle karşılaşmamış, hiçbir şey yaşamamıştı.
"Gelmiyorsun yani?" Arkadaşlarına başını salladı, sonunda bu durumdan kurtulabildiğine rahatlamıştı. İkisiyle ayrıldığında yemeğini evde yemeye karar vermiş, makarnayı mikrodalgaya atma düşüncesiyle paket yaptırarak yanına almıştı. Evi her zaman olduğu gibi sessizdi; aylardır elini bile sürmediği gitarı duvara yaslıydı, kitaplar kitaplıklarından taşıyordu ve iş dosyaları masasına yayılmıştı. Makarnayı ısıtmak için vakit harcamayarak olabildiğince hızla ağzına sıkıştırdı, hayatı her zaman aynıydı. Yirmilerinde yaşlanmış hissetmesine engel olamıyordu.
Bulaşıklarını yıkarken kulaklığına yansıyan zil sesiyle telefona yanıt verirken hattın öbür ucunda Falco'nun sarhoş sesi yankılandı. Körkütüktü ve konuşmaları karışıktı ama onu almaya gelmesi için yalvardığını anlayabilmişti. Onu yalnız bırakacak değildi, Gerald muhtemelen Falco'nun mekandaki varlığını bile unutmuştu ve bir sonraki sabaha kadar hatırlamayacaktı. Vakit kaybetmeden daha önce bahsettikleri yere doğru yola çıktığında içindeki garip hisse engel olamıyordu, yine de hissin sebebini bulmaya yaklaşamıyordu. Muhtemelen yemeği ısıtmadığım için mideme dokundu, diye düşündü iki katlı binanın önünde dururken. Dışarıya kırmızı ışık yansıyordu, yağmurda ıslanmamak için hızlı adımlarla içeriye adım attığında gördüğü şey...
Kaostu.
Her yerde erkekler vardı. Kısa, uzun, kilolu, zayıf, yaşlı ve orta yaşlı. Önünde sıra oldukları odaların kapısı bir açılıp bir kapanıyor, birisi çıkarken içeri bir başka adam giriyordu. Falco kapıya yakın olacağını söylemişti, yani buralarda bir yerlerde olmalıydı. Gözlerini çevrede gezdirirken beklemediği bir şey oldu. Karşılaştığı yüzle garip hisler tekrar geri geldi; elmacık kemikleri, karışık saçları ve ışığın saniyelik kapanıp açılmalarıyla fark ettiği yeşil gözler. Ona bakan yeşil gözler. Bakışları sorgulayıcıydı, gözleri parlıyordu. James gülümsemeye çabaladı, bir tepki vermeye. Ama o bunu başaramadan yeşiller elalarından ayrıldı ve uzaklaştı. O an çevresini fark etti, özellikle de onun çevresini. Adamlar rahatsız edici bakışlarıyla onun kıyafetini süzüyorlardı, oraya doğru adım attığında birisine çarptı. "Adamım, gelmişsin!" Falco gülüyordu, onu tutan mavi elbiseli kadın hiçbir şey söylemeden bırakıp gittiğinde teşekkür edememiş, Falco kusacağını söylemeye başladığında geri dönüp ona garip hissettiren kişiyi bulamamıştı. O kimdi ve burada ne işi vardı?

a boy with one eyeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin