Sabahın erken saatlerinde gözlerimi açtığımda, Hasan'ın yanında derin bir huzur hissettim. Gözlerimi kısarak yüzüne baktım; bu sessiz adamın ifadesinde, çocukluğumdan beri özlediğim bir güven bulmuştum. Onunla geçirdiğimiz her an, benim için beklenmedik bir şekilde anlam kazanıyordu. Bir süre gözlerimi ondan ayıramadım. Kalbimde ona olan güvenle birlikte, ona dair daha fazla şey öğrenme isteği büyüyordu.
Sessizce kalktım, Hasan uyanmasın diye yavaş hareket ettim. Giyinip mutfağa yöneldim. Hasan'ın annesi Saadet Hanım, her zamanki gibi erkenden kalkmıştı ve mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu. Beni görünce yüzünde biraz gergin bir ifade belirdi ama bunu hemen bastırıp hafifçe gülümsedi.
"Günaydın kızım, erken kalkmışsın," dedi.
Saadet Hanım, Hasan'la evlenmemin ilk günlerinden beri bana karşı mesafeli ama nazik davranıyordu. Biraz gergin ama aynı zamanda destekleyici bir hali vardı. Fakat çoğu zaman, bana anlatmadığı bazı düşünceler taşıyormuş gibi görünüyordu. Bugün yüzündeki bu gerginliği daha belirgin bir şekilde fark ettim. Beni yakından izliyor ama sorular sormamı istemiyormuş gibi sessizce davranıyordu.
Oturduğumda, Saadet Hanım elindeki çayı bana uzattı. Hafifçe teşekkür ettim, ama gözlerim onu hala izliyordu. Bu sırada, Hasan'ın çocukluğuna dair bir şeyler öğrenme isteğim daha da arttı. Saadet Hanım'ın gözlerinde bir şey vardı; Hasan'ın geçmişine dair sessizce sakladığı, ama kelimelere dökmekten kaçındığı bir şey. Bir an dilimin ucuna geldi, soracak gibi oldum, ama kendimi tuttum. Yine de, aramızdaki o kısa sessizliğin ardından dayanamayıp hafifçe sordum:
"Saadet Hanım, Hasan... çocukken de böyle içine kapanık mıydı?" dedim, çekingen ama meraklı bir ifadeyle. Bu sorunun onu huzursuz ettiğini fark ettim.
Saadet Hanım'ın yüzü gerildi, ellerindeki çay bardağını sıkıca kavradı. Gözlerini benden kaçırarak, "Hasan küçükken çok neşeliydi, güler yüzlüydü. Ama bazı şeyler insanı değiştiriyor, içine kapatıyor," dedi, sesi yavaş ve düşünceliydi.
Onun bu kısa cevabı, Hasan'ın geçmişinde ağır bir şeyler olduğunu doğrular gibiydi. Saadet Hanım'ın bu konuyu açmaktan hoşlanmadığını anlayarak daha fazla üstelemedim. Fakat içimde, Hasan'ın ailesine ve onun çocukluk yıllarına dair giderek artan bir merak vardı. Bu ailede saklanan bir sır vardı; Hasan'ı bu kadar suskun ve içine kapanık yapan bir sır...
Kahvaltı sırasında Hasan da uyanıp yanımıza geldi. Yanıma oturdu, bana göz ucuyla bakarak sessizce gülümsedi. Onun yanımda olması, bu evde yabancı gibi hissettiğim o günleri unutturmuştu. Artık Hasan'ın yanında, bu evde gerçekten bir yerim olduğunu hissediyordum.
Kahvaltıdan sonra Hasan'la birlikte dışarı çıktık, tarlaya gidiyorduk. Yolda yürürken aramızda kısa bir sessizlik oldu, ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Hasan'ın yanımda olması, kelimelere ihtiyaç duymadan birbirimizi anlamamızı sağlıyordu.
Yavaşça elini tuttum, bu hareketime hafifçe bakarak gülümsedi. O gülümseyiş, bana olan güvenini hissettirdi. Fakat içimdeki merakı daha fazla saklayamayarak duraksadım. Cesaretimi toplayıp, ona sessizliğini bozmadan sormak istedim. Ellerimizi bırakmadan ona döndüm ve gözlerine baktım.
"Hasan, bana anlatmak istemediğin şeyler var gibi... Ailende yaşanan bir şey mi bu? Seni bu kadar suskun yapan şey?" dedim, sesimde biraz çekinme vardı.
Hasan, gözlerindeki derinliği daha belirgin hale getirdi, kaşlarını hafifçe çattı. Gözlerini benden kaçırdı ve derin bir nefes aldı. Defterini çıkardı ve ağır harflerle yazmaya başladı:
"Zeynep, bunu konuşmak zor benim için. Zamanı geldiğinde anlatacağım sadece bilmeni isterim ki Ailemin geçmişi... babamın bize bıraktığı bazı yükler var."
YOU ARE READING
YANKISIZ - BERDEL
Roman pour AdolescentsDokunayım mı Hasan? Senin bana dokunduğun gibi ben de sana dokunayım mı hı erim?" Kısık sesimle konuşarak ellerimi hareket ettirdim. Gözlerine kenetlediğim gözlerime bakarak başını salladı. İstiyordu beni istediğini zaten biliyordum ama bunu göster...
