Sabah uyandığımda Hasan'ın yanımda oturduğunu ve beni izlediğini gördüm. Bir an göz göze geldik; gözlerindeki o sakin, huzur veren ifade beni biraz daha rahatlatıyordu. Dün gece yaşananları düşündüm. Hasan'ın sessizliği içinde bana verdiği destek, Mehmet'in her kelimesini silip atmıştı. Derin bir nefes alıp yatağımdan doğruldum.
"Sabah oldu mu?" diye fısıldadım, bir yandan da Hasan'ın elinde tuttuğu deftere baktım. O ise başını hafifçe eğerek doğruldu ve pencereye yöneldi. Perdenin aralığından sızan gün ışığı odaya doluyordu.
Annemin sesi dışarıdan geliyordu. Kahvaltıyı hazırlıyor olmalıydı. Hasan bana dönüp defterine bir şeyler yazdı ve kâğıdı bana uzattı:
"Hazır mısın? Bugün dönmek istiyorsun, değil mi?"
Gözlerine bakıp gülümsedim. "Evet, Hasan. Artık evimize dönelim." Başımı sallayarak onu onayladım. İkimiz için de bu evde fazla kalmak doğru değildi. Hasan, her ne kadar benimle birlikte bu ortamda bulunmaya razı olsa da, burada hissettiği gerginliği görüyordum.
Hızlıca toparlanmaya başladım. Ufak çantamı hazırlarken Hasan da sessizce bana yardım ediyordu. Arada bir göz göze geliyorduk; yüzündeki o kararlı ifade, kararımın doğru olduğunu hissettiriyordu.
Kahvaltı için salona geçtiğimizde annem bizi bekliyordu. Babam ise verandada oturmuş, çayını yudumluyordu. Mehmet'in sesi ise ortalıkta yoktu. Büyük ihtimalle erkenden çıkmıştı ya da evde olduğum sürece bana gözükmek istemiyordu. İçimde ona karşı hâlâ bir öfke vardı ama Hasan'ın varlığı her şeyin üstünü örten bir teselli gibiydi.
Annem, masaya oturduğumuzda yüzüme baktı. "Zeynep, bir şey mi oldu kızım? Erken dönmek mi istiyorsunuz?"
Gözlerimi kaçırmamaya çalışarak başımı salladım. "Evet, anne. Artık evimize dönelim diyoruz. Burada kalmak güzeldi ama evimizde dönmemiz gerekiyor."
Annem üzgün bir şekilde başını salladı, ama çok fazla ısrar etmedi. "Haklısın kızım. Ama yine gel, tamam mı? Biz seni özleriz. Hasan oğlum da yabancı gibi olmasın, bu ev onun da evi artık." Hasan'a dönüp gülümsedi.
Hasan başını hafifçe eğip gözleriyle teşekkür eder gibi bir ifade verdi. Sessizliği bile anneme sıcak gelmişti.
Babam, Hasan'la vedalaşmak için içeri girdi. "Yolunuz açık olsun kızım, Hasan. Bir ihtiyacınız olursa haber edin. Mehmet'le yaşadıklarınızı unutun, kafanıza takmayın."
Babamın bu sözleri içimi biraz rahatlattı ama tam anlamıyla huzur bulmam zordu. Hasan'ın sessizce bana baktığını fark ettim.
Yola çıktığımızda hava biraz serindi. Hasan arabayı kullanırken, ben yan koltukta ona bakıyordum. Sessizliği bozmadan yan yana oturmak bile yetiyordu bazen. Yolda giderken, Hasan'ın elini tuttum. O, kısa bir süre elime baktı, sonra sıkıca kavradı.
"Evimize gidiyoruz," dedim hafifçe gülümseyerek. Hasan, yüzünde yumuşak bir ifadeyle başını salladı.
Köyümüzün girişine vardığımızda içimde bir huzur hissettim. Kendi evimize, kendi düzenimize dönmek... Bu fikir beni daha güvende hissettiriyordu. Hasan'ın da yüzündeki ifadenin biraz daha rahatladığını fark ettim.
Evimizin kapısına vardığımızda, Hasan arabayı durdurdu ve bagajdan valizleri çıkardı. Evin bahçesi, sonbaharın o güzel renkleriyle dolmuştu. Hasan, kapıyı açtığında bir an durup bana baktı, sonra elini uzattı.
"Teşekkür ederim," dedim onun elini tutarak. Bu basit jest bile beni daha güçlü hissettiriyordu. Evimize girdiğimizde, içimde bir huzur vardı. Bu bizim yuvamızdı ve ne olursa olsun, burada Hasan'la birlikte her şeyin üstesinden geleceğimi biliyordum.
YOU ARE READING
YANKISIZ - BERDEL
Roman pour AdolescentsDokunayım mı Hasan? Senin bana dokunduğun gibi ben de sana dokunayım mı hı erim?" Kısık sesimle konuşarak ellerimi hareket ettirdim. Gözlerine kenetlediğim gözlerime bakarak başını salladı. İstiyordu beni istediğini zaten biliyordum ama bunu göster...
