Çok beklettim sizi, ama beklemenize değecek bir bölümle geldim.
Nasılsınız görüşmeyeli?
Ben bölümü atana kadar yaz geldi, neler yapıyorsunuz yazın?
●●●
Sabah uyandığım gibi işe gitmek için hazırlanmıştım.
Bütün bir gece babamın başında nöbet tutmuştum. Yorgundum. Yeni yeni iyileşiyorken bir anda uykusuzluk iyi gelmeyecekti bana ve bedenime. Farkındaydım bu tür şeylerin, fakat korkmuştum bir kere. Babama saldırmışlardı benim, bunun normal olan yanı neresiydi? Şoku hâlâ atlatamıyordum. Yine zarar verirlerse, yine gelirlerse diye diye kafamı iyice doldurmuştum.
Babamın bu insanlara ne yaptığını merak ediyordum en çok. Durduk yere para istemek için falan bir kenarı sıkıştırdılar babamı desem, babamda para ne arardı ben olmadıkça.
Bir düşüneyim demiştim, ben bir zarar veren olsam neden verirdim? Ya ben zarar gördüğüm için ya da yine bana yapılan bir yanlışta böyle davranırdım. Aklıma içkisini ödememesi gibi şeyler geliyordu sürekli. İlk değildi çünkü. Yapardı bunları. Daha önce dayak yedi mi bilemiyordum fakat böylesine yemediği barizdi, keza aldığı yara, tahminlerimi kolaylaştırıyordu.
Çok dalmıştım düşüncelere. Hemen hızla hazırlanıp kafeye doğru adımlarımı atmaya başlamıştım. Tosun hâlâ uyuyor vaziyetteyken sessizce geçmiştim uzağından. Yaz gelmeye başladığı için gün doğumu erken gerçekleşiyordu. Normalde kışın gittiğimde karanlık olan saatte artık aydınlık oluyordu. Sabah sabah kuş bile ötüyordu, bir de adeta şarkı söylüyordu. Gagasında gizlenen bir melodisi vardı kumrunun. Kimsecikler uyanık bile değilken ne diyeydi bu heyecanı? Çok da güzel kutlamıştı yazın gelişini. Yolda sesiyle de eşlik etmişti bana, güzel kumru.
Kafenin kapısını açtığımda ön taraftaki ışıklar kapalıydı, koridor kısmındakilerse açık. Ön kısımda yanan ışık olmamasına rağmen mekanı aydınlatan bir güneş vardı. Soğuğa daha yakın bir ılıklık takip ediyordu bu sabah şehri.
Mutfağa girip tavaları çıkarmakla başlamıştım her zamanki gibi. Birazdan herkes burada olurdu zaten. Bakalım bugün Minenin bana olan tavrı nasıl olacaktı.
Gelen seslerin olduğu yöne bakışlarımı çevirdiğimde Nevriye ablanın geldiğini görmüştüm.
"Günaydın!"
"Günaydın, Esinim!"
Kadın yaz kış demeden uzun ve kalın şeyler giymeye devam ediyordu. Onu görünce bile sıcak basıyordu bana.
"Nevriye sultan, sen üşümüyor musun ya?" Demiştim ironik bir şekilde.
"Asıl sen üşümüyor musun? Baksana hava buz gibi oluyor sabahları."
"Öyle deme, bak güneş sıcacık yapıyor hemen etrafı."
İçerisi dışarıya kıyasen daha soğuktu, kadının üşümesine laf eden bendeydi sorun.
Biraz daha gülüştükten sonra Ali de gelmişti. Ona da kısa bir hal hatır sorup ayaküstü, havadan sudan hasbihal etmiştik. Çocuk helak oluyordu resmen iş iş diye. Bizim Mine de durmasın geç kalsın zaten. Şu çocuk bile Mineden daha çalışkan, ciddi ve dakikti resmen. Çok kızdırıyordu beni çok! Öfke topuna dönüyordum. Ne değişmişti ki biz bu hale gelebilmiş olalım?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yunan Esintileri
RomanceGerek ailevi gerek arkadaş çevresinde oldukça sıkıntı yaşayan Esin'in pes etmeden kendi ayaklarının üstünde duruşuna büyük destek olan birisi vardı. Bu Adonisle Esin'in hikâyesi. Bu hikaye şiddet betimlemeleri, cinsellik, küfür ve/ya çeşitli yetişki...
