Gün boyu gülüp eğlenmiştik, uzun zamandır kendimi bu kadar iyi hissediyordum. Hava kararmak üzereydi bizde akşam yemeği için mangal ı kurduk.
"Efee!"
"Ne oldu oğlum" dedi mangali yelleyen Efe
"Oğlum bak düzgün yelle şu köfteleri" dedi Mert
"Kolaysa gel sen yap"
"Ya ben yeşillikleri doğruyorum" dedi Mert soğandan gözleri dolmuş bir şekilde
"Tamam sen git Efe ye yardım Et ben yaparım" dedi Yaren
"Yok sen istersen sofrayı hazırla Emre ile biz hallederiz"
Efe yellerken bende köfteleri çeviriyordum rüzgardan tüm küller gözüme gelmesin diye gözüm ü kısa kısa görmeye çalışıyordum. Mert in bakışları bana kaydı elindeki bıçağı bırakıp yanımıza geldi.
"Kalk şurdan" dedi bana
"Sende çık şurdan, git sebzeleri doğra" dedi Efe ye
"Tut şunu, size bir iş verdim onu da adam akıllı yapamadiniz ben çeviricem yelle şunu" dedi bana
Mangali yellemeye başladım, Mert de köfteleri çeviriyordu. Efe ise sebzelerin başına geçmiş soğan ile mücadeleler veriyordu. Yaren ve Emre de sofrayi kuruyorlardi. Uzun uğraşlar sonucu herşeyi hazırlamıştık ve bu soğuk hava da ortaya yaktığımız ateşin etrafina toplanmiş yemeklerimizi yiyorduk.
"Valla ellerime sağlık bir insan bu kadar mı mangalı güzel yapar be" dedi Mert
"Mütevazilik deyince de Mert" dedi Efe
Mert, sebzelerin olduğu kaptan bir domates çıkarıp havaya kaldırdı, ve inceledi.
"Bu ne Efe"
"Domates"
"Oğlum bu nasıl bir doğrama" dedi Mert
"Beğenmiyorsan yeme"
"Müthiş işçilik"
Hepimiz karınlarımızı güzelce doyurduk sofrayi kaldırdık ve tekrar ateşin etrafina oturduk. Hava kapkaranlik olmustu yaktiğimiz ateş hem etrafi aydinlatiyor hemde bizi bu soğuk ta ısıtıyordu.Yaren biraz durgun gibiydi.
"Uzun zaman sonra çok güzel oldu" dedi Efe
"Harbi he Oğlum biz bu iki yılda neler yaşadık lan" dedi Mert
"Hem çok şey öğrendik hemde çok şey kaybettik" dedi Emre
"Keşke Dolunay da burada olsaydı" dedi Yaren
"O burda zaten" dedi Mert gülümseyerek sonra arkasindaki çantadan küçük bir çerçeve çıkardı ve yanındaki boş alana koydu. Dolunay in fotoğrafiydi bu , Dolunay izci kıyafeti giymişti. Küçüklüğünden kalma bir fotoğrafti büyük ihtimalle, fotoğrafta ne gülüyor ne de somurtuyordu durgun ama masum bir hali vardı.
"Bakın o da bizimle geldi kampa" dedi Mert
"Nerden buldun bu fotoğrafı" dedi gözleri dolu bir şekilde gülümseyerek
"Biz ortaokuldayken üçümüz kampa gitmiştik, Dolunay da bu kıyafeti giymemek için iki saat direnmişti, sonra mecburen giydi bu da izcilik kulubünde çekildiğimiz fotoğraftan di, kesip getirdim" dedi Mert
"İyi yapmışsın" dedi Yaren
"Yaparız lan biz arkadaşimiz bizi kurtardi bizde onun hedefini gerçekleştireceğiz" dedi Mert
"Ne yapacağiz ki" dedi Emre
"Önce o töz denen gruptan Hakan ı geri alıcaz sonra da bize ne kadar düşman varsa hepsini geldikleri yere geri yollayacağiz" dedi Mert
"Yaparız tabikide Hakan ı da buluruz, o töz deki Fikri demiri de" dedi Efe
"Tabikide Yaparız Dolunay için kardeşini bulucaz ve hem ailelerimize hemde Dolunay in kardeşine bunu yapanlari yeneceğiz" dedim
"Biz, bize yeteriz" dedi Efe
"Harbi lan biz bize en güzeliyiz kimseye ihtiyacimiz yok" dedi Mert yüksek sesle
"Neyse bu kadar duygusallık yeter yatalım yavaştan" dedim
"Harbi saat geç olmuş"
Eşyalarimizi toparlayıp çadırlara yerleştirdik. Emre, Yaren ve Mert çadırlarına geçtiler. Bende ateşin yaninda biraz daha oturup bugün olanları düşünmeye başladım.
"Yusuf sen yatmıyormusun" dedi Efe
"Ateşi söndürüp yatacağım" dedim
"Tamam" dedi ve çadırına girdi Efe
Elime su şişesini aldım ve ateşe dökmek için kapağını açtım tam o sırada bir çatırdama sesi duydum hızlıca etrafıma baktım hava o kadar karanliktiki sadece ateşin etrafini biraz görebiliyordum ağaçlarin aralarina dikkatlice bakmaya başladım.
Tam o sırada biraz uzaktaki bir ağacın arkasinda bir hareketlilik sezdim. Ağacın arkasinda siyah kıyafetler içinde yüzünü gizlemiş biri vardı. Benim onu gördüğümü farketmişti ve koşmaya başladı.
"EFE!! MERT!! YAREN!! EMRE!! KOŞUN BIRI BIZI TAKIP EDIYOR" diye bağırarak gördüğüm kişinin peşinden koşmaya başladım
Bağırmamın ardından en son onları aceleyle çadırlarından çıkarken gördüm. O anki sinir ve nefretle normal hızımdan on kat daha hızlı koşuyordum. Bu gizemli yabancıya çok yaklaşmıştım.
Aramizda çok azıcık bir mesafe kaldığında onu arkasindan tuttum ve ikimizde dengemizi kaybedip yere düştük. Bana saldırmaya çalışmadı sadece yerden kalkmaya çalışıyordu. O anki hıncımla yerden kalkıp kıyafetinden tuttum.
"KIMSIN LAN SEN!! KIIIM!!"
Yüzümdeki acıyla geriye savruldum, yüzüme yumruk atıp elimden kurtulmustu. Tam kaçacağı sırada yerdeyken ayak bileğinden tuttum. Ayak bileğinde halka şeklinde takılmış, yanıp sönen kırmızı ışıklı bir cihaz vardı.
Ayağıyla bileğime vurdu ama ben bırakmadım. Düz döndü ve sert bir şekilde koluma vurdu. Ayağa kalkmıştı bende ayağa kalktım yüzüme bir yumruk attı ben de ona atacağim sırada vuracağim yeri geri çekti. Yaren in gücünü kullanmaya karar verdim gözlerimi kapadım ve açtım.
Nereye vuracağını önceden görebiliyordum. Ve saldirilarindan kaçmayı başardım. Ve hiç beklemediği bir anda ona vurdum o bana vurmaya çalıştı ama saldırılarını önceden görebildiğim için kolayca kaçtım.
Beni yenemiyordu ben ona kolayca vurabiliyordum onun saldırılarını gücüm sayesinde görüp kaçabiliyordum. Yakasından tutup yere fırlattım onu ve üstüne doğru yürüdüm.
"Yüzünü sen mi gösterirsin? Yoksa ben mi açayım?" Dedim
Ve yüzündeki maskeye uzandım çıkaracağım sırada, başımda büyük bir yanma hissettim, zihnim, kafamın içinde sanki bir ateş vardı ve saniyeler geçtikçe acı daha çok arttı. Yere düştüm ve çığlıklar atmaya başladım. Karşimdaki kişi ayağa kalktı. Ve elini üzerime tuttu.
Acı daha çok arttı, çığlıklar atarak yerde acının geçmesini umarak kafamı tutuyordum. Karşımdaki yabancı kaçmaya başladı , ve acı saniyeler sonra geçmişti, Efe ve mert ile koşmaya başladık ve ana yolu gördüğümüzde, maskeli yabancı yoldaki arabaya binip buradan uzaklaştı.
"Oğlum!! Oğlum! Plakayı al!!"
Efe plakaya bakıp tekrar etmeye başladı ve telefonuna yazdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KELEN
Science Fiction"Güç, sadakat ve fedakarlık üzerine yazılmış bir gençlik hikayesi" ☘️
